RizeninSesi
RizeninSesi
Açık
Rize · 21°C
Bizi Takip Edin
14 Eylül 2026 - 12:34

MEVLÂ GÖRELİM NEYLER

İnsan İradesi ve Takdir-i İlâhî Üzerine Bir Değerlendirme

0 Paylaşım

 İnsan İradesi ve Takdir-i İlâhî Üzerine Bir Değerlendirme

Aynı kurumda görev yaptığımız bir arkadaşımızın tayin haberini sosyal medyada paylaşması üzerine kendisine “hayırlı olsun” dilekleriyle çeşitli tebrik mesajları yazıldı. Bu yazışmalar sırasında Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin şu mısraları da paylaşıldı:

Bir işi murâd etme
Olduysa inâd etme
Hak’tandır o, reddetme
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…

Bunun üzerine bir arkadaşımız şöyle itiraz etti:

“Ne yani? Bu tayini Allah mı etti? Hâşâ. Olacak iş mi? Yoksa şiiri anlayamadım mı?”

Daha sonraki değerlendirmesinde, insanların yaptığı kötülüklerin Allah’a nispet edilemeyeceğini anlatmak için bir babanın oğlunu, başka bir olayda da bir oğlun babasını öldürmesini örnek vererek şöyle devam etti:

“Burada suçlu Mevlâm, Allah, Tanrı mı oldu? Bu iki olayda Mevlâm, Allah, Tanrım güzel bir şey yaşatmamış. Suçlu kim? Mevlâm, Tanrım, Allah insanlara her şeyin güzelini yapmalarını emrediyor. Güzelliklerin, çirkinliklerin, kötülüklerin, iyiliklerin tarafında Allah yoktur. Müdahil değildir.”

Ve nihayet, “İyiliği de kötülüğü de insanlar yapar.” diyerek düşüncesini ifade etti.

Bu sözlerin arkasındaki hassasiyet anlaşılabilir. İnsan, yaptığı kötülüğün sorumluluğunu Allah’a yükleyemez. Bir haksızlığı yapan, bir idarî kararı veren, yetkisini doğru veya yanlış kullanan insandır. İnsan kendisine verilen tercih kabiliyetini kullanır ve yaptığı tercihin ahlâkî, hukukî ve uhrevî sorumluluğunu taşır.

Ancak mesele bununla tamamlanmış olmuyor.

İnsanın yaptığı fiillerde kendi iradesinin yeri nedir? Allah’ın iradesi ve yaratması bu fiillerle nasıl ilişkilidir? İnsan fiilinin faili olmakla, o fiili varlık sahasına çıkarmak aynı anlama mı gelir?

İrade Etmekle Yaratmak Arasındaki Sınır

İnsana seçme ve tercih etme kabiliyeti verilmiştir. İnsan bu kabiliyetini kullanır; ister, yönelir, karar verir ve sebeplere sarılır.

Fakat istemek, arzu edilen neticenin mutlaka meydana gelmesini sağlamaz.

Daha önceki bir yazımda cüz’î iradeyi anlatmaya çalışırken basit bir örnek vermiştim. İnsan iki kilogramlık bir taşı kaldırmayı da üç yüz kilogramlık bir taşı kaldırmayı da isteyebilir. İstek her iki durumda da vardır. Fakat birini kaldırabilirken diğerini bütün arzusuna rağmen kaldıramayabilir.

Bu basit örnek, insan iradesinin hem varlığını hem de sınırını göstermeye yeter.

Maddî âlemin yanı sıra insanın zihnî ve ruhî dünyası da mutlak iradesinin altında değildir. Nitekim bir filmde, geçirdiği kaza sebebiyle her sabah uyandığında bir gün öncesini hatırlayamayan bir kadın, geçmişiyle bugünü arasındaki bağı kurabilmek için her gece uyumadan önce kendisine notlar bırakıyordu.

İnsan bugününü, geçmişinden taşıdığı hatıra ve tecrübelerle geleceğe dair beslediği arzu ve emeller arasında inşa eder. Hafızası geçmişi bugüne taşır; gelecek tasavvuru ise bugünkü tercihlerine yön verir.

Fakat insan hafızasına bile mutlak şekilde hükmedemez. Hatırlamak istediği bir şeyi unutabilir, unutmak istediği bir hatırayı yıllarca zihninde taşıyabilir.

Üstelik insan kendisini, aklını, hafızasını, bedenini, zamanını ve içinde hareket ettiği imkânları da kendi kudretiyle meydana getirmiş değildir. Kendisine verilen iradeyi bütün bu şartlar içerisinde kullanır.

