Dünya yeniden büyük bir hesaplaşmanın eşiğinde.
Küresel dengelerin yeniden kurulduğu dönemde Türkiye; güçlü ordusu, kararlı devlet aklı ve stratejik konumuyla bu fırtınadan güçlenerek çıkmak zorundadır.
Dünya yeniden büyük bir hesaplaşmanın eşiğinde.
Bu kez savaş yalnızca tanklarla, füzelerle ve uçaklarla yapılmayacak. Para,enerji,teknoloji,ticaret yolları,yaptırımlarla ve gerektiğinde nükleer tehditlerle yürütülecek çok daha büyük bir mücadele kapıda.
Bugün dünyanın en güçlü iki nükleer gücü olan ABD ve Rusya’nın binlerce nükleer savaş başlığı bulunuyor. Ukrayna’da devam eden savaş artık yalnızca Ukrayna’nın savaşı olmaktan çıkmış durumda. Rusya ile Batı arasındaki gerilim büyüyor; ABD ile Avrupa arasındaki çıkar farklılıkları belirginleşiyor,küresel güç dengeleri yeniden kuruluyor.
Dünyanın eski düzeni gerçekten sona eriyor.
Çünkü tarihte büyük düzenler yalnızca diplomasi masalarında kurulmadı.
Savaşlarla yıkıldı, savaşların ardından yeniden kuruldu.
Bugün yaşadığımız şey de belki tam olarak budur:
Eski dünyanın son sancıları ve yeni dünyanın doğum mücadelesi…
Asıl savaş PARA!
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ekonomik düzenin merkezine ABD doları yerleşti.
Dolar yalnızca bir para birimi olmadı; küresel ticaretin, rezervlerin ve finans sisteminin temel araçlarından biri haline geldi. Bunun ABD’ye sağladığı önemli avantajlardan biri de küresel dolar talebinden kaynaklanan senyoraj gelirleriydi.
Fakat dünya artık 1945’in dünyası değil.
Çin büyüdü.
Rusya kendi ekonomik ve finansal kanallarını geliştirmeye çalışıyor.
İngiltere, Avrupa ve diğer büyük güç merkezleri küresel sistemdeki ağırlıklarını korumak istiyor.
Dolayısıyla bugün gördüğümüz mücadeleyi yalnızca Ukrayna üzerinden okumak eksik kalabilir.
Ortada aynı zamanda ticaretin, enerjinin, rezerv paraların, finans sistemlerinin ve küresel ekonomik hâkimiyetin paylaşılması mücadelesi var.
Ve tarihin bize öğrettiği acı bir gerçek var:
Büyük güçlerin çıkarları bu kadar sert biçimde çatıştığında, değişim her zaman masada ve barışçıl yöntemlerle gerçekleşmiyor.
Dünyanın bir başka büyük problemi ise borç.
Devletlerin borçları büyüyor. Faiz yükleri bütçeleri zorluyor. Bazı büyük ekonomiler, ürettikleri ekonomik değerin çok üzerinde finansal yüklerin altında yaşamaya devam ediyor.
Borç yalnızca ekonomik bir mesele olmaktan çıkıp siyasi bir meseleye dönüştüğünde, ülkelerin hareket alanı da daralıyor.
İşte burada vatandaşın gördüğü dünya ile karar vericilerin gördüğü dünya birbirinden ayrılmaya başlıyor.
Vatandaş;
“Enflasyon neden yüksek?”
“Hayat neden pahalı?”
“Vergiler neden artıyor?”
“Gelecek neden belirsiz?”
diye soruyor.
Oysa büyük masalarda konuşulan konu çoğu zaman çok daha büyük:
Enerji kimde olacak?
Paranın gücü kimde olacak?
Ticaret yollarını kim kontrol edecek?
Teknolojiyi kim yönetecek?
Finans sisteminin kurallarını kim koyacak?
Siyaset çoğu zaman bu büyük mücadelenin görünen yüzüdür.
Peki ya Türkiye?
Tam da burada Türkiye’nin önemini anlamak gerekiyor.
Türkiye; Avrupa ile Asya’nın, Karadeniz ile Akdeniz’in, enerji kaynakları ile enerji tüketim merkezlerinin kesiştiği bir coğrafyada bulunuyor.
