ÖMÜR SERMAYESİ
Hayatın koşturmacası içinde, zihnimizi ve vaktimizi meşgul eden pek çok şey var. Ancak asıl mesele, ömür kavanozumuza önce hangi taşları koyduğumuzdur.
“İnsan, şu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş, çok ehemmiyetli istidad ona verilmiş ve o istidâdâta göre, ehemmiyetli vazifeler tevdî edilmiş.”
İnsana emanet edilen vazifelerin bazıları daimî, bazıları ise belirli zaman ve şartlarda ortaya çıkar. İnsanın bilgisi, kabiliyeti, imkânı ve taşıdığı sorumluluk, vazifesinin mahiyetini ve ağırlığını belirler.
“Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden... ve vatan ve memleket dairesinden... ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede, herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir.”
Her vazifenin zamanı ve devamlılığı aynı değildir.
Namaz günlük kulluk vazifesi iken hac, imkânı olana ömründe bir defa farz olur. Zekât, şartları oluştuğunda yerine getirilir. Askerlik gibi bazı vatan görevleri ise hayatın belirli bir döneminde insanın karşısına çıkar. Demek ki bir vazifenin mahiyetini; önemi, zamanı, şartları ve insana düşen sorumluluğun derecesi birlikte belirler.
En Küçük Dairedeki En Büyük Vazife
“Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat arasıra vazife bulunabilir.”
İnsanın kalp dairesinde Allah’a yönelmek, Rabbiyle bağını canlı tutmak, imanını muhafaza etmek, ibadetlerini yerine getirmek ve hayatında rıza-yı İlâhîyi gözetmek başlıca vazifelerdir.
İlgi Dairesi ile Vazife Dairesi
“Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür.”
Dünyada olup bitenlerden haberdar olmak, insanlığın ortak meselelerine duyarlı kalmak elbette kıymetlidir. Ancak ilgi duyduğumuz her mesele doğrudan vazifemiz olmayabilir.
İlgi dairemiz savaşlardan siyasete, ekonomiden spora, sanattan dijital gündemlere kadar bütün dünyaya genişleyebilir.
İnsan, hayatın farklı dairelerinde kendisine düşen vazifeleri yerine getirmeli; bir dairedeki vazifesi diğer dairelerdeki sorumluluklarını aksatmamalıdır.
Önce Büyük Taşlar
Zamanın ve önceliklerin kıymetini anlatan meşhur bir kavanoz misali vardır.
Bir seminerde zaman üzerine konuşan eğitmen, masanın üzerine geniş ağızlı bir kavanoz koyar. İri taşları teker teker yerleştirir ve artık bir taş daha sığmayınca sorar:
“Doldu mu?”
“Doldu.” cevabını alır.
Bu defa küçük çakıl taşlarını kavanoza döker. Çakıllar büyük taşların arasındaki boşluklara yerleşir. Ardından kumu, sonra da suyu ilave eder.
Sonra sorar: “Bundan çıkaracağımız ders nedir?”
Dinleyenlerden biri, ne kadar yoğun olursak olalım biraz gayret ederek hayatımıza daha fazla iş sığdırabileceğimizi söyler. Eğitmenin vermek istediği ders ise başkadır:
“Büyük taşları en başta koymasaydık, onları sonradan bu kavanoza sığdırabilir miydik?”
Ömür de biraz böyle…
Vaktimiz sınırlı, yapacaklarımız çoktur. Mesele ömrün içine mümkün olduğu kadar çok şey sığdırmak değildir. Asıl mesele, ömür kavanozuna önce hangi taşları koyduğumuzdur.
İnsanın Rabbine karşı kulluğu, ailesine karşı mesuliyeti, üzerine aldığı sorumluluklar ve doğrudan kendisine düşen vazifeler hayatının büyük taşlarıdır.
Günlük telaşlar, bitmek bilmeyen haberler, tartışmalar, ekranlar ve bize vazife düşmeyen nice mesele ise farkına varmadan kavanozu doldurabilir.
Küçük şeylerin de hayatımızda yeri vardır. Yeter ki büyük taşlar dışarıda kalmasın.
Elbette insan geniş dairelerde de vazife sahibi olabilir. Bir devlet adamının, bir öğretmenin veya bir yardım kuruluşunda çalışan kişinin sorumluluk alanı farklıdır. Her insan istidadı, imkânı ve bulunduğu makam ölçüsünde ortak hayata katılır.
Bugün ekranların karşısında saatlerini geçiren, her tartışmaya yetişmeye çalışan, dünyanın bütün meselelerini zihninde taşıdığı hâlde kendi hayatındaki vazifeleri erteleyen insan için bu ölçü daha da önemlidir.
Evet, “Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur.”
Bu sermayeyi hangi vazifeler uğrunda sarf ettiğimizi gözetmek, gelip geçici meşguliyetler arasında daimî ve aslî vazifemizi gözden kaçırmamak gerekir.
İnsan dünya hayatını iman dairesinde yaşar, ebedî hayatını da nazarında tutar. Çünkü aslî vazifesini terk eden insan, dünya saltanatını dahi elde etse, ebedî hayatını kaybettikten sonra bu saltanatın ne kıymeti kalır?
Sevgi ve selamlarımla…
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
Ya Sıdk Ya Sükût: Doğruluğun İnce Ölçüsü
Görüntüle →Son Yazıları
- Ya Sıdk Ya Sükût: Doğruluğun İnce Ölçüsü
- MEVLÂ GÖRELİM NEYLER
- BÂKİ BİR HAKİKAT, FÂNİ ŞAHSİYETLER ÜSTÜNE BİNA EDİLMEZ
- DEĞİŞEN TÜRKİYE’DE TARİKATLAR VE CEMAATLER
- BUHARLA FİKSE EDİLMİŞ YEŞİL ÇAYLARDA DEPOLAMA KOŞULLARININ KALİTE ÜZERİNE ETKİLERİ:
- KALBİN İSTİKAMETİ: HUZUR-U DAİMÎ
- DOĞRUYU BİLMEK YETİYOR MU?
- DİJİTAL DÜNYADA ALGI VE GERÇEK
- LEĞENE DÜŞEN CEVİZ
- İNSAN VE AY: GÖRÜNMEYEN YÜZLER
İlginizi Çekebilir
Trend Makaleler
Rize İçin Artık Zamanı Geldide Geçiyor. Bakalım Müjdeyi Kim verecek