Ceyhun KALENDER
Köşe Yazarı
Ceyhun KALENDER
 

ÇANAKKALE ZAFERİ VE CUMHURİYETE GİDEN YOLDA TÜRK OCAKLARI (1)

Türkiye’nin en uzun ömürlü sivil toplum kuruluşu olan, ülkemizin en buhranlı yıllarında kurulan Türk Ocakları, en karanlık gecede milletimizin aydınlığa açılan penceresi olma vazifesini üstlenmiştir. Fransız İhtilâlı ile birlikte önce Avrupa’da, daha sonra da bütün dünyada yükselen milliyetçilik akımları, en fazla imparatorluk coğrafyalarını, tabiatıyla da çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nu sarsmıştır. XIX. yüzyılın sonlarına gelindiğinde koca bir imparatorluk avuçlarımızda ufaldıkça ufalmakta, millî felaketlerin biri atlatılmadan bir diğer felaket kapımızı çalmaktaydı. Emperyalist Batı’nın yayılmacı politikaları karşısında sürekli gerileme ve toprak kaybına uğrayan Osmanlı, biçare halde sonun başlangıcını durdurmak için çareler ararken, Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhakı, Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilân etmesi, Girit meselesi, 31 Mart Vakası, Trablusgarp yenilgisi ve diğer gelişmeler hiç hız kesmeden devam etmekteydi. Dahası da İmparatorluk bünyesinde Türklerin dışında bütün milletler teşkilatlanmaktaydı.   Bunun sancılarını çeken tek unsur Türklerdi. Mili şuur ve milliyetçilikten mahrum bir vaziyette bulunan Türkler arasında, durumun vahametini gören bir grup aydın ve yönetici, millî mefkûreden ve şuurdan mahrum bir kitleyi, adına millet dediğimiz ortak duygu ve düşünce etrafında toplamaya çalışıyordu. Resmen iflas etmiş olmasına rağmen toplumun ve devletin önde gelenlerinden bazıları hâlâ Osmanlıcılık fikrinde ısrarcıydılar ve memleketin bekası için bu ideolojiye sarılmaya devam ediyorlardı. Hâlbuki o sıralarda Türk toplumunun en temel problemi, bir millet halinde toplanmamış olmaktı. Bu fikri savunan bir avuç aydın, Türk Derneği ve Genç Kalemler etrafında toplanmış ve hummalı bir gayretin içine girmişlerdi. Türklüklerinin farkına varan ve bunu bir ülkü haline getirmeye, milleti de bu ülkü etrafında birleştirmeye çalışan bu mütevazı grubun amacı, Türkler için köklü ve millî bir değişim yaratmaktı. İfade etmesi acı da olsa Türkler öz yurdunda XVII. asırdan bu yana âdeta ikinci sınıf bir vatandaş gibi yaşamakta ve Türklüklerini unutur hale gelmekteyken Türk aydınları harekete geçmişlerdir. Ne yazık ki Türklerin dışında bütün unsurlar mensubu bulundukları milletin propagandasını yaparken, Türk’üm demek suç olabiliyor, Türklük aşağılanıyordu.   İşte bu durumu gözlemleyen Askerî Tıbbiye öğrencileri, kendilerinden önceki nesiller gibi, Türk milleti aleyhine gelişen ve Türk milletini bir çöküşe doğru götüren bu duruma seyirci kalmamak düşüncesiyle aralarında gizli toplantılar yaparlar. Nihayet “190 Tıbbiyeli Türk Evladı” adına öğrenci temsilcilerinden Hüseyin (Baydur) tarafından hazırlanan 11 Mayıs 1911 tarihli bir “Beyanname”yi, devrin güvendikleri aydınlarına gönderirler ve ziyaretlerine giderek yardımlarını isterler. Tıbbiyeli gençlerin sesine kulak veren milliyetçi aydınlardan Mehmet Emin, Ahmet Ağaoğlu, Ahmet Ferit, Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik ve Fuat Sabit, gençlerin temsilcileri ile Ahmet Ferit Bey’in evinde yapılan bir toplantıda “milliyet esasına dayanan” bir derneğin kurulmasına karar verirler. Daha sonra 20 Haziran 1911’de Ahmet Ağaoğlu’nun evinde yapılan ikinci toplantıda kurulacak derneğe Dr. Fuat Sabit’in teklifi ile “Türk Ocağı” adı verilmiş, ilk tüzük taslağı hazırlanmış ve geçici yönetim kurulu seçilmiştir. Geçici yönetim kuruluna millî şair Mehmet Emin (Yurdakul) (Başkan), Yusuf Akçura (2. başkan), Mehmet Ali Tevfik (kâtip), Dr. Fuat Sabit (muhasip) seçilmişlerdir. Böylece Türk Ocağı fiilen kurulmuştur. Fiilen kuruluşundan itibaren yapılan uzun bir hazırlık devresinden sonra, resmî kuruluş 25 Mart 1912’de tamamlanmıştır. Türk Ocağının ilk resmî yönetim kuruluna Ahmet Ferit (Başkan), Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik, Dr. Fuat Sabit seçilmiştir. Görüldüğü gibi Türk Ocakları, oldukça gizli toplantılar ve görüşmeler sonucu duyarlı gençlerin teşviki ve bir avuç aklı başında aydının öncülüğünde kurulmuştur.   