Kur’ân-ı Kerîm insanın istemesini ve tercih etmesini kabul ederken, onun dilemesinin Âlemlerin Rabbi’nin dilemesinden bağımsız olmadığını da bildirir.

İnsan ister, seçer ve bir fiile yönelir. Kulun iradesi, Allah’ın iradesini aşan bağımsız bir kudret hâline gelemez. Tercih edilen fiil meydana gelmişse, onun varlık sahasına çıkışı Allah’ın dilemesi ve yaratmasıyladır.

İnsan İradesi ve İlâhî İrade Üzerine Farklı Yaklaşımlar

İslâm düşünce tarihinde insan iradesi ile İlâhî irade arasındaki ilişki üzerinde çokça durulmuş; farklı kelâm ekolleri meseleyi farklı yönlerden açıklamaya çalışmıştır.

Cebriyye adı altında tarih boyunca birbirinden farklı derecelerde görüşler zikredilmiştir. Bu sebeple Cebriyye’yi tek bir cümleyle tarif etmek yanıltıcı olabilir. Cebriyye çizgisinde İlâhî irade ve kudret güçlü biçimde öne çıkar. Cebrin daha ileri yorumlarında kulun irade ve kudretinin fiilin meydana gelişinde belirleyici bir tesiri bulunduğu kabul edilmez.

Bununla birlikte, “Allah’ın ilmi ve takdiri dışında hiçbir şey gerçekleşmez.” düşüncesi Cebriyye’ye mahsus değildir. Ehl-i sünnet de Allah’ın iradesini aşan, O’nun kudretinden bağımsız bir varlık alanı kabul etmez. Ayrılık, kula verilmiş seçme ve tercih kabiliyetinin fiilin meydana gelişindeki yerinin nasıl açıklandığı noktasında belirginleşir.

Mu‘tezile ise meseleye daha çok İlâhî adalet ve insan sorumluluğu açısından yaklaşmıştır. İnsan bir fiilden dolayı sorumlu tutulacaksa, o fiilde gerçek bir tercih ve kudret sahibi olması gerektiğini savunmuştur. Allah’ın insanı ve onun kudretini yarattığını, insanın ise bu kudretle ihtiyarî fiilini meydana getirdiğini söylemiştir.

Ehl-i sünnet kelâmcılarının Mu‘tezile’ye yönelttiği temel itiraz da buraya ilişkindir: Kulun ihtiyarî fiilinin yaratılması Allah’a nispet edilmediğinde, Allah’ın mutlak yaratıcılığı nasıl açıklanacaktır?

Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye bu meselenin ayrıntılarında farklı izahlar yapmışlardır. Ancak her ikisi de insanın ihtiyarî fiillerinden sorumlu olduğunu ve Allah’tan başka müstakil bir yaratıcı bulunmadığını kabul eder.

Şerri Yaratmakla Şerri Tercih Etmek

Bediüzzaman Said Nursî’nin şu sözü, yaratmakla tercih etmek arasındaki ayrımı veciz biçimde dile getirir:

“Kesb-i şer şerdir; halk-ı şer şer değildir.”

Bugünkü ifadeyle, insanın iradesiyle kötülüğü tercih etmesi kötüdür. Allah’ın o fiili yaratması ise kötülük değildir.

“Halk” yaratmayı, “kesb” ise kulun iradesiyle bir fiile yönelmesini ve onu tercih etmesini ifade eder.

İnsan kötülüğü tercih eder ve ortaya çıkan fiilin sorumluluğunu taşır. Allah’ın o fiili yaratması, kötülüğü emrettiği, sevdiği veya ondan razı olduğu anlamına gelmez.

Burada doğal olarak şu soru ortaya çıkar: Allah razı olmadığı bir fiili niçin yaratır?

İmtihanın mahiyeti, insana gerçek bir tercih imkânı verilmesini ve bu tercihin sorumluluğunu taşımasını gerektirir. Fiil meydana gelmişse, Allah onu kendi iradesi ve hikmeti dairesinde yaratmıştır; yaratmakla emretmek ve razı olmak aynı şey değildir.

Hikmetin varlığını kabul etmekle o hikmetin ne olduğunu bildiğimizi ileri sürmek arasında fark vardır.

Arkadaşımızın verdiği cinayet örneğine de buradan bakabiliriz.

Bir baba oğlunu öldürmüşse tetiği çeken, cinayeti tercih eden ve bundan sorumlu olan babadır. Bir oğul babasını öldürmüşse aynı sorumluluk ona aittir.

