İsmet Serhat  KAHYA
Köşe Yazarı
İsmet Serhat KAHYA
 

Ardeşen’in Kurtuluş Destanı: Karanlıktan Doğan Zafer

Karadeniz’in hırçın dalgaları o gece sahile alışılmadık bir uğultu ile vuruyordu. Dağların ardından yükselen ay ışığı bile kasabanın üzerine çöken karanlığı dağıtamıyordu. Ardeşen halkı, endişeyle uykusundan uyanıp uzaklardan gelen top seslerini dinliyordu. Sılaya yıllardır huzur veren o topraklar, 1916 yılının o kışında ilk kez böylesine büyük bir tehdit altındaydı. Çok geçmeden haber bütün yaylalara yayıldı: Rus ordusu Doğu Karadeniz’e doğru ilerliyordu. Yüzyıllardır işgal nedir bilmeyen Ardeşen, artık düşman postallarının gölgesini üzerinde hissediyordu.   1916: İşgalin Gölgesi ve Korkunun Başlangıcı   1916 yılının baharında Rus birlikleri Rize kıyılarına çıktığında, Karadeniz’in yeşil cennetine korku salındı. Düşman askeri köyden köye yaklaşırken, yaşlısı genci herkesin yüreği ağzına geldi. Günlerce süren bombardıman haberleri, ufukta beliren savaş gemileri söylentileri halkın uykularını kaçırdı. Nihayet Mart ayına gelindiğinde Rize merkez düşmüştü; Ardeşen de düşman çizmesi altında kalmış, vatan toprağı esaretin acısıyla tanışmıştı.   İşgalin ilk günlerinde kasabada hayat bir anda altüst oldu. Yabancı dilde bağıran askerler, tanımadıkları bayraklar ve tüfekli birlikler Ardeşen’in sokaklarında geziniyordu. Dünkü huzur yerini derin bir belirsizliğe bırakmıştı. Halkın bir kısmı canını dişine takıp direnmeye niyetlense de ortada düzenli bir ordu kalmamış, cephedeki Osmanlı askerleri çekilmek zorunda kalmıştı. Silahsız halk, çoluk çocuk ne yapacağını bilemedi. Kimi evinin kapısına kilit vurup saklandı, kimi de daha büyük felaketler yaşanmadan yollara düşmeye karar verdi. Korku rüzgârı Fırtına Deresi’nden esip bütün vadiyi sarmıştı; artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.   Muhacirlik Yılları: Göç Yollarında Çekilen Çile   İşgalle birlikte büyük bir göç dalgası başladı. Ardeşen ve civar köylerin insanları, atalarından miras topraklarını terk etmek zorunda kalmanın acısıyla yollara revan oldu. Bu muhacirlik, tarihin tanık olduğu en hazin kaçış öykülerinden biriydi. Ne yöne gidileceği, yolun nerede biteceği belirsizdi; menzili bilinmeyen, süresi tahmin edilemeyen, uykusuz ve aç biilaç halde umutsuzluk ve korku içinde sürdürülen amansız bir yolculuktu. Genç kadınlar kundaktaki bebeklerini sırtlarına bağladı, yaşlı dedeler bastonlarına tutunup son güçleriyle adım attı. Kervanlar halinde batıya, daha güvenli topraklara doğru ilerlerken geride bırakılan evlerin bacası sönmüş, bahçeler yetim kalmıştı.   Göç yolları çile doluydu. Karadeniz’in yağmuru, çamuru; dağların dik yamaçları muhacir kafilelerini sınadı. Yiyecek kıtlığı yüzünden birçok aile yalnız birkaç gün yetecek azıkla yola çıkmıştı. Kimi zaman açlıktan mideler guruldadı, kimi zaman soğuktan titreyen çocukları anneler koynuna bastırdı. Hastalıklar kol gezdi; zayıf bünyeler uzun yol koşullarına dayanamadı. Bu çaresiz göç sırasında kimilerinin ayakları parçalandı, kimileri yol kenarında yığılıp kaldı. Yine de kimse geri dönmeyi düşünmedi, çünkü bu zorlu yolculuğun tek bir amacı vardı: Düşmana esir düşmemek, canını ve namusunu korumak.   