RİZE’NİN KAYBEDECEK DÖRT YILI DAHA YOK!
RİZE’NİN KAYBEDECEK DÖRT YILI DAHA YOK!
Rize'de Her seçim döneminde aynı manzarayla karşılaşıyoruz.
Telefonlar susmuyor, ziyaretler sıklaşıyor, fotoğraflar çekiliyor, vaatler havada uçuşuyor. Başkan adaylarının kahvaltı ve yemek organizasyonlarından dolayı tüccarın şekeri tansiyonu oynuyor :) tabii ki bu işin latifesi
Haber:M.Barış ÖZTÜRK
Peki gerçekte ne oluyor?
Daha da önemlisi, ne olmalı?
Konuşmamız gereken asıl konu; ticaret odalarının bugün şehirler için ne ifade ettiği ve yarın ne ifade edeceğidir.
Çünkü ticaret odaları, birkaç belge düzenleyen, aidat toplayan, seçimden seçime hatırlanan kurumlar olmamalıdır. Ticaret odaları; şehrin ekonomik aklı, üretimin yol haritası ve geleceğe açılan vizyon kapısıdır. Eğer bu kurumlar sadece rutin işlemler yapan yapılar olarak görülüyorsa, hem üyelerine hem de şehrin geleceğine büyük haksızlık yapılıyor demektir.
Bir ticaret odasının başarı ölçüsü; kaç protokol imzaladığı, kaç törene katıldığı ya da kaç tebrik mesajı yayımladığı değildir. Milletvekili ya da bakan karşılamak da asli görevi değildir. Her perşembe günü iki saat toplanıp rutin gündem maddelerini görüşmek hiç değildir.
Ticaret odaları, siyasetçilerin ağırlandığı değil; yatırımcıların ağırlandığı kurumlar olmalıdır. Çünkü bir şehrin geleceğini protokol fotoğrafları değil, yatırım kararları değiştirir.
Başarı; kaç yatırımcı getirdiği, kaç gence istihdam kapısı açtığı, kaç işletmeyi ihracatla buluşturduğu, oluşturduğu komisyonlarda ilin sorunlarına ne kadar çözüm üretebildiği, şehrin markasını ne ölçüde güçlendirdiği ve ekonomiye ne kadar değer kattığıyla ölçülür.
Bugün artık şehirler birbirleriyle yarışıyor.
Bir şehir yatırım alırken, diğeri seyrediyorsa…
Bir şehir ihracat rekorları kırarken, diğeri yerinde sayıyorsa…
Bir şehir gençlerini girişimci yaparken, diğeri gençlerini başka şehirlere uğurluyorsa…
Bir şehir uluslararası yatırımcıların radarına girerken, diğeri sahip olduğu potansiyeli anlatmakta bile zorlanıyorsa…
Orada sadece ekonomik değil, yönetsel bir sorun da vardır.
İşte tam da bu yüzden bu seçimler, bir şehrin ekonomik rotasını belirleyen en kritik dönemeçlerden biridir.
Ne yazık ki bizde seçimler çoğu zaman projeler üzerinden değil, kişiler üzerinden yürütülüyor.
Peki listelerde yer alan isimler gerçekten bu sorumluluğu taşıyabilecek donanıma sahip mi?
Rize iş dünyasına, sanayicisine, tüccarını , esnafına ve ekonomisine katkı sunabilecek vizyonu, birikimi ve ehliyeti taşıyorlar mı?
Belki de artık daha profesyonel bir anlayışa ihtiyaç vardır. En azından yönetim ve meclislerde; ekonomi, finans, ihracat, hukuk, dijital dönüşüm, yapay zekâ ve yatırım alanlarında bilgi sahibi insanların daha fazla yer alması gerekir.
Ancak görünen o ki çoğu zaman belirleyici olan, bir kişinin ne kadar proje üreteceği değil; beraberinde kaç oy getireceği ve meclise kaç kişi taşıyabileceğidir.
Kim kimin listesinde?
Kim hangi grubun adayı?
Kim kimi destekliyor?
Oysa üyelerin sorması gereken sorular çok daha nettir.
Önümüzdeki beş yılda bu şehre kaç yeni yatırım kazandıracaksınız?
Kaç firmayı ihracatçı yapacaksınız?
Genç girişimciler için hangi destek mekanizmalarını oluşturacaksınız?
Dijital dönüşüm, yapay zekâ, e- ticaret ve yeşil ekonomi konusunda nasıl bir yol haritanız var?
Şehrin marka değerini yükseltmek ve uluslararası pazarlarda daha görünür hâle gelmesini sağlamak için hangi somut adımları atacaksınız?
İşte gerçek seçim soruları bunlardır.
Artık eski usul ticaret odacılığıyla yol alınamaz.
Çünkü dünya artık bambaşka bir noktada.