“Burada suçlu Allah mı oldu?” sorusunun cevabı açıktır: Suç ve sorumluluk, cinayeti iradesiyle tercih eden ve ona yönelen insana aittir.

Ancak buradan insan fiilinin Allah’ın ilmi, iradesi, kudreti ve yaratması dışında meydana geldiği sonucu çıkarılamaz.

Bu sebeple arkadaşımızın şu sözünü hangi mânada kullandığı önem kazanır:

“Güzelliklerin, çirkinliklerin, kötülüklerin, iyiliklerin tarafında Allah yoktur. Müdahil değildir.”

Eğer kastedilen, Allah’ın zulmü emretmediği, zulümden razı olmadığı ve yapılan kötülüğün sorumluluğunun kula ait olduğu ise bu hassasiyet anlaşılır.

Fakat insan fiillerinin Allah’ın ilmi, iradesi, kudreti ve yaratması dışında gerçekleştiği kastediliyorsa, ifade itikadî bakımdan farklı bir alana taşınmış olur.

Hayır ve Şer Allah’tandır

“Hayır ve şer Allah’tandır.” sözü, yaratma bakımından Allah’ın ilmi ve kudreti dışında bağımsız bir alan bulunmadığını; kötü tercih ve ondan doğan sorumluluğun ise kula ait olduğunu ifade eder.

Kur’ân-ı Kerîm, bir taraftan “Hepsi Allah’tandır.” buyururken hemen sonraki âyette insana ulaşan kötülüğün kendi nefsinden olduğunu bildirir.

Her insan bu âleme kendi penceresinden bakar ve manzarayı gördüğü kadarıyla tarif eder. Zaman geçtikçe veya bulunduğu yer değiştikçe aynı manzaranın daha önce fark etmediği taraflarıyla karşılaşabilir.

Bazen bugün büyük bir kayıp olarak gördüğü bir hadisenin, yıllar sonra hayatında başka bir kapının açılmasına vesile olduğunu fark eder.

Bu durum yapılan haksızlığı ortadan kaldırmaz, zulme de başka bir isim vermez. Yalnızca insanın gördüğü kısmın, hadisenin bütün neticelerini kuşatmadığını hatırlatır.

İnsan bulunduğu yerden görür; İlâhî ilim ise hadisenin başlangıcını, sonunu ve bütün neticelerini kuşatır.

“Hak Şerleri Hayreyler”

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin şu mısralarını da bu çerçevede okumak mümkündür:

Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Ârif onu seyreyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Şair burada şerri güzel saymaz; zulüm zulüm, haksızlık haksızlık, cinayet de cinayet olarak kalır.

Fakat Allah, insanın işlediği bir şerden dahi başka hayırlar yaratmaya kadirdir. Bir haksızlık, mağdur edilen kişinin hayatında beklenmedik başka bir kapının açılmasına vesile olabilir; bu netice, zulmeden kişinin fiilini hayra dönüştürmez ve sorumluluğunu kaldırmaz.

“Hak şerleri hayreyler” mısrasında işaret edilen mânalardan biri de bu olsa gerektir.

Şiirin şu kıtası da insanı çalışmaktan, tedbir almaktan veya hakkını aramaktan uzaklaştırmaz:

Bir işi murâd etme
Olduysa inâd etme
Hak’tandır o, reddetme
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…

İnsan ister, çalışır, sebeplere sarılır ve gerektiğinde hakkını hukuk içinde arar; ardından kendi muradını mutlaklaştırmadan İlâhî takdire teslim olur.

                          Takdire rıza, zulme rıza anlamına gelmez.

Bu Tayini Allah mı Etti?

Yazının başındaki soruya yeniden dönelim.

İdarî ve hukukî açıdan tayin kararını yetkili kişi veya kurum verir. Kararın hakkaniyete uygunluğu, yetkinin nasıl kullanıldığı ve doğurduğu sorumluluk da kararı verenlere aittir.

Hiç kimse yanlış kararının sorumluluğunu kadere yükleyerek üzerinden atamaz.

İtikadî açıdan ise meydana gelen bir hadiseyi Allah’ın ilmi, iradesi ve kudretinin dışında müstakil bir alan içinde düşünemeyiz.

Bu sebeple Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin mısralarındaki teslimiyet, insanların yaptığı her işi güzel görmek şeklinde yorumlanmamalıdır:

Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…

Sevgi ve selamlarımla…

#görelim #neyler #mevl

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!