Karadeniz’in hırçın dalgaları bile muhacirlere aman vermedi. Sahilden kayıklarla kaçmaya çalışanların Rus gemilerince bombalandığı haberleri yayılıyordu. Yolunu denize vuranlar ölüm tehlikesiyle burun buruna geldi; karadan gidenler ise göç yollarının başka felaketlerine tanık oldu. Bir anne, hasta düşen yavrusunu vakitsiz toprağa verirken, diğer evladının elini tutup gözyaşları içinde yürümeye devam etti. Gözünü kırpmadan cepheye giden gençler geride gözü yaşlı eşler, anneler bıraktı. Muhacirlik yılları, Ardeşen halkının hafızasına gözyaşı, açlık ve ayrılıkla kazındı.   1918: Kurtuluşun Coşkusuyla Doğan Sabah   Tarih 1918’in baharını gösterdiğinde, Karadeniz’de rüzgâr tersine dönmeye başladı. Uzaklardan gelen müjdeli haberler ilk önce fısıltıyla, sonra dalga dalga yayılmaya başladı: Rusya’da ihtilal çıkmış, düşman ordusu geri çekiliyormuş! Buna inanmak zordu ama çok geçmeden Osmanlı askerlerinin zafer haberleri peş peşe geldi. Ve nihayet beklenen an geldi: 1918 yılı Mart ayında Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek Rize topraklarına geri döndü.   10 Mart 1918 sabahı, Ardeşen’de güneş başka bir ihtişamla doğdu. O sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kasabanın üzerinde tekrar ay yıldızlı bayrağımız dalgalanıyordu. Osmanlı üniforması içindeki Mehmetçikler, köy girişinde göründüğünde yüreğini yurt sevgisiyle doldurmuş insanlar onlara doğru koştu. Kiminin elinde yıllardır sakladığı bir bayrak, kiminin dilinde dualar vardı. Yaşlı nineler sevinçten gözyaşlarına boğulurken gençler havaya coşkulu naralar attı. Kadınlar zılgıtlarla kurtuluş müjdesini dört bir yana duyurdu, çocuklar ne olduğunu tam anlamasa da bayram varmışçasına şenlendi.   Geçmişten Bugüne Işık Tutan Bir Destan   Ardeşen’in kurtuluşu, yalnızca geçmişte kalmış bir hikâye değil; bugüne ışık tutan bir destandır. Bizler, atalarımızın çektiği acıları unutmadan, onların mirasına sahip çıkarak geleceğe yürüyoruz. Çünkü biliriz ki o günlerin karanlığı, milletimizin sarsılmaz inancı sayesinde aydınlığa dönüşmüştür.   Karadeniz’in hırçın dalgaları nasıl ki fırtınaların ardından durulup güneşi yansıtıyorsa, Ardeşen halkı da en zor zamanların ardından birlik olup aydınlığa çıkmıştır. Bu gün, Ardeşen’in kurtuluşunun yıl dönümünde, geçmişin o eşsiz destanını saygıyla anıyoruz. O destan ki bizlere özgürlüğün değerini, birlik olmanın önemini ve vatan toprağının kutsallığını hatırlatıyor.     Kaynakça    •   H. Naim Güney, 1916’da Rus İşgali ve Karadeniz’de Yaşanan Muhacirlik Dramı    •   Veysel Usta, Trabzon ve Rize Muhacirlik Hikâyeleri Üzerine Konferans Notları    •   Ardeşen Belediyesi Kurtuluş Günü Arşivi    •   Rize İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Tarihî Belgeleri    •   Osmanlı Arşivleri, Rize ve Trabzon Vilayetleri Üzerine Tutanaklar
Ekleme Tarihi: 10 Mart 2025 -Pazartesi