Türkiye’nin en uzun ömürlü sivil toplum kuruluşu olan Türk Ocakları 100. yılını kutlamaktadır. Yüz yıl önce, ülkemizin en buhranlı yıllarında kurulan Türk Ocakları, en karanlık gecede milletimizin aydınlığa açılan penceresi olma vazifesini üstlenmiştir. Fransız İhtilâlı ile birlikte önce Avrupa’da, daha sonra da bütün dünyada yükselen milliyetçilik akımları, en fazla imparatorluk coğrafyalarını, tabiatıyla da çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nu sarsmıştır. XIX. yüzyılın sonlarına gelindiğinde koca bir imparatorluk avuçlarımızda ufaldıkça ufalmakta, millî felaketlerin biri atlatılmadan bir diğer felaket kapımızı çalmaktaydı. Emperyalist Batı’nın yayılmacı politikaları karşısında sürekli gerileme ve toprak kaybına uğrayan Osmanlı, biçare halde sonun başlangıcını durdurmak için çareler ararken, Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhakı, Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilân etmesi, Girit meselesi, 31 Mart Vakası, Trablusgarp yenilgisi ve diğer gelişmeler hiç hız kesmeden devam etmekteydi. Dahası da İmparatorluk bünyesinde Türklerin dışında bütün milletler teşkilatlanmaktaydı.          Bunun sancılarını çeken tek unsur Türklerdi. Millî şuur ve milliyetçilikten mahrum bir vaziyette bulunan Türkler arasında, durumun vahametini gören bir grup aydın ve yönetici, millî mefkûreden ve şuurdan mahrum bir kitleyi, adına millet dediğimiz ortak duygu ve düşünce etrafında toplamaya çalışıyordu. Resmen iflas etmiş olmasına rağmen toplumun ve devletin önde gelenlerinden bazıları hâlâ Osmanlıcılık fikrinde ısrarcıydılar ve memleketin bekası için bu ideolojiye sarılmaya devam ediyorlardı. Hâlbuki o sıralarda Türk toplumunun en temel problemi, bir millet halinde toplanmamış olmaktı. Bu fikri savunan bir avuç aydın, Türk Derneği ve Genç Kalemler etrafında toplanmış ve hummalı bir gayretin içine girmişlerdi. Türklüklerinin farkına varan ve bunu bir ülkü haline getirmeye, milleti de bu ülkü etrafında birleştirmeye çalışan bu mütevazı grubun amacı, Türkler için köklü ve millî bir değişim yaratmaktı.[1] İfade etmesi acı da olsa Türkler öz yurdunda XVII. asırdan bu yana âdeta ikinci sınıf bir vatandaş gibi yaşamakta ve Türklüklerini unutur hale gelmekteyken Türk aydınları harekete geçmişlerdir. Ne yazık ki Türklerin dışında bütün unsurlar mensubu bulundukları milletin propagandasını yaparken, Türk’üm demek suç olabiliyor, Türklük aşağılanıyordu.          İşte bu durumu gözlemleyen Askerî Tıbbiye öğrencileri, kendilerinden önceki nesiller gibi, Türk milleti aleyhine gelişen ve Türk milletini bir çöküşe doğru götüren bu duruma seyirci kalmamak düşüncesiyle aralarında gizli toplantılar yaparlar. Nihayet “190 Tıbbiyeli Türk Evladı” adına öğrenci temsilcilerinden Hüseyin (Baydur) tarafından hazırlanan 11 Mayıs 1911 tarihli bir “Beyanname”yi, devrin güvendikleri aydınlarına gönderirler ve ziyaretlerine giderek yardımlarını isterler. Tıbbiyeli gençlerin sesine kulak veren milliyetçi aydınlardan Mehmet Emin, Ahmet Ağaoğlu, Ahmet Ferit, Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik ve Fuat Sabit, gençlerin temsilcileri ile Ahmet Ferit Bey’in evinde yapılan bir toplantıda “milliyet esasına dayanan” bir derneğin kurulmasına karar verirler. Daha sonra 20 Haziran 1911’de Ahmet Ağaoğlu’nun evinde yapılan ikinci toplantıda kurulacak derneğe Dr. Fuat Sabit’in teklifi ile “Türk Ocağı” adı verilmiş, ilk tüzük taslağı hazırlanmış ve geçici yönetim kurulu seçilmiştir. Geçici yönetim kuruluna millî şair Mehmet Emin (Yurdakul) (Başkan), Yusuf Akçura (2. başkan), Mehmet Ali Tevfik (kâtip), Dr. Fuat Sabit (muhasip) seçilmişlerdir. Böylece Türk Ocağı fiilen kurulmuştur. Fiilen kuruluşundan itibaren yapılan uzun bir hazırlık devresinden sonra, resmî kuruluş 25 Mart 1912’de tamamlanmıştır. Türk Ocağının ilk resmî yönetim kuruluna Ahmet Ferit (Başkan), Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik, Dr. Fuat Sabit seçilmiştir.[2] Görüldüğü gibi Türk Ocakları, oldukça gizli toplantılar ve görüşmeler sonucu duyarlı gençlerin teşviki ve bir avuç aklı başında aydının öncülüğünde kurulmuştur. (Türk Yurdu)
Ekleme Tarihi: 01 Kasım 2023 - Çarşamba

