Çocuklarımız Neden Bu Hale Geldi
Son yıllarda okullarımızdan gelen kavga, şiddet, bıçaklama ve silahlı saldırı haberleri hepimizi oldukça endişelendiriyor
Daha geçen gün İstanbul Başakşehir'de bir ortaokulda yaşanan bıçaklı saldırıda 8 öğrenci yaralandı, öğrencilerden biri maalesef hayatını kaybetti. Saldırıyı gerçekleştirenin de başka okulun öğrencisi olduğu söylendi.
Şimdi hep birlikte durup sormamız gerekiyor: Çocuklarımız neden bu hale geldi? Neden bu kadar öfkeliler? Neden şiddete bu kadar kolay başvuruyorlar? Neden birbirlerinin hayatına kastedecek kadar kendilerini kaybediyorlar? Ahlakları, aile terbiyeleri, saygıları, merhametleri hiç yok mu bu çocukların?
Elbette tek bir olaydan hareketle bütün çocuklarımızı, bütün aileleri veya bütün eğitim sistemini suçlayamayız. Ama artık şu gerçeği de görmezden gelemeyiz:
Çocuk eğitiminde aile, okul ve toplum birlikte hareket etmek zorundadır. Ve bunun en önemli unsurlarından biri de öğretmenin otoritesidir. Öğretmenin sınıfta sözü geçmiyorsa, öğrenci öğretmeninin koyduğu kurala uymuyorsa, veli çocuğunun yanında öğretmeni sürekli sorguluyor ve küçümsüyorsa, öğretmen her davranışında “Acaba veli beni şikâyet eder mi?” diye düşünüyorsa, orada eğitim adına ciddi bir problem var demektir.
Peki buraya nasıl geldik?
Hatırlayın, yaklaşık 15 yıl önce, Ömer Dinçer'in Millî Eğitim Bakanlığı dönemine MEBİM ALO 147 hattı hayata geçirildi. Bu hat, güya vatandaşların Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili talep, şikâyet, görüş, öneri, ihbar ve bilgi edinme başvurularını iletebilmesi amacıyla kurulmuştu.
Elbette vatandaşın devlete ulaşabilmesi, sorununu anlatabilmesi ve hakkını arayabilmesi demokratik bir haktır ve gereklidir. Buna itirazım yok. Benim itirazım, zaman içerisinde bu hattın, “Şikâyet etme, hesap sorma” hattına dönüşmüş olmasına, buna fırsat verilmesinedir.
Aslında o dönem daha da çarpıcı bir mesaj vardı: Bakan Dinçer, okul yöneticilerine şöyle seslenmişti: “Vatandaşlar kendilerine kötü muamele edildiği için şikâyet ediyorsa haksız bile olsa onu haklı kabul ediyoruz… Vatandaşı üzerseniz ben de sizi üzerim.”
İşte bugün üzerinde düşünmemiz gereken nokta tam da burasıdır. Vatandaşın hakkını aramasını sağlamak başka şeydir; eğitim kurumlarında öğretmeni sürekli şikâyet edilme ve hesap verme baskısı altında bırakmak başka şeydir. Bugün bazı velilerin, “Millî Eğitim'e yazarım.” “CİMER'e şikâyet ederim.” “Kaymakamlığa giderim.” “Valiliğe bildiririm.” diyerek öğretmen üzerinde baskı kurmasını neden bu kadar sıradanlaştırdık? Bir öğretmenin öğrencisine: “Saçını topla.” “Arkadaşına saygılı davran.” “Dersini dinle.” “Okul kuralına uy.” demesi bile bazı veliler tarafından çocuğuna yapılmış bir haksızlık olarak görülebiliyor.
Geçen yıl bizzat yaşadığım bir olay bunun çarpıcı bir örneğidir. Bir kız öğrencimize dağınık ve kaba duran saçlarını okul kuralları çerçevesinde toplaması için bir uyarıda bulundum. Veli, çocuğu eve gittikten sonra durumu öğreniyor ve aynı gün tekrar okula geliyor. Karşıma dikilip hesap sorarcasına: “Siz benim çocuğumun saçına neden laf ettiniz?” diye sormuştu. Nutkum tutulmuştu.
Şimdi soruyorum: Öğretmen öğrencisine okul kuralını hatırlatamayacak mı? Bir okul müdürü öğrencisinin kılık kıyafetiyle ilgili okul kuralını uygulamayacak mı? Öğretmen, öğrencisine doğru davranışı öğretirken velinin karşısına çıkıp her defasında kendisini savunmak zorunda mı kalacak?
Eğer öğretmen bunları yapamayacaksa… Öğretmenden ne bekliyorsunuz Allah aşkına? Sadece ders anlatmasını mı?
