Derin bir benzetme yapmak değil niyetim. Kaplumbağaların kendi kabuklarının içinde sakince yaşamaları, uzun ömürlü olmaları ve dünyadan bağımsız halleri beni cezbediyor olabilir.
Bir sorun mu var? Hemen dön kabuğuna, kes insanlarla irtibatını, sessizliğine sarıl. Bu "keşke bende de olsa" dediğim bir özellik.
Fakat kıskandığım kadar da üzülüyorum onlara. Kaplumbağalar ters dönünce kendi başına tekrar doğrulaması çok oluyor. Özellikle yerde tutunacak bir şey yoksa işleri çok zor.
Eminim ki allak bullak oluyor hayatları. Peki kim çeviriyor onları sonrasında? Doğada bu durumdayken bazen rüzgâr, bazen başka hayvanlar, bazen de şans eseri bir çukurun kenarı yardım edebiliyor ters dönen kaplumbağlara. İnsanların denk gelmesi de onların kurtuluşu oluyor ama bu düşük bir ihtimal.
Bu yönleri ile ne kadar da bize benziyor. Biz de bazen “ters dönüyoruz”, dünyamız altı üstüne dönüyor. O zaman da ya elimizden tutan birini arıyoruz ya da içimizde bir güç bulup yeniden ayağa kalkıyoruz.
Kaplumbağalar yalnız görünse de tamamen çaresiz değil, hayatın küçük yardım elleri var. Biz ise altından kalkmayacağımız durumlarda yardım istemezsek başımıza gelen ile ölene kadar yaşayabiliriz.
Şansız kaplumbağalara üzülsem de bu doğal bir süreç, çevrilecek bir çukur bulamayan ya da yardım edecek biri çıkmayanlar, bazen gerçekten öylece kalabiliyor. Doğada bu, onların yaşam mücadelesinin bir parçası. Acı bir tarafı ise güneşte susuz kalıp yorulabiliyorlar ya da avcılara açık hale geliyorlar.
Ama bir yandan bakınca şunu da düşündürüyor insana: Hepimizin hayatında bazen “ onu çevirilecek biri” olmasa da bir şekilde kendi yolunu bulma, kabuğunu ve bedenini zorlayıp kurtulma ihtimali oluyor. Yani mucize gibi görünen şey aslında o küçük hareketlerden çıkıyor.
Kaplumbağaların bu hali bana şunu söylüyor. Hayatta her zaman bir “yardım eden el” çıkmayabilir, ama biraz sabır ve küçük bir çabayla bazen imkânsız görünen şey bile mümkün olabilir.
Hani biz de bazen hayatta “ters dönmüş kaplumbağa” gibi oluruz…
Her şey bir anda alt üst olur, kollarımızı kımıldatırız ama ilerleyemeyiz. O an, kabuğumuzdan çıkamayacağımızı sanırız.
Ama sonra ya hayatın esintisi bir çukurun kenarına iter bizi ya bir dostun eli uzanır ya da içimizde hiç bilmediğimiz minicik bir güçle, belki defalarca denemeyle, kendi kendimizi çevirmeyi başarırız.
Hayatta defalarca tersine döndüm. İnsanı yıkan pek çok şeyi yaşadım. Tersine dönünce en güzel görünen gökyüzünün bile insana cehennem gibi göründüğünü öğrendim. Defalarca deneyip, bazen de durup o gökyüzü manzarasına hayran olup, doğrulmayı sürekli denedim.
Ve şunu fark ettim ki "ters dönmek" bir son değil, sadece yeniden doğrulamaya bir davet, bir öğretmen.
Kaplumbağalar gibi sabırla ve inatla, sırtımızdaki ağırlığa rağmen hep doğrulmak dileğiyle.
Anasayfa
Yazarlar
Şefaat VARLI
Yazı Detayı
Bu yazı 1241+ kez okundu.
