RizeninSesi
RizeninSesi
Açık
Rize · 19°C
Bizi Takip Edin
13 Eylül 2026 - 11:15

YENİ BİR EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BAŞLARKEN

Kimilerine göre dokuz ay, kimilerine göre üç ay, aslında takvimde yaklaşık iki aylık bir yaz tatilinin ardından okullar yarın yeniden açılıyor.

0 Paylaşım
YENİ BİR EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BAŞLARKEN

Kimilerine göre dokuz ay, kimilerine göre üç ay, aslında takvimde yaklaşık iki aylık bir yaz tatilinin ardından okullar yarın yeniden açılıyor. Sınıflar yeniden öğretmenleriyle buluşacak, koridorlar çocuk sesleriyle dolacak, okul bahçeleri yeniden hareketlenecek. Öğretmenler dinlenmiş, öğrenciler biraz daha büyümüş, veliler ise yeni bir eğitim yılına dair farklı beklenti ve düşüncelerle okulların kapısını çalacak.

Her eğitim öğretim yılının başlangıcında olduğu gibi bu yıl da eğitim camiasının gündeminde pek çok konu var. Kimi yeni uygulamalara, kimi değişen yönetmelik ve genelgelere, kimi yeni yasaklara, kimi yıllardır çözülemeyen sorunlara dikkat çekiyor, kimi de ders ücreti karşılığında öğretmenlik yapan gençlerin dramını dile getirmeye çalışıyor. Yani herkes eğitim sisteminin bir ucundan tutuyor ve kendi penceresinden gördüğünü anlatıyor.

Oysa bütün bu tartışmaların arasında gözden kaçırmamamız gereken çok daha önemli bir gerçek var: Okul, her şeyden önce çocuğun bulunduğu yerdir.

Para toplama tartışmaları, kaynak kitap meselesi, okul kıyafetleri, veliye ek yük getiren harcamalar, birinci ve beşinci sınıflardaki kayıt süreçleri, personel ve güvenlik eksiklikleri, ders kitaplarının zamanında ve eksiksiz ulaşıp ulaşmaması… Bunların tamamı elbette konuşulabilir, tartışılabilir ve gerektiğinde eleştirilebilir. Nitekim eğitim sisteminin daha iyiye gitmesi için bunların konuşulması da gerekir.

Ancak bu meselelerin hiçbirinin sınıftaki öğretmenin enerjisinin, öğrencinin heyecanının ve okulun huzurunun önüne geçmemesi gerekir.

Son yıllarda özellikle para, kaynak kitap ve kıyafet konuları eğitim gündeminin kronik başlıkları hâline geldi. Bakanlık bazı uygulamaların önüne geçmek, yanlış gördüğü alışkanlıkları ortadan kaldırmak amacıyla yeni düzenlemeler yapıyor. Sendikalar farklı bakış açılarıyla bunlara tepki gösteriyor. Bir tarafta yeni düzenlemeler, diğer tarafta itirazlar… Derken eğitim öğretim yılı daha başlamadan tartışmaların içine giriyoruz.

Elbette kurallar olacak. Elbette denetim olacak. Yanlış yapan varsa bununla ilgili gerekli işlem de yapılacak.

Fakat burada önemli olan, birkaç yanlış uygulama nedeniyle bütün sistemi yeniden şekillendirmenin doğru olup olmadığıdır.

Çünkü eğitim, yalnızca mevzuatla yürüyen bir alan değildir. Eğitim aynı zamanda insanla, güvenle, anlayışla, iletişimle ve gönüllülükle yürür. İşini doğru yapan öğretmeni, okulunu özveriyle yöneten müdürü, çocuğunun iyiliğini isteyen veliyi; yanlış yapanlardan ayırabilmek gerekir.

Bir okulda problem varsa, problemi doğru yerde görmek gerekir. Bir kişi görevini gereği gibi yapmıyorsa onunla ilgili gereken yapılmalıdır. Bir uygulama yanlışsa düzeltilmelidir. Ancak pire için yorgan yakmamak, eğitim yönetiminin en önemli hassasiyetlerinden biri olmalıdır.

Öğretmen kıyafeti konusunda yaşanan tartışmalar da bunun bir başka örneği. Düzen, ciddiyet ve mesleğin saygınlığı açısından belli ölçüler içerisinde bir kıyafet anlayışının olması elbette anlaşılabilir. Ancak mevzuatla belirlenmiş sınırların ötesine geçen her yeni düzenlemenin eğitimciler tarafından nasıl algılanacağı, okul iklimine nasıl yansıyacağı da hesaba katılmalıdır. Çünkü eğitimcinin kendisini değerli ve güvende hissetmediği bir ortamda,  yüksek başarı beklemek akla uygun değildir.

Bütün bunların yanında bir başka önemli mesele daha var: Okulların personel ve güvenlik ihtiyacı.

Bir okulun sağlıklı biçimde eğitim yapabilmesi için yalnızca öğretmen ve derslik yeterli değildir. Temizlik personelinden yardımcı hizmetlere, güvenlikten teknik ihtiyaçlara kadar okulun görünmeyen ama eğitim ortamının sağlıklı işlemesini sağlayan pek çok unsur vardır. Bunlar eksik olduğunda yük, ister istemez okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin üzerine binmektedir.

Ders kitaplarının eksik gelmesi gibi sorunlar da eğitim yılının daha ilk günlerinde okul yöneticilerini ve öğretmenleri meşgul eden konular arasında yer alabiliyor. Oysa öğretmenin enerjisi kitabın peşinde koşmaya değil, öğrencisine ulaşmaya; okul yöneticisinin enerjisi ise sürekli sorun çözmeye değil, okulunu daha iyi bir eğitim ortamına dönüştürmeye harcanmalıdır.