Almanya’da ticaret ve sanayi odaları, mesleki eğitimin şekillenmesinden ihracat stratejilerine kadar ekonominin her alanında aktif rol üstleniyor. Singapur’da ticaret kuruluşları, girişimcilere dünya pazarlarının kapısını açıyor. Dubai’de ise ticaret odaları, yatırımcıların ilk uğradığı adreslerden biri olarak şehrin küresel marka değerine doğrudan katkı sağlıyor.
Ortak noktaları ise çok açık…
Hiçbiri yalnızca belge düzenleyen kurumlar değil.
Hiçbiri yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan yapılar değil.
Hiçbiri yalnızca protokol organizasyonları yapan kurumlar değil.
Onlar; yatırım üreten, ihracat geliştiren, girişimci yetiştiren ve şehirlerinin ekonomik geleceğini planlayan strateji merkezleridir.
Peki biz neden bunu başarmayalım?
Rize’nin buna yetecek üretim gücü de var.
İnsan kaynağı da var.
Girişimcisi de var.
Coğrafi avantajı da var.
Eksik olan belki de sadece bütün bunları ortak bir vizyon etrafında birleştirecek güçlü bir iradedir.
Bir de ticaret odasından emekli olmayı düşünen onlarca yıldır mecliste yönetimde veya başkanlıkta bulunan insanlardır.
Dünya değişiyor.
Ekonomi değişiyor.
Üretim değişiyor.
Teknoloji değişiyor.
Ticaret değişiyor.
Bir tek koltukta bulunan isimler değişmiyor.
Küresel rekabet her geçen gün daha da sertleşiyor.
Ama bazı kurumların hâlâ yıllardır aynı reflekslerle hareket etmesi, şehirlerin zaman kaybetmesine neden oluyor.
Bir ticaret odası başkanı sadece kurumunu yönetmez; yatırımcıyla devlet arasında köprü olur, üniversiteyle sanayiyi buluşturur, yerel üreticiyi dünya pazarına taşır, girişimcinin önünü açar ve şehrin ekonomik diplomasisini yürütür.
Bunun için makam odası değil, vizyon gerekir.
Unvan değil, proje gerekir.
Alkış değil, sonuç gerekir.
Bugün ticaret odalarının önünde tarihi bir fırsat var.
Şehirleri sadece bugünün ihtiyaçlarına değil, geleceğin ekonomisine hazırlamak…
Yüksek katma değerli üretimi desteklemek…
Teknoloji girişimlerini büyütmek…
Kadın ve genç girişimcilerin önündeki engelleri kaldırmak…
İhracatı birkaç sektörün omzundan alıp tüm ekonomiye yaymak…
Üniversite, sanayi ve kamu iş birliğini gerçek anlamda hayata geçirmek…
Eğer bunlar konuşulmuyorsa, seçim sadece isimlerin değiştiği bir süreçten ibaret kalır.
Aslında mesele yalnızca ticaret odaları değildir.
Türkiye’deki birçok sivil toplum kuruluşu için de artık değişim zamanı gelmiştir.
Yıllardır aynı isimlerin etrafında şekillenen yönetim anlayışının yerini; yeni fikirlere, yeni kadrolara ve güçlü bir vizyona bırakması gerekiyor.
Tecrübeye elbette saygı duyulmalıdır.
Ancak tecrübe, değişimin önünde bir engel değil; değişime yön veren bir rehber olmalıdır.
Bugün dünyanın en başarılı kurumları, geçmişin birikimini geleceğin enerjisiyle buluşturabilen kurumlardır.
Genç, dinamik, üretken, çağın ruhunu okuyabilen, teknolojiyi bilen, dünyayı takip eden ve proje üretebilen insanların yönetimlere daha fazla katıldığı yapılar; sadece kurumları değil, şehirleri de ülkeyi de büyütür.
Çünkü kurumları ayakta tutan koltuklar değil, kendini sürekli yenileyebilen fikirlerdir.
Bu yüzden sandığa giderken adayların kim olduğundan önce, şehir için nasıl bir gelecek tasarladıklarına bakılmalıdır.
Çünkü mesele bir koltuğu kimin kazanacağı değildir.
Mesele, o koltuğun şehre ne kazandıracağıdır.
Ticaret odaları; üyelerinin sicil dosyalarını tutan kurumlar olmaktan çıkıp, şehirlerin ekonomik hafızasını, girişimcilik merkezini ve geleceğini inşa eden öncü kuruluşlara dönüşebildiği gün, seçimlerin gerçek anlamı da ortaya çıkacaktır.
Önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek Rize Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinin; kişilerin değil projelerin, sloganların değil vizyonun, hesapların değil ortak aklın yarıştığı örnek bir demokratik süreç olmasını temenni ediyorum.
Bu vesileyle, Rize Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığına adaylıklarını açıklayan arkadaşlarımız dostlarımız ve abilerimiz: Cem Temizel, Ahmet Arif Mete, Asım Çillioğlu ve Alparslan Razıoğlu’na başarılar diliyor; kazananın yalnızca bir aday değil, Rize iş dünyası, Rize ekonomisi ve Rize’nin geleceği olmasını temenni ediyorum.
“Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.”
Hayde!
Şimdi Rize için çalışma zamanı…
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