Ardeşen’in Kurtuluş Destanı: Karanlıktan Doğan Zafer

Karadeniz’in hırçın dalgaları o gece sahile alışılmadık bir uğultu ile vuruyordu. Dağların ardından yükselen ay ışığı bile kasabanın üzerine çöken karanlığı dağıtamıyordu. Ardeşen halkı, endişeyle uykusundan uyanıp uzaklardan gelen top seslerini dinliyordu. Sılaya yıllardır huzur veren o topraklar, 1916 yılının o kışında ilk kez böylesine büyük bir tehdit altındaydı. Çok geçmeden haber bütün yaylalara yayıldı: Rus ordusu Doğu Karadeniz’e doğru ilerliyordu. Yüzyıllardır işgal nedir bilmeyen Ardeşen, artık düşman postallarının gölgesini üzerinde hissediyordu.

 

1916: İşgalin Gölgesi ve Korkunun Başlangıcı

 

1916 yılının baharında Rus birlikleri Rize kıyılarına çıktığında, Karadeniz’in yeşil cennetine korku salındı. Düşman askeri köyden köye yaklaşırken, yaşlısı genci herkesin yüreği ağzına geldi. Günlerce süren bombardıman haberleri, ufukta beliren savaş gemileri söylentileri halkın uykularını kaçırdı. Nihayet Mart ayına gelindiğinde Rize merkez düşmüştü; Ardeşen de düşman çizmesi altında kalmış, vatan toprağı esaretin acısıyla tanışmıştı.

 

İşgalin ilk günlerinde kasabada hayat bir anda altüst oldu. Yabancı dilde bağıran askerler, tanımadıkları bayraklar ve tüfekli birlikler Ardeşen’in sokaklarında geziniyordu. Dünkü huzur yerini derin bir belirsizliğe bırakmıştı. Halkın bir kısmı canını dişine takıp direnmeye niyetlense de ortada düzenli bir ordu kalmamış, cephedeki Osmanlı askerleri çekilmek zorunda kalmıştı. Silahsız halk, çoluk çocuk ne yapacağını bilemedi. Kimi evinin kapısına kilit vurup saklandı, kimi de daha büyük felaketler yaşanmadan yollara düşmeye karar verdi. Korku rüzgârı Fırtına Deresi’nden esip bütün vadiyi sarmıştı; artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

 

Muhacirlik Yılları: Göç Yollarında Çekilen Çile

 

İşgalle birlikte büyük bir göç dalgası başladı. Ardeşen ve civar köylerin insanları, atalarından miras topraklarını terk etmek zorunda kalmanın acısıyla yollara revan oldu. Bu muhacirlik, tarihin tanık olduğu en hazin kaçış öykülerinden biriydi. Ne yöne gidileceği, yolun nerede biteceği belirsizdi; menzili bilinmeyen, süresi tahmin edilemeyen, uykusuz ve aç biilaç halde umutsuzluk ve korku içinde sürdürülen amansız bir yolculuktu. Genç kadınlar kundaktaki bebeklerini sırtlarına bağladı, yaşlı dedeler bastonlarına tutunup son güçleriyle adım attı. Kervanlar halinde batıya, daha güvenli topraklara doğru ilerlerken geride bırakılan evlerin bacası sönmüş, bahçeler yetim kalmıştı.

 

Göç yolları çile doluydu. Karadeniz’in yağmuru, çamuru; dağların dik yamaçları muhacir kafilelerini sınadı. Yiyecek kıtlığı yüzünden birçok aile yalnız birkaç gün yetecek azıkla yola çıkmıştı. Kimi zaman açlıktan mideler guruldadı, kimi zaman soğuktan titreyen çocukları anneler koynuna bastırdı. Hastalıklar kol gezdi; zayıf bünyeler uzun yol koşullarına dayanamadı. Bu çaresiz göç sırasında kimilerinin ayakları parçalandı, kimileri yol kenarında yığılıp kaldı. Yine de kimse geri dönmeyi düşünmedi, çünkü bu zorlu yolculuğun tek bir amacı vardı: Düşmana esir düşmemek, canını ve namusunu korumak.

