Dünyaya gelen her Karadenizli doğal olarak inatçıdır. Çünkü kararlıdır. Önce coğrafi zorluklara ardından hayatın zorluğuna karşı dik durmak zorundadır.
Hatırlıyorum da çocukken her şey daha zordu, kolay olana hep uzaktık. Yürümem gerekirdi her sabah erkenden. Çalışmam gerekiyordu. Aileme de destek olmam gerekiyordu, daha kendime bile yetemezken. Sanırım hedef odaklı olmayı ve analitik düşünmeyi daha o zamanlar öğrendim.
Tüm zorlukları da bir kenara koyarsak öncelikle doğaya karşı sabır göstermeyi öğreniyoruz. Yağmura yakalandığımızda, kışın üşüdüğümüzde, fırtınada, karda kök salmamız gerekiyor bulunduğumuz coğrafyaya.
Bir de düşkünlüğümüz var başarıya. Aslında hep beraber kabul edelim işimize çok da yaramayacak şeyleri bu yüzden yaptık. Bütün o kurslara çok sıkılsam da sırf "yapabiliyorum" diyebilmek için gittim.
Bir de inatçı olmak stratejik olmayı öğretiyor bize. Strateji yaparız ki daha kolay yolu bulalım. İmkânsızı da zorlamamız bu yüzden. Bu nedenle Karadeniz inadına bir de Karadeniz stratejisi eklenir. Çünkü kestirme yolları bulurken iyi hesap çıkartmalıyız.
Eğer inatçı olmasaydık hayat daha zor olurdu. Her gün önümüze çıkan doğal engelleri, kişisel sorunları, çevre problemlerini nasıl aşabilirdik? Bu problemleri eğer çözmezseydik yani inat etmezseydik bu sorunların artacağını biliyorduk. Biraz da mecburiyettir inat ve insana yakışan bir mecburiyet olduğunu düşünüyorum.
Mecburiyet demişken örnek olarak geçim mücadelesi, tarım yani çay, fındık. Enerjiyi maddi gelire ulaştırmanın tek yolu bu yamaçlarla iyi geçinmek. Bu dik dağlarda geçim nasıl olur ki başka?
Ve yiğitliğe leke getirmemek meselesi. Bir gün birileri "E ne yaptı elinden bir şey de gelmedi ki" desin istemem. Bu söz benim gururumu paramparça eder. Ne demek "beceremedi".
Bir de biyolojik etkiler var tabi, bazı insanlar daha kararlı ve dirençli iken bazıları ise daha kırılgan ve vazgeçmeye müsait oluyor. Bunun sebebi bildiğim kadarıyla beyindeki dopamin ve serotonin dengesi. Bu da kişilik tiplerini etkiliyor. Peki bu tüm Karadeniz'de nasıl tümden geçerli oluyor diye soracaksınız onu da hemen açıklıyorum. Çevresel ve kültürel etkiler ile oluyor. Bu kadar zorlu doğa şartlarında hayatta kalmaya çalışan büyük büyük dedelerimizden beri bunu biliyoruz. Bunca zorluk içinde de yapısal olarak torunlarımıza kadar devam edecek gibi görünüyor. Alışkanlıklar da öyle kolay bırakılmıyor ne yazık ki. Hele toplumsal olarak böyle bir alışkanlığı hayatta bırakamayız.
Benim inadım yaşamış olduğum kişisel deneyimler ile arttı. Yani sadece karadeniz damarı değil. Zor geçen yıllarımın etkileri. İşsiz kalmam, istediklerime ve hayallerime ulaşamamam, aile baskısı, sürekli peşimi bırakmayan engeller ve lanetli çocukluğumun hep gündüzümde olması.. Bütün bunlar bana artık başarmaktan başka bir şans bırakmadı. Çünkü şansım yoktu.
Bir de inatçı olmayı seçen insanlar var. Seçimsel olarak "taviz vermem"ciler. Bilinçli olarak bunu seçen insanlar başarıyı takıntı halinde yaşıyorlar. Onları takdir ediyorum. Ben onların da zamanında kırılmalar ve kıvrılmalar yaşadığını düşünüyorum.
İnat meselesi hem olumlu hem de olumsuz pek çok sonuca sahip. Olumlu sonuçları size ne olursa olsun başarı, dayanıklılık ve saygınlık getiriyor bir de pratik çözümler bulduruyor, olumsuz sonuçları ise esnekliği kaybetmenize, başka çözümleri ve fırsatları kaçırmanıza sebep oluyor. Hatta bazen gereksiz direnmeye ve tartışmalara sebep oluyor, insanların birbirlerini kırdığına binlerce kez şahit oldum. İşleri zorlaştırdığı da bir gerçek ki bu da fazla enerji harcamaya sebep oluyor.
Ben inadın olumsuz yanını daha çok stres ve yorgunluk olarak yaşıyorum ama pek emin değilim genel olarak stresli olduğum için de inatçı olabilirim. Kendimi hep dirençli olmak zorunda bıraktığım için daha da zorluyorum.
Karadeniz’de “inat” dediğimiz şey aslında direnç, sabır, vazgeçmeme, yürekten bağlılık demek. Bize bu toprakların en büyük mirası. Yerine göre kullanırsak tabii ki faydasını görürüz. Yeter ki kırmamak dileğiyle.
Anasayfa
Yazarlar
Şefaat VARLI
Yazı Detayı
Bu yazı 1283+ kez okundu.