ÇANAKKALE ZAFERİ VE CUMHURİYETE GİDEN YOLDA TÜRK OCAKLARI (1)

Türkiye’nin en uzun ömürlü sivil toplum kuruluşu olan, ülkemizin en buhranlı yıllarında kurulan Türk Ocakları, en karanlık gecede milletimizin aydınlığa açılan penceresi olma vazifesini üstlenmiştir. Fransız İhtilâlı ile birlikte önce Avrupa’da, daha sonra da bütün dünyada yükselen milliyetçilik akımları, en fazla imparatorluk coğrafyalarını, tabiatıyla da çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nu sarsmıştır. XIX. yüzyılın sonlarına gelindiğinde koca bir imparatorluk avuçlarımızda ufaldıkça ufalmakta, millî felaketlerin biri atlatılmadan bir diğer felaket kapımızı çalmaktaydı. Emperyalist Batı’nın yayılmacı politikaları karşısında sürekli gerileme ve toprak kaybına uğrayan Osmanlı, biçare halde sonun başlangıcını durdurmak için çareler ararken, Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhakı, Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilân etmesi, Girit meselesi, 31 Mart Vakası, Trablusgarp yenilgisi ve diğer gelişmeler hiç hız kesmeden devam etmekteydi. Dahası da İmparatorluk bünyesinde Türklerin dışında bütün milletler teşkilatlanmaktaydı.

 

