RizeninSesi
RizeninSesi
Açık
İstanbul · 21°C
Bizi Takip Edin
21 Eylül 2026 - 10:27

Ya Sıdk Ya Sükût: Doğruluğun İnce Ölçüsü

Doğruluk, söz ve eylemin uyumu olan sıdk kavramı, yalanın zararları, doğru sözün zamanı ve vicdani sorumluluğu ekseninde ele alınıyor.

0 Paylaşım

 

Doğruluk, söylediğimiz sözün gerçeğe uygun olmasıyla sınırlı kalmaz. İnsan doğru bildiğini söyleyebilir; fakat doğru bir insan olmak bundan daha fazlasını gerektirir. Sıdk; sözümüzle hâlimizin, inandığımızla yaşadığımızın, niyetimizle davranışımızın birbirini doğrulamasıdır.

İnsan diliyle doğruyu savunup hayatıyla ondan uzaklaştığında, bildiği hakikatle kendi arasına da mesafe koyar. Yalan, insanın önce kendi içindeki bütünlüğü örseler.

Sıdk ise insanı kendi içinde toplar; sözüyle hâlini, niyetiyle amelini birbirine yaklaştırır.

İnsanın içinde başlayan bu hâl orada kalmaz; evine, dostluğuna, işine, alışverişine, insanlarla kurduğu bütün ilişkilere taşınır. Çünkü insan ilişkilerinin görünmeyen sermayesi güvendir. Söze güven kaybolduğunda şüphe çoğalır; yalan yaygınlaştıkça toplumun birbirine olan güveni aşınır.

“Necât yalnız sıdk ile, doğruluk ile olur.”

Sıdk bu sebeple yalnız ferdî bir meziyet değil, hayat-ı içtimaiyenin de temelidir.

Doğruluk bir bedel ödemeyi gerektirdiğinde belirginleşir.

İnsan, bedel ödemek istemediğinde hakikatten uzaklaşmasına makul isimler bulabilir. Menfaatine “maslahat”, korkusuna “tedbir”, suskunluğuna “hikmet” diyebilir. Çünkü yalan çoğu zaman kendisine makul bir gerekçe bularak gelir.

Bana göre, sana göre, ona göre şekillenen bir maslahat anlayışı bir müddet sonra yalan ile doğru arasındaki sınırı belirsizleştirebilir.

“Maslahat dahi yalan söylemeye illet olamaz.”

İnsan başkalarını söylediklerine ve yaptıklarına inandırabilir; kendisini haklı gösterecek gerekçeler de bulabilir. Vicdanı ise neyi niçin söylediğini, neden sustuğunu ve hangi maksatla hareket ettiğini ona fısıldar.

İnsan bir kendini, bir de Rabbini aldatamaz.

Peki, doğruyu söylemenin mümkün olmadığı yerde insan ne yapacaktır?

“İmmâ's-sıdku ve immâ's-sükût.”

Ya sıdk ya sükût…

Buradaki sükût, doğrunun değil, yalanın alternatifidir. İnsan yalan konuşmaktansa susmalıdır.

Fakat yalan karşısındaki sessizlik başka bir meseledir. Çoğu zaman yalanı büyüten şey, onu söyleyenin cesareti değil; yalana şahit olduğu hâlde karşı çıkmayanların sessizliğidir.

Bir insan haksız yere suçlanırken gerçeği bilen şahidin susmasıyla kendisine emanet edilmiş mahrem bir bilgiyi korumak için susması aynı şey olabilir mi? Birinde sükût emaneti korur, diğerinde bir hakkın zayi olmasına yol açabilir.

Demek ki adaletin tesisi, bir hakkın korunması ve hakikatin ortaya çıkarılması gerektiğinde fazilet susmakta değil, doğruyu söylemektedir.

Peki, her doğru her yerde söylenir mi?

“Her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değildir.”

Doğrunun da bir emaneti, mahremiyeti, zamanı ve muhatabı vardır. Bir sözün doğru olması, onu söylemeye her zaman hakkımız olduğu anlamına gelmez.

“Her söylediğin hak olmalı, fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yok. Çünki hâlis olmazsa sû’-i te’sîr eder. Hak, haksızlıkta sarf olur.”

Hak bir söz, haksızlığın aracına dönüşebilir.

Bir insanın yıllar önce yaptığı bir hatayı, onu insanların önünde küçük düşürmek için anlatabiliriz. Söylediğimiz şey baştan sona doğru olsa bile hakikati tahkirin aracına çevirmiş olabiliriz.

Gıybet meselesi de böyledir. İnsan bazen kendisini şöyle savunur:

“Ben yalan söylemiyorum ki! Söylediklerimin hepsi doğru.”

Bir insanın kusurunun gerçek olması, bize onu her yerde anlatma hakkı vermez. Buna karşılık aynı bilginin bir hakkı korumak, zararı önlemek veya adaletin gerçekleşmesini sağlamak için ilgili ve yetkili kişiye bildirilmesi bambaşka bir zemindir.

İnsan tek kelime yalan söylemeden de yanlış bir kanaat oluşturabilir.

“Bana bağırdı!” der.

Doğrudur, bağırmıştır. Fakat hemen öncesinde kendisinin ne söylediğini anlatmaz. Hadisenin yalnız kendi lehine olan kısmını aktarır. Cümlesi doğrudur; dinleyenin zihninde oluşan kanaat ise hakikatin bütünüyle uyuşmaz.

İnsan bazen konuşarak, bazen de susarak hakikatin anlaşılmasını zorlaştırabilir.

Niçin söylüyorum? Söylemeye hakkım var mı?

Sözüm hakikatin anlaşılmasına mı, yoksa çarpıtılmasına mı hizmet ediyor?

Doğru insanın sözü her zaman herkesi memnun etmeyebilir. İnsanlar onun doğruluğunu takdir ettikleri hâlde, o doğruluk kendi menfaatlerine dokunduğunda yanında durmayabilirler. Doğru söz bazen beklentileri bozar, ilişkileri zorlar, insanı yalnız da bırakabilir.

Sıdkın kıymeti insanların alkışıyla ölçülmez; vicdanın rahatlığıyla hissedilir.

Günün sonunda insan; söylediğiyle, sustuğuyla, yaptığıyla ve yapmaktan kaçındığıyla kendi vicdanının karşısına çıkar. Orada makamın, menfaatin ve insanların kanaatinin ağırlığı azalır. İnsan kendisiyle ve Rabbiyle baş başa kalır.

Sözümüzün hâlimize, hâlimizin vicdanımıza, vicdanımızın da inandığımız hakikate şahitlik edebilmesi…

İnsanın şahsiyetini, doğru ile yalan arasında yaptığı tercihler şekillendirir.

İnsan sıdk ve doğrulukla âlâ-yı illiyyîne yönelirken, kizb ve yalan ile esfel-i sâfilîne düşer.

Sevgi ve selamlarımla...

#sözün #eylemin #yalanın

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!