Boğazlar bizde.
Karadeniz’in güvenliği bizim için hayati.
Kafkasya hemen yanı başımızda.
Orta Doğu kapımızın önünde.
Balkanlar tarih boyunca bizimle iç içe.
Ve dünyanın yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın değeri daha da artıyor.
Bu nedenle Türkiye’nin yapması gereken, dünyanın herhangi bir güç merkezinin kavgasına savrulmak değil; her ihtimale karşı güçlü, hazırlıklı ve kendi kararlarını verebilen bir ülke olmaktır.
Ekonomik olarak güçlü…
Enerjide güvenli…
Savunma sanayisinde bağımsız…
Diplomaside çok yönlü…
Ve en önemlisi, içeride birlik ve beraberliğini koruyan bir Türkiye.
Çünkü güçlü ordunun arkasında güçlü ekonomi, güçlü ekonominin arkasında da güçlü devlet aklı vardır.
Bugün “Bize bir şey olmaz” diyerek dünyayı seyretmek de doğru değil, “Yarın dünya savaşı çıkacak” diyerek korkuya teslim olmak da.
Doğru olan, her ihtimale hazırlıklı olmaktır.
Nükleer savaş ihtimali
Ekonomik kriz
Enerji savaşı
Küresel finans sisteminde büyük bir değişim
Yeni ticaret yolları ve yeni güç dengeleri
Evet bunların hepsine hazırlıklı olmalıyız.
Çünkü devlet yönetmek biraz da kötü ihtimalleri önceden görüp milletini o ihtimallere karşı hazırlamak demektir.
Fakat bütün bu karanlık senaryoların ortasında bir de başka bir gerçek var.
Bazen dünyanın en güzel huzuru, bütün bu hesapların dışında kalabilmektir.
Akşam evine dönersin.
Gökyüzüne bakarsın.
Türk bayrağı dalgalanır.
Sınırlarında Türk Ordusu nöbettedir.
Karada, denizde ve havada vatanın güvenliği için görev yapan Mehmetçik vardır.
Bir ezan sesi yükselir bir minareden…
Sonra bir başka mahalleden…
Ve insan bir anda bütün dünyanın kavgasını unutup sahip olduğu şeyin değerini anlar.
Vatan dediğin sadece toprak değildir.
Huzurdur.
Güvendir.
Bayraktır.
Ezanın özgürce okunmasıdır.
Çocuğunun geleceğinden korkmadan uyuyabilmektir.
Bugün dünya yeniden şekillenirken bizim en büyük temennimiz, Türkiye’nin bu fırtınadan güçlenerek çıkmasıdır.
Dünya uyanık olmak zorunda.
Biz de uyanık olmak zorundayız.
Ama korkuyla değil…
Akılla.
Devlet aklıyla.
Milli birlikle.
Güçlü ekonomiyle.
Güçlü orduyla.
Ve her şeyden önce, vatan sevgisiyle.
Dünya yeniden güç dengelerinin kurulduğu bir döneme girerken, Türkiye’nin ihtiyacı macera değil; istikrar, güçlü ekonomi, güçlü ordu ve devlet aklıdır. Son yıllarda savunma sanayisinde elde ettiğimiz kazanımları koruyup daha ileriye taşıyabilmenin yolu da işte bu istikrarı sürdürmekten geçiyor.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Son Yazıları
- Yapay ve Doğal Zeka;Aşk KOÇu, Peki Sonra?
- Yan Yana Ama Yalnız
- Mehterin gür sesi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde
- Ortadoğu Değişiyor Mu, Yoksa Bize Yeni Bir Hikâye Mi Pazarlanıyor?
- Mutlu İnsan, Kötü Müşteri
- EGE’NİN KARŞI KIYISINDAKİ HAFIZA SORUNU
- Modern Savaşın Yeni Komutanları
- Savunma Sanayiinde Yeni Eşik: Bölgesel Güçten Küresel Etkiye
- Avrupa’nın kapısında bekleyen Türkiye
- 12 yıllık zorunlu eğitim acilen kaldırılmalıdır