 

Karadeniz’in hırçın dalgaları bile muhacirlere aman vermedi. Sahilden kayıklarla kaçmaya çalışanların Rus gemilerince bombalandığı haberleri yayılıyordu. Yolunu denize vuranlar ölüm tehlikesiyle burun buruna geldi; karadan gidenler ise göç yollarının başka felaketlerine tanık oldu. Bir anne, hasta düşen yavrusunu vakitsiz toprağa verirken, diğer evladının elini tutup gözyaşları içinde yürümeye devam etti. Gözünü kırpmadan cepheye giden gençler geride gözü yaşlı eşler, anneler bıraktı. Muhacirlik yılları, Ardeşen halkının hafızasına gözyaşı, açlık ve ayrılıkla kazındı.

 

1918: Kurtuluşun Coşkusuyla Doğan Sabah

 

Tarih 1918’in baharını gösterdiğinde, Karadeniz’de rüzgâr tersine dönmeye başladı. Uzaklardan gelen müjdeli haberler ilk önce fısıltıyla, sonra dalga dalga yayılmaya başladı: Rusya’da ihtilal çıkmış, düşman ordusu geri çekiliyormuş! Buna inanmak zordu ama çok geçmeden Osmanlı askerlerinin zafer haberleri peş peşe geldi. Ve nihayet beklenen an geldi: 1918 yılı Mart ayında Osmanlı birlikleri doğuya doğru ilerleyerek Rize topraklarına geri döndü.

 

10 Mart 1918 sabahı, Ardeşen’de güneş başka bir ihtişamla doğdu. O sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kasabanın üzerinde tekrar ay yıldızlı bayrağımız dalgalanıyordu. Osmanlı üniforması içindeki Mehmetçikler, köy girişinde göründüğünde yüreğini yurt sevgisiyle doldurmuş insanlar onlara doğru koştu. Kiminin elinde yıllardır sakladığı bir bayrak, kiminin dilinde dualar vardı. Yaşlı nineler sevinçten gözyaşlarına boğulurken gençler havaya coşkulu naralar attı. Kadınlar zılgıtlarla kurtuluş müjdesini dört bir yana duyurdu, çocuklar ne olduğunu tam anlamasa da bayram varmışçasına şenlendi.

 

Geçmişten Bugüne Işık Tutan Bir Destan

 

Ardeşen’in kurtuluşu, yalnızca geçmişte kalmış bir hikâye değil; bugüne ışık tutan bir destandır. Bizler, atalarımızın çektiği acıları unutmadan, onların mirasına sahip çıkarak geleceğe yürüyoruz. Çünkü biliriz ki o günlerin karanlığı, milletimizin sarsılmaz inancı sayesinde aydınlığa dönüşmüştür.

 

Karadeniz’in hırçın dalgaları nasıl ki fırtınaların ardından durulup güneşi yansıtıyorsa, Ardeşen halkı da en zor zamanların ardından birlik olup aydınlığa çıkmıştır. Bu gün, Ardeşen’in kurtuluşunun yıl dönümünde, geçmişin o eşsiz destanını saygıyla anıyoruz. O destan ki bizlere özgürlüğün değerini, birlik olmanın önemini ve vatan toprağının kutsallığını hatırlatıyor.

 

 

Kaynakça

   •   H. Naim Güney, 1916’da Rus İşgali ve Karadeniz’de Yaşanan Muhacirlik Dramı

   •   Veysel Usta, Trabzon ve Rize Muhacirlik Hikâyeleri Üzerine Konferans Notları

   •   Ardeşen Belediyesi Kurtuluş Günü Arşivi

   •   Rize İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Tarihî Belgeleri

   •   Osmanlı Arşivleri, Rize ve Trabzon Vilayetleri Üzerine Tutanaklar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.