"İnat" Direnmektir.
Dünyaya gelen her Karadenizli doğal olarak inatçıdır. Çünkü kararlıdır. Önce coğrafi zorluklara ardından hayatın zorluğuna karşı dik durmak zorundadır.
Hatırlıyorum da çocukken her şey daha zordu, kolay olana hep uzaktık. Yürümem gerekirdi her sabah erkenden. Çalışmam gerekiyordu. Aileme de destek olmam gerekiyordu, daha kendime bile yetemezken. Sanırım hedef odaklı olmayı ve analitik düşünmeyi daha o zamanlar öğrendim.
Tüm zorlukları da bir kenara koyarsak öncelikle doğaya karşı sabır göstermeyi öğreniyoruz. Yağmura yakalandığımızda, kışın üşüdüğümüzde, fırtınada, karda kök salmamız gerekiyor bulunduğumuz coğrafyaya.
Bir de düşkünlüğümüz var başarıya. Aslında hep beraber kabul edelim işimize çok da yaramayacak şeyleri bu yüzden yaptık. Bütün o kurslara çok sıkılsam da sırf "yapabiliyorum" diyebilmek için gittim.
Bir de inatçı olmak stratejik olmayı öğretiyor bize. Strateji yaparız ki daha kolay yolu bulalım. İmkânsızı da zorlamamız bu yüzden. Bu nedenle Karadeniz inadına bir de Karadeniz stratejisi eklenir. Çünkü kestirme yolları bulurken iyi hesap çıkartmalıyız.
Eğer inatçı olmasaydık hayat daha zor olurdu. Her gün önümüze çıkan doğal engelleri, kişisel sorunları, çevre problemlerini nasıl aşabilirdik? Bu problemleri eğer çözmezseydik yani inat etmezseydik bu sorunların artacağını biliyorduk. Biraz da mecburiyettir inat ve insana yakışan bir mecburiyet olduğunu düşünüyorum.
Mecburiyet demişken örnek olarak geçim mücadelesi, tarım yani çay, fındık. Enerjiyi maddi gelire ulaştırmanın tek yolu bu yamaçlarla iyi geçinmek. Bu dik dağlarda geçim nasıl olur ki başka?
Ve yiğitliğe leke getirmemek meselesi. Bir gün birileri "E ne yaptı elinden bir şey de gelmedi ki" desin istemem. Bu söz benim gururumu paramparça eder. Ne demek "beceremedi".
Bir de biyolojik etkiler var tabi, bazı insanlar daha kararlı ve dirençli iken bazıları ise daha kırılgan ve vazgeçmeye müsait oluyor. Bunun sebebi bildiğim kadarıyla beyindeki dopamin ve serotonin dengesi. Bu da kişilik tiplerini etkiliyor. Peki bu tüm Karadeniz'de nasıl tümden geçerli oluyor diye soracaksınız onu da hemen açıklıyorum. Çevresel ve kültürel etkiler ile oluyor. Bu kadar zorlu doğa şartlarında hayatta kalmaya çalışan büyük büyük dedelerimizden beri bunu biliyoruz. Bunca zorluk içinde de yapısal olarak torunlarımıza kadar devam edecek gibi görünüyor. Alışkanlıklar da öyle kolay bırakılmıyor ne yazık ki. Hele toplumsal olarak böyle bir alışkanlığı hayatta bırakamayız.
Benim inadım yaşamış olduğum kişisel deneyimler ile arttı. Yani sadece karadeniz damarı değil. Zor geçen yıllarımın etkileri. İşsiz kalmam, istediklerime ve hayallerime ulaşamamam, aile baskısı, sürekli peşimi bırakmayan engeller ve lanetli çocukluğumun hep gündüzümde olması.. Bütün bunlar bana artık başarmaktan başka bir şans bırakmadı. Çünkü şansım yoktu.
Bir de inatçı olmayı seçen insanlar var. Seçimsel olarak "taviz vermem"ciler. Bilinçli olarak bunu seçen insanlar başarıyı takıntı halinde yaşıyorlar. Onları takdir ediyorum. Ben onların da zamanında kırılmalar ve kıvrılmalar yaşadığını düşünüyorum.
İnat meselesi hem olumlu hem de olumsuz pek çok sonuca sahip. Olumlu sonuçları size ne olursa olsun başarı, dayanıklılık ve saygınlık getiriyor bir de pratik çözümler bulduruyor, olumsuz sonuçları ise esnekliği kaybetmenize, başka çözümleri ve fırsatları kaçırmanıza sebep oluyor. Hatta bazen gereksiz direnmeye ve tartışmalara sebep oluyor, insanların birbirlerini kırdığına binlerce kez şahit oldum. İşleri zorlaştırdığı da bir gerçek ki bu da fazla enerji harcamaya sebep oluyor.
Ben inadın olumsuz yanını daha çok stres ve yorgunluk olarak yaşıyorum ama pek emin değilim genel olarak stresli olduğum için de inatçı olabilirim. Kendimi hep dirençli olmak zorunda bıraktığım için daha da zorluyorum.
Karadeniz’de “inat” dediğimiz şey aslında direnç, sabır, vazgeçmeme, yürekten bağlılık demek. Bize bu toprakların en büyük mirası. Yerine göre kullanırsak tabii ki faydasını görürüz. Yeter ki kırmamak dileğiyle.
Ekleme
Tarihi: 03 Ekim 2025 -Cuma
"İnat" Direnmektir.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