Bunun sancılarını çeken tek unsur Türklerdi. Mili şuur ve milliyetçilikten mahrum bir vaziyette bulunan Türkler arasında, durumun vahametini gören bir grup aydın ve yönetici, millî mefkûreden ve şuurdan mahrum bir kitleyi, adına millet dediğimiz ortak duygu ve düşünce etrafında toplamaya çalışıyordu. Resmen iflas etmiş olmasına rağmen toplumun ve devletin önde gelenlerinden bazıları hâlâ Osmanlıcılık fikrinde ısrarcıydılar ve memleketin bekası için bu ideolojiye sarılmaya devam ediyorlardı. Hâlbuki o sıralarda Türk toplumunun en temel problemi, bir millet halinde toplanmamış olmaktı. Bu fikri savunan bir avuç aydın, Türk Derneği ve Genç Kalemler etrafında toplanmış ve hummalı bir gayretin içine girmişlerdi. Türklüklerinin farkına varan ve bunu bir ülkü haline getirmeye, milleti de bu ülkü etrafında birleştirmeye çalışan bu mütevazı grubun amacı, Türkler için köklü ve millî bir değişim yaratmaktı. İfade etmesi acı da olsa Türkler öz yurdunda XVII. asırdan bu yana âdeta ikinci sınıf bir vatandaş gibi yaşamakta ve Türklüklerini unutur hale gelmekteyken Türk aydınları harekete geçmişlerdir. Ne yazık ki Türklerin dışında bütün unsurlar mensubu bulundukları milletin propagandasını yaparken, Türk’üm demek suç olabiliyor, Türklük aşağılanıyordu.

 

İşte bu durumu gözlemleyen Askerî Tıbbiye öğrencileri, kendilerinden önceki nesiller gibi, Türk milleti aleyhine gelişen ve Türk milletini bir çöküşe doğru götüren bu duruma seyirci kalmamak düşüncesiyle aralarında gizli toplantılar yaparlar. Nihayet “190 Tıbbiyeli Türk Evladı” adına öğrenci temsilcilerinden Hüseyin (Baydur) tarafından hazırlanan 11 Mayıs 1911 tarihli bir “Beyanname”yi, devrin güvendikleri aydınlarına gönderirler ve ziyaretlerine giderek yardımlarını isterler. Tıbbiyeli gençlerin sesine kulak veren milliyetçi aydınlardan Mehmet Emin, Ahmet Ağaoğlu, Ahmet Ferit, Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik ve Fuat Sabit, gençlerin temsilcileri ile Ahmet Ferit Bey’in evinde yapılan bir toplantıda “milliyet esasına dayanan” bir derneğin kurulmasına karar verirler. Daha sonra 20 Haziran 1911’de Ahmet Ağaoğlu’nun evinde yapılan ikinci toplantıda kurulacak derneğe Dr. Fuat Sabit’in teklifi ile “Türk Ocağı” adı verilmiş, ilk tüzük taslağı hazırlanmış ve geçici yönetim kurulu seçilmiştir. Geçici yönetim kuruluna millî şair Mehmet Emin (Yurdakul) (Başkan), Yusuf Akçura (2. başkan), Mehmet Ali Tevfik (kâtip), Dr. Fuat Sabit (muhasip) seçilmişlerdir. Böylece Türk Ocağı fiilen kurulmuştur. Fiilen kuruluşundan itibaren yapılan uzun bir hazırlık devresinden sonra, resmî kuruluş 25 Mart 1912’de tamamlanmıştır. Türk Ocağının ilk resmî yönetim kuruluna Ahmet Ferit (Başkan), Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik, Dr. Fuat Sabit seçilmiştir. Görüldüğü gibi Türk Ocakları, oldukça gizli toplantılar ve görüşmeler sonucu duyarlı gençlerin teşviki ve bir avuç aklı başında aydının öncülüğünde kurulmuştur.

 

Türkiye’nin en uzun ömürlü sivil toplum kuruluşu olan Türk Ocakları 100. yılını kutlamaktadır. Yüz yıl önce, ülkemizin en buhranlı yıllarında kurulan Türk Ocakları, en karanlık gecede milletimizin aydınlığa açılan penceresi olma vazifesini üstlenmiştir. Fransız İhtilâlı ile birlikte önce Avrupa’da, daha sonra da bütün dünyada yükselen milliyetçilik akımları, en fazla imparatorluk coğrafyalarını, tabiatıyla da çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nu sarsmıştır. XIX. yüzyılın sonlarına gelindiğinde koca bir imparatorluk avuçlarımızda ufaldıkça ufalmakta, millî felaketlerin biri atlatılmadan bir diğer felaket kapımızı çalmaktaydı. Emperyalist Batı’nın yayılmacı politikaları karşısında sürekli gerileme ve toprak kaybına uğrayan Osmanlı, biçare halde sonun başlangıcını durdurmak için çareler ararken, Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhakı, Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilân etmesi, Girit meselesi, 31 Mart Vakası, Trablusgarp yenilgisi ve diğer gelişmeler hiç hız kesmeden devam etmekteydi. Dahası da İmparatorluk bünyesinde Türklerin dışında bütün milletler teşkilatlanmaktaydı.