Kaplumbağaları Kıskanıyorum
Derin bir benzetme yapmak değil niyetim. Kaplumbağaların kendi kabuklarının içinde sakince yaşamaları, uzun ömürlü olmaları ve dünyadan bağımsız halleri beni cezbediyor olabilir.
Bir sorun mu var? Hemen dön kabuğuna, kes insanlarla irtibatını, sessizliğine sarıl. Bu "keşke bende de olsa" dediğim bir özellik.
Fakat kıskandığım kadar da üzülüyorum onlara. Kaplumbağalar ters dönünce kendi başına tekrar doğrulaması çok oluyor. Özellikle yerde tutunacak bir şey yoksa işleri çok zor.
Eminim ki allak bullak oluyor hayatları. Peki kim çeviriyor onları sonrasında? Doğada bu durumdayken bazen rüzgâr, bazen başka hayvanlar, bazen de şans eseri bir çukurun kenarı yardım edebiliyor ters dönen kaplumbağlara. İnsanların denk gelmesi de onların kurtuluşu oluyor ama bu düşük bir ihtimal.
Bu yönleri ile ne kadar da bize benziyor. Biz de bazen “ters dönüyoruz”, dünyamız altı üstüne dönüyor. O zaman da ya elimizden tutan birini arıyoruz ya da içimizde bir güç bulup yeniden ayağa kalkıyoruz.
Kaplumbağalar yalnız görünse de tamamen çaresiz değil, hayatın küçük yardım elleri var. Biz ise altından kalkmayacağımız durumlarda yardım istemezsek başımıza gelen ile ölene kadar yaşayabiliriz.
Şansız kaplumbağalara üzülsem de bu doğal bir süreç, çevrilecek bir çukur bulamayan ya da yardım edecek biri çıkmayanlar, bazen gerçekten öylece kalabiliyor. Doğada bu, onların yaşam mücadelesinin bir parçası. Acı bir tarafı ise güneşte susuz kalıp yorulabiliyorlar ya da avcılara açık hale geliyorlar.
Ama bir yandan bakınca şunu da düşündürüyor insana: Hepimizin hayatında bazen “ onu çevirilecek biri” olmasa da bir şekilde kendi yolunu bulma, kabuğunu ve bedenini zorlayıp kurtulma ihtimali oluyor. Yani mucize gibi görünen şey aslında o küçük hareketlerden çıkıyor.
Kaplumbağaların bu hali bana şunu söylüyor. Hayatta her zaman bir “yardım eden el” çıkmayabilir, ama biraz sabır ve küçük bir çabayla bazen imkânsız görünen şey bile mümkün olabilir.
Hani biz de bazen hayatta “ters dönmüş kaplumbağa” gibi oluruz…
Her şey bir anda alt üst olur, kollarımızı kımıldatırız ama ilerleyemeyiz. O an, kabuğumuzdan çıkamayacağımızı sanırız.
Ama sonra ya hayatın esintisi bir çukurun kenarına iter bizi ya bir dostun eli uzanır ya da içimizde hiç bilmediğimiz minicik bir güçle, belki defalarca denemeyle, kendi kendimizi çevirmeyi başarırız.
Hayatta defalarca tersine döndüm. İnsanı yıkan pek çok şeyi yaşadım. Tersine dönünce en güzel görünen gökyüzünün bile insana cehennem gibi göründüğünü öğrendim. Defalarca deneyip, bazen de durup o gökyüzü manzarasına hayran olup, doğrulmayı sürekli denedim.
Ve şunu fark ettim ki "ters dönmek" bir son değil, sadece yeniden doğrulamaya bir davet, bir öğretmen.
Kaplumbağalar gibi sabırla ve inatla, sırtımızdaki ağırlığa rağmen hep doğrulmak dileğiyle.
Ekleme
Tarihi: 29 Ekim 2025 -Çarşamba
Kaplumbağaları Kıskanıyorum
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