Velilere de söyleyeceklerim var: Elbette çocuğunuzun hakkını arayın. Elbette okuldan bilgi isteyin. Elbette yanlış gördüğünüz bir uygulamayı ilgili mercilere bildirin. Ama hak aramakla öğretmene, müdüre, müdür yardımcısına had bildirmeye kalkmak arasında çok büyük bir fark vardır. Çocuğunun yanında bir eğitimciyi itibarsızlaştıran veli, aslında farkında olmadan kendi çocuğunun eğitimini sabote etmektedir. Çünkü çocuk o sahnede şunu öğreniyor: “Annem babam öğretmenden güçlü.” Sonra o çocuk öğretmenin sözünü neden dinlesin? Öğretmenin koyduğu kurala neden uysun?
Öğretmen bir şey söylediğinde neden ciddiye alsın?
İşte asıl mesele tam da budur. Öğretmenin itibarı yalnızca öğretmenin meselesi değildir. Öğretmenin itibarı sınıfın düzenidir. Sınıfın düzeni okulun düzenidir. Okulun düzeni toplumun geleceğidir. Ve şunu da iyice bilin: Çocuğun ilk öğretmeni ailesidir. Okul; aslında ailede başlamış olan eğitimi tamamlar, geliştirir ve çocuğu toplumsal hayata ve bir üst öğrenime hazırlar.
Çocuğa ailede saygı, terbiye, sınır koyma, sorumluluk, merhamet, hak, adalet, kurallara uyma, sorumluluk… gibi davranışlar aktarılmamışsa okulun işi elbette çok daha zorlaşır. Ama eğer siz müdürün, öğretmenin otoritesini elinden alırsanız, orada eğitimden bahsedemezsiniz.
Artık şunu kabul etmek zorundayız: Öğretmen düşman değildir. Öğretmenin çocuğa ve size bir kastı yoktur. Öğretmen çocuğun karşısındaki bir engel değildir. Öğretmen velinin hesap soracağı bir memur da değildir. Öğretmen nedir? Öğretmen çocuğun yetiştirilmesinde ailenin en önemli ortağıdır.
Elbette yanlış yapan öğretmen hesap vermelidir. Elbette öğretmen denetlenmelidir. Elbette veli gerektiğinde hakkını aramalıdır. Ama öğretmeni sürekli şikâyet edilme korkusuyla yaşayan, her kararını “Veli ne der acaba?” endişesiyle veren bir noktaya getirirseniz… Öğretmenin elini kolunu bağlarsınız. Sonra da çocukların neden bu kadar kuralsız, saygısız, öfkeli ve şiddete meyilli hale geldiğini sorarsınız.
Soruyorum size; Öğretmenin itibarını kaybettiği bir toplumda çocuğun otoriteye, kurala, sınıra ve saygıya inanmasını nasıl bekliyoruz?
Benim meselem öğretmenin dokunulmazlığı değil, öğretmenin saygınlığıdır. Benim meselem velinin susturulması değil, velinin eğitim ortağı olduğunun veliye yeniden hatırlatılmasıdır. Benim meselem çocuğun bastırılması değil, öğretmenin değerini bilen, insani ve ahlaki değerlerle donatılmış öğrencilerin yetişebileceği bir sisteminin inşasıdır. Unutmayalım; Öğretmeni kaybederseniz, eğitimi kaybedersiniz, eğitimi kaybederseniz toplumun geleceğini kaybedersiniz.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
BU BALON NASIL BU KADAR ŞİŞTİ?
Görüntüle →Son Yazıları
- YENİ BİR EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BAŞLARKEN
- YASAKLAR BELLİ DE, OKULLARIN İHTİYAÇLARI NASIL KARŞILANACAK?
- LİDERLİK, MAKAM HIRSI DEĞİL; SORUMLULUK OLGUNLUĞUDUR
- İDEALİZM Mİ KAZANDI, BEN Mİ KAYBETTİM?
- “KORKU OKULA GİRDİ: PEKİ BİZ NEREDEYDİK?”
- ÇOCUKLARI ERKEN DEĞİL, DOĞRU ZAMANDA OKULA BAŞLATMALIYIZ
- ARA TATİLLER GEREKLİ Mİ, İŞLEVSİZ BİR UYGULAMA MIDIR?
- KOPARILAN FIRTINA, ORTADAKİ METİN VE GÖRÜLEN HAKİKAT
- MAARİF MODELİNİ ANLAMAK
- EĞİTİMİN MUTFAĞINDAN ŞAHSİ BİR BAKIŞ
İlginizi Çekebilir
Trend Makaleler
Rize Esnafı Altın Tartar Gibi Seçim Yaptı. GüCÜ Paylaştırdı