RizeninSesi
RizeninSesi
Açık
İstanbul · 17°C
Bizi Takip Edin
05 Ekim 2026 - 19:13

Bu Ülkede Devletin Parasına Dokunan Hesap Vermeli

Ben Sayın Erdoğan’ın ülkeye yaptığı hizmetlerin, siyasi hayatının ve geçmişte üstlendiği sorumlulukları görmezden gelemem. Görenleri de anlaman mümkün değil.

0 Paylaşım
Bu Ülkede Devletin Parasına Dokunan Hesap Vermeli

Bir ülkeyi yönetmek, yalnızca seçim kazanmak veya kriz çıktığında çözüm üretmek değildir. Bir ülkeyi yönetmek aynı zamanda kurallar, denetim mekanizmaları, liyakat, ölçülebilir performans ve hesap verebilirlik sistemi kurmaktır. Bu sistemi yeterince ve etkin şekilde kuramadık.

İşi çok daha basit düşünelim.Ülkeyi bir fabrika gibi yönetseniz ve en azından ISO 9001 mantığıyla süreçleri tanımlasanız, sorumluları belirleseniz, denetim mekanizmalarını çalıştırsanız, hatayı ortaya çıkmadan önce tespit etmeye çalışsanız bugün yaşadığımız birçok sorun daha ortaya çıkmadan görülebilirdi.

Çünkü kalite sistemi, yalnızca hata olduğunda suçlu aramaz; hatanın neden ortaya çıktığını ve aynı hatanın bir daha yaşanmaması için sistemin nasıl değiştirileceğini sorgular.

15 Temmuz’dan sonra AK Parti, darbe üreten vesayetçi yapıya karşı devlet sisteminde köklü değişiklikler yaptı. Bugün ise başka bir alanda benzer ölçekte bir dönüşüm şart!
Kriz üreten finansal ve bürokratik mekanizmaların yeniden ele alınması.

Bunun adı, siyasi tartışmanın ötesinde, devletin kurumlarını güçlendirecek bir kurumsal dönüşüm olmalıdır.

Gerekiyorsa bazı yapıları yeniden kuracaksınız. Gerekiyorsa görev tanımlarını değiştireceksiniz. Gerekiyorsa denetim mekanizmalarını baştan aşağı yenileyeceksiniz. Ama bunu mutlaka hukuk içinde, delile dayalı ve kişiye göre değişmeyen kurallarla yapacaksınız.

Çünkü kanserli hücreyi antibiyotikle tedavi etmeye çalışmak nasıl sonuç vermiyorsa, sistemik bir sorunu da birkaç kişinin görevden alınmasıyla çözemezsiniz.

Neşter gerekiyorsa neşteri vuracaksınız; fakat neşteri hukukla ve adaletle kullanacaksınız.
Rahmetli Alev Alatlı’nın çok çarpıcı bir sözü vardır:
“Bir işin legal olması, ahlaki olduğunu göstermez.”
Üstelik burada tartıştığımız mesele yalnızca ahlaki sınırlar da değildir. Eğer kamu kaynaklarının kötüye kullanıldığı, finansal işlemlerde hukuka aykırılık bulunduğu veya ülkenin kaynaklarının yurt dışına hukuka aykırı biçimde çıkarıldığı yönünde ciddi iddialar varsa, bunların tamamı bağımsız ve etkili biçimde araştırılmalıdır.

Fon üzerinden milyarlarca liralık paranın yurt dışına çıkarıldığına ilişkin iddialarda kim varsa, makamına ve siyasi bağlantısına bakılmaksızın hesabı hukuk önünde sorulmalıdır.

Burada esas olan suçlu ilan etmek değil, iddiaların sonuna kadar araştırılmasıdır.

Delil varsa soruşturma açılmalı, sorumlular hakkında gerekli yargı süreçleri işletilmeli ve kamu zararı oluşmuşsa bunun tahsili için bütün hukuki yollar kullanılmalıdır.

Aynı şekilde ülkenin geleceğini,kişisel ikbalini, makamını veya çevresinin çıkarlarını devletin ve milletin menfaatlerinin önüne koyduğu somut biçimde ortaya konulan kişiler de görevlerinde tutulmamalıdır. Görevden uzaklaştırılmalı, gerekli idari ve yargısal süreçler işletilmelidir.

Çünkü devlet yönetiminde en tehlikeli şey yalnızca yanlış karar değildir.
Yanlışın bilindiği halde görmezden gelinmesidir.
Bence çözümün en önemli ayağı da burada başlıyor.

AK Parti döneminde kamu gücünü kullanarak kendisi veya yakınları lehine haksız ekonomik menfaat sağladığı somut delillerle ortaya konulan herkes, makamına ve konumuna bakılmaksızın bağımsız biçimde soruşturulmalı; varsa kamu zararının tahsili için hukuk önünde gerekli işlemler yapılmalıdır.

Bu inceleme en küçük yerel birimden en üst makamlara kadar aynı ölçüyle yürütülmelidir.

Kimse peşinen suçlu ilan edilmemeli.
Ama kimse makamı, yakınlığı, siyasi kimliği veya geçmişte yaptığı hizmetler nedeniyle de soruşturmanın dışında tutulmamalı.
Mal varlığıyla elde edilen gelir arasında açıklanamayan bir fark varsa bunun hesabı sorulmalı; kamu zararı veya hukuka aykırı kazanç tespit edilirse, yasal yollarla geri alınmalı ve devletin kaynakları korunmalıdır.

Siyasetin gönüllülük, dava ve hizmet duygusuyla yola çıkan insanlara kapı açması son derece normaldir. Fakat siyaset, kamu gücünü kullanarak belli çevrelerin ekonomik olarak güçlendiği bir mekanizmaya dönüşürse, bunun bedelini yalnızca iktidarın kendisi değil tüm Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak bizler öderiz.

Bugün AK Parti açısından gözden kaçırılmaması gereken asıl mesele;
“Seçime birkaç ay kala işçiye, memura, emekliye daha fazla para verelim; kesenin ağzını açalım ve mesele kapansın” anlayışı, toplumdaki daha derin bir güven sorununu çözmeye yetmez.
Çünkü vatandaşın meselesi yalnızca cebine girecek para değildir.
Vatandaş aynı zamanda şunu soruyor:
“Benim ödediğim vergi nereye gidiyor?”
“Devletin imkânlarından kimler yararlanıyor?”
“Kurallar herkes için aynı mı?”
“Bir suç veya yolsuzluk iddiası varsa, bunun üzerine gerçekten gidiliyor mu?”

Bu sorular cevapsız kaldığında ekonomik desteklerin siyasi etkisi de sınırlı kalır. Çünkü mesele artık yalnızca ekonomi değil, adalet ve güven meselesidir.

Üstelik burada AK Parti’nin kendi seçmeni açısından da dikkate alınması gereken bir gerçek var: Yolsuzluk veya finansal usulsüzlük iddialarının üzerine gidilmesini isteyen insanların tamamını muhalif olarak görmek büyük bir yanılgı olur. İktidar tabanındaki seçmen de temiz siyaset, adalet ve devlet kurumlarının güvenilirliği konusunda hassastır.

Bu nedenle mesele herhangi bir kişiyi korumak veya herhangi bir kişiyi hedef almak değildir.
Mesele sistemi temizlemek ve devlete olan güveni yeniden güçlendirmektir.

Ben Sayın Erdoğan’ın ülkeye yaptığı hizmetlerin, siyasi hayatının ve geçmişte üstlendiği sorumlulukları görmezden gelemem. Görenleri de anlaman mümkün değil. Ama bu yapılması gerekenlerin önüne geçmemeli önünü tıkamamalıdır.Tam tersine, yıllarca ülke yönetmiş bir siyasi hareket  kendi döneminin sorunlarıyla da cesaretle yüzleşebilmelidir.

Çünkü siyasi miras yalnızca yapılan yollarla, havalimanlarıyla, hastanelerle veya ekonomik yatırımlarla ölçülmez.
Kurumların ne kadar güçlü  bir konuma getirildiği ilede ölçülür. 
Birkaç kendini bilmez kuldan utanmaz yüzsüzün bu devasal hizmetlerin kötü olarak anılmasına sebep olacak işlerine itirazım var. O sebeple bir an önce bunların temizlenmesini ve partinin bunlardan arındırılmasını bir TÜRKİYE sevdalısı olarak görmek istiyorum.

Bugün ihtiyaç duyulan şey birilerini kurtarmak değil; sistemi kurtaracak bir temizlik ve yeniden yapılanma sürecidir.
Bunun adı tasfiye değil, kurumsal rehabilitasyon olmalıdır.
Kamu gücünü kişisel menfaat için kullanan varsa ortaya çıkarılmalı.
Haksız kazanç sağlandığı mahkeme kararıyla ortaya konulursa kamu zararı tahsil edilmeli.
Devletin parasına el uzatan varsa hukuk önünde hesabını vermeli. O an o el kesilmelidir.

Ve bütün bunlar siyasi kimliğe göre değil, aynı hukuk kuralına göre yapılmalıdır.

Çünkü bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir seçim hesabından önce, yeni bir güven hesabıdır.

Ve bu ihtiyaç fantastik değil, siyasetin günlük polemiklerinden bağımsız olarak devletin kurumsal geleceği açısından temel bir ihtiyaçtır.

Devlet hepimizindir. Devletin parası da kimsenin parası değil, milletin parasıdır.

#sorumlulukları #parasına #hesap

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!