Çünkü asıl mesele başka bir yerdedir. Asıl mesele çocuğa dokunmaktır.

Okula ilk kez gelen birinci sınıf öğrencisinin gözlerindeki heyecandır. Annesinin elini sıkı sıkı tutarak okul kapısından giren çocuğun “Acaba nasıl olacak?” merakıdır. İlk kez sınıfının karşısına geçen öğretmenin heyecanıdır. Çocuğu ilk kez okula başlayan annenin, babanın, hatta torununu okula getiren büyükannenin ve büyükbabanın duygusudur.

İşte eğitim öğretim yılının gerçek başlangıcı budur.

Yarın bazı çocuklar ilk kez okul sırasına oturacak. Bazıları ilk kez bir öğretmene “Öğretmenim” diyecek. Bazı veliler çocuklarından ayrılırken belki gözyaşlarını gizleyecek. Bazı öğretmenler yıllardır yaptıkları mesleğe rağmen yeni öğrencileriyle yeniden heyecanlanacak.

Bu duyguların üzerine gereksiz tartışmaların gölgesi düşmemeli.

Kimse okulun huzurunu bozacak, öğretmenin motivasyonunu düşürecek, velinin kaygısını artıracak bir dil kullanmamalı. Farklı düşünceler elbette söylenecek; eleştiri elbette yapılacak. Ancak eleştiri, çözümün düşmanı değil, çözümün yol göstericisi olmalıdır.

Eğitim sisteminin elbette eksikleri vardır. Yanlış uygulamalar da olabilir. Zaman zaman değişiklikler yapılması da kaçınılmazdır. Fakat her değişiklikte bütün sistemi yeniden tartışmak, her sorunun çözümünü yeni bir yasak veya yeni bir yaptırımda aramak yerine; doğru yapanla yanlış yapanı ayırabilen, öğretmenine güvenen, okul yöneticisine alan bırakan ve öğrenciyi merkeze alan bir anlayışa daha fazla ihtiyacımız var.

Mental olarak yorulmuş, motivasyonunu kaybetmiş, değişime ve gelişime direnç gösteren kişiler varsa elbette bunların da üzerinde durulmalıdır. Ama bunu bütün eğitim çalışanlarını aynı kefeye koymadan yapmak gerekir.

Çünkü bu ülkede hâlâ sabahın erken saatinde okulunun kapısını açan, sınıfını hazırlayan, öğrencisinin yüzüne bakıp onun ihtiyacını anlamaya çalışan binlerce öğretmen var.
Hâlâ okulunu kendi evi gibi gören, sorun çıktığında çözüm arayan, öğrencisinin bir adım daha ileri gitmesi için uğraşan okul yöneticileri var.

Hâlâ çocuğunun geleceği için elinden geleni yapan anne babalar var.

Ve bütün bunların merkezinde de çocuklarımız var.

O nedenle yeni eğitim öğretim yılına girerken biraz daha sakin, biraz daha anlayışlı, biraz daha yapıcı olalım.

Bırakalım öğretmen öğretmenliğini yapsın.

Bırakalım okul, okul olmanın gereğini yerine getirsin.

Bırakalım okul yöneticileri eğitim ortamını yönetebilsin.

Veliler çocuklarının heyecanını yaşasın, öğretmenler öğrencileriyle buluşmanın mutluluğunu tatsın.

Sorunlarımızı elbette konuşalım. Eksikleri elbette dile getirelim. Yanlışları elbette düzeltelim. Ama bütün bunları yaparken eğitimin asıl öznesini, yani çocuğu gözden kaçırmayalım.

Çünkü eğitim öğretim yılının sonunda geriye kalacak olan; kaç genelge yayımlandığı, kaç yasak getirildiği ya da kaç tartışma yaşandığı değil, çocuklarımızın okulda ne hissettiğidir.

Onların kendilerini güvende, değerli ve mutlu hissetmeleri…

Öğretmenlerinin onları sevdiğini bilmeleri…

Okulu sadece ders yapılan bir yer değil, hayatı öğrendikleri bir ortam olarak görmeleri…

Asıl başarımız da burada yatıyor.

Bu duygularla 2026-2027 eğitim öğretim yılının bütün eğitim camiamıza hayırlı olmasını diliyorum.

Başta çocuklarımız olmak üzere bütün öğrencilerimize başarı ve mutluluk; öğretmenlerimize kolaylık, sabır ve yüksek motivasyon; velilerimize anlayış ve sabır; okul yöneticilerimize ise güç, sağlık ve işlerinde kolaylık diliyorum.

Yeni eğitim öğretim yılı hepimize huzur, sağlık ve başarı getirsin.

Okullarımız çocuk sesleriyle, sınıflarımız umutla, öğretmenlerimiz heyecanla dolsun.

#eğitim #okullar #açılıyor

Yorumlar

1
+ Yorum Yap
Vatandaş 13 Eylül 2026 - 20:53

Evet yarın okullar açılıyor. Rize Merkez Ticaret MTAL idarecileri okul Whatsap grubundan resmi tatil günü olan Pazar günü öğretmenlerine bilgilendirme mesajı atıyor. Bu grupta tek taraflı sadece idareciler mesaj yazabiliyor. Öğretmenler de konuyla ilgili bu idarecilere özelde Whatsap mesajı yazdığında idareciler cevap vermiyor. Cevap vermedikleri gibi, özelden yazılan mesajlara hafta içi mesai saatinde yazın diye ekstra mesaj atıyorlar. İdareciler hafta sonu istedikleri zaman mesaj atabiliyor ama öğretmenler bu mesajlara dönüt veremiyorlar. Ne güzel bir yönetim şekli değil mi !!!