        

Bunun sancılarını çeken tek unsur Türklerdi. Millî şuur ve milliyetçilikten mahrum bir vaziyette bulunan Türkler arasında, durumun vahametini gören bir grup aydın ve yönetici, millî mefkûreden ve şuurdan mahrum bir kitleyi, adına millet dediğimiz ortak duygu ve düşünce etrafında toplamaya çalışıyordu. Resmen iflas etmiş olmasına rağmen toplumun ve devletin önde gelenlerinden bazıları hâlâ Osmanlıcılık fikrinde ısrarcıydılar ve memleketin bekası için bu ideolojiye sarılmaya devam ediyorlardı. Hâlbuki o sıralarda Türk toplumunun en temel problemi, bir millet halinde toplanmamış olmaktı. Bu fikri savunan bir avuç aydın, Türk Derneği ve Genç Kalemler etrafında toplanmış ve hummalı bir gayretin içine girmişlerdi. Türklüklerinin farkına varan ve bunu bir ülkü haline getirmeye, milleti de bu ülkü etrafında birleştirmeye çalışan bu mütevazı grubun amacı, Türkler için köklü ve millî bir değişim yaratmaktı.[1] İfade etmesi acı da olsa Türkler öz yurdunda XVII. asırdan bu yana âdeta ikinci sınıf bir vatandaş gibi yaşamakta ve Türklüklerini unutur hale gelmekteyken Türk aydınları harekete geçmişlerdir. Ne yazık ki Türklerin dışında bütün unsurlar mensubu bulundukları milletin propagandasını yaparken, Türk’üm demek suç olabiliyor, Türklük aşağılanıyordu.

        

İşte bu durumu gözlemleyen Askerî Tıbbiye öğrencileri, kendilerinden önceki nesiller gibi, Türk milleti aleyhine gelişen ve Türk milletini bir çöküşe doğru götüren bu duruma seyirci kalmamak düşüncesiyle aralarında gizli toplantılar yaparlar. Nihayet “190 Tıbbiyeli Türk Evladı” adına öğrenci temsilcilerinden Hüseyin (Baydur) tarafından hazırlanan 11 Mayıs 1911 tarihli bir “Beyanname”yi, devrin güvendikleri aydınlarına gönderirler ve ziyaretlerine giderek yardımlarını isterler. Tıbbiyeli gençlerin sesine kulak veren milliyetçi aydınlardan Mehmet Emin, Ahmet Ağaoğlu, Ahmet Ferit, Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik ve Fuat Sabit, gençlerin temsilcileri ile Ahmet Ferit Bey’in evinde yapılan bir toplantıda “milliyet esasına dayanan” bir derneğin kurulmasına karar verirler. Daha sonra 20 Haziran 1911’de Ahmet Ağaoğlu’nun evinde yapılan ikinci toplantıda kurulacak derneğe Dr. Fuat Sabit’in teklifi ile “Türk Ocağı” adı verilmiş, ilk tüzük taslağı hazırlanmış ve geçici yönetim kurulu seçilmiştir. Geçici yönetim kuruluna millî şair Mehmet Emin (Yurdakul) (Başkan), Yusuf Akçura (2. başkan), Mehmet Ali Tevfik (kâtip), Dr. Fuat Sabit (muhasip) seçilmişlerdir. Böylece Türk Ocağı fiilen kurulmuştur. Fiilen kuruluşundan itibaren yapılan uzun bir hazırlık devresinden sonra, resmî kuruluş 25 Mart 1912’de tamamlanmıştır. Türk Ocağının ilk resmî yönetim kuruluna Ahmet Ferit (Başkan), Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik, Dr. Fuat Sabit seçilmiştir.[2] Görüldüğü gibi Türk Ocakları, oldukça gizli toplantılar ve görüşmeler sonucu duyarlı gençlerin teşviki ve bir avuç aklı başında aydının öncülüğünde kurulmuştur.

(Türk Yurdu)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi