Son yıllarda özellikle gıda ürünlerinde yaşanan yüksek ve hatta hiper enflasyon, diğer mal türlerini bir hayli geride bıraktı. Hatta çok fazla arttığı söylenen konut kiraları bile. Söz gelimi şu sıralarda kiralara en fazla yüzde 35 yıllık zam yapılıyorken herhangi bir gıda ürününde bu garantiyi verebilen var mı?
İnsanlar artık lokantaların yolunu unutur ve döner dürüm bile lüks kategorisine girerken mesela tekstil ürünleri bunun çok altında kaldı. Emekli Merkez Bankası uzmanlarından dostumuz Dr.Ayhan Bülent Toptaş, bu gelişmeyi “Tişört ya da dürüm” başlıklı yazısında şöyle analiz ediyor:
“Geçen hafta İzmir’de yayınlanan Yeni Bakış Haber’den Filiz Erol beni aradı ve ilginç bir soru sordu. “Bülent Bey, dışarıda yenilen bir dürüm dönerin fiyatı şimdi bir tişörtün fiyatına denk geliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”. Kısaca yanıtladım. Tarımda istikrarlı ve etkili politikaların izlenmediğini, çiftçinin üretimden çekildiğini, kuraklık ve don gibi meteorolojik olayların gıda fiyatlarını artırdığını söyledim. Gıda enflasyonunda dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğumuzu, buna hizmet maliyetindeki artışlarda eklenince katmanlı bir pahalılık ile karşı karşıya kaldığımızı ekledim.
Tabii bu bir gazetecinin günlük gözlemlerine dayanarak sorduğu bir soruya anlık olarak verilen bir cevaptı. Bununla birlikte, o an yanıtlamış olsam bile soru zihnimi kurcalamaya devam etti. Soruya biraz daha somut yanıt oluşturabilecek verilere bakmak istedim. Bu nedenle dürümü temsilen “Yemek Hizmetleri”nin, Tişörtü temsilen ise “Giyim” sektörünün TÜFE endeks değerlerinin zaman içinde nasıl değiştiğini inceledim. Grafik 1’ de görüldüğü üzere
geçen yirmi yıl içinde giyim sektörünün yemek hizmetleri sektörünün gerisinde kaldığı ve özellikle pandemiden sonra aradaki farkın yemek hizmetleri sektörü lehine olağanüstü açıldığı görülüyor.
Fiyat Makasının Arkasındaki Gerçek: Dürüm Neden Daha Hızlı Pahalandı?
Bu farkın oluşmasının temel nedeni, yemek hizmetleri ile giyim sektörünün maliyet yapılarının ve fiyatlama dinamiklerinin zaman içinde değişmesi oldu. Yemek hizmetleri yoğun biçimde emek, enerji, kira ve tarımsal girdi kullanan bir hizmet alanı. Bu girdilerin tamamı son yıllarda yüksek enflasyona maruz kaldı. Tarımda üretimden çekilme, iklim kaynaklı arz şokları ve girdi maliyetlerindeki artış, yemek hizmetlerinin ana girdisi olan gıdanın fiyatını yukarı taşıdı. Buna ek olarak asgari ücret artışları, hizmet sektöründe doğrudan doğruya maliyetlere yansıdı. Pandemi sonrasında lokanta ve restoranlarda kapanan işletmeler nedeniyle arz daraldı, yeniden açılma sürecinde fiyatlar son derece hızlı bir şekilde yükseldi.
Buna karşılık giyim sektörü ithalata açık, küresel tedarik zincirlerine entegre ve yoğun rekabetin olduğu bir alan. Mısır, Bangladeş ve Pakistan gibi ülkelerdeki düşük maliyetli üretim Türkiye’yi zorlamakta. Ayrıca giyim ürünleri nitelik itibariyle dayanıklı tüketime daha yakınken, yemek hizmetleri ertelenemeyen harcamalar grubundadır. Sonuç olarak, maliyet farkları ve tüketiciler için giyimin yemek kadar acil bir ihtiyaç olmaması nedeniyle yemek hizmetleri TÜFE endeksi giyimin çok önüne geçmiştir.
Bir Fiyat Analizinin Ötesinde: İç Ticaret Hadlerinde Bozulma
Gelinen noktada dürüm ile tişört paradoksunun ortaya çıkışı yalnızca sektörlerin kendi iç dinamikleriyle değil, sektörler arası göreli fiyat ilişkilerinin nasıl değiştiğiyle de ilgili. Yani, paradoksun iç ticaret hadleri perspektifiyle değerlendirilmesi, gözlenen farkın iktisadi anlam ve önemine de katkı sağlayabilir. İç ticaret hadleri, bir sektörün ürettiği mal veya hizmetle diğer sektörlerin ürünlerinden ne ölçüde satın alabildiğini gösteren temel bir göstergedir. Grafik 2’de sunulan ve 2020 yılı Ocak ayı 100 kabul edilerek hesaplanan ÜFE endeksleri, tarım ve hizmetler sektörlerindeki maliyet artışlarının sanayiye kıyasla belirgin biçimde ayrıştığını göstermekte. Bu ayrışma, tarım ve hizmetler sektörlerinin ürettiği mal ve hizmetlerin sanayi ürünleri karşısında göreli olarak pahalılaştığına işaret etmektedir.”

Aynı dönemde reel ücret artışlarının bu maliyet ve fiyat artışlarının gerisinde kalması, ücretlilerin satın alma gücünü özellikle gıda ve yemek hizmetleri gibi ertelenemeyen harcamalarda daha hızlı aşındırmıştır. Buna karşılık giyim gibi sanayi ürünlerinde fiyatların küresel rekabet nedeniyle baskılanması, hane halkının tüketim sepetinde sanayi mallarının göreli ağırlığının azalmasına yol açmıştır. Dolayısıyla dürüm–tişört paradoksu, yalnızca sektörel maliyet farklılıklarının değil, bozulmuş iç ticaret hadleri ile reel ücret erozyonunun birlikte çalışmasının somut bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Para Arzı Ve Enflasyon: Türkiye’nin İnişli Çıkışlı Yolu
Merkez Bankası ve Firmalar
Sonuç olarak dürüm–tişört karşılaştırması, basit bir fiyat anomalisinden ziyade, Türkiye ekonomisinde tarım ve hizmetler lehine, sanayi aleyhine işleyen maliyet, fiyat ve gelir dinamiklerinin özlü bir yansımasıdır. Üretici fiyatları, iç ticaret hadleri ve reel ücretler birlikte ele alındığında, bu tablo tüketicinin değil, yapısal dönüşümlerin bir sonucudur. Dolayısıyla mesele, dürümün pahalılaşmasından çok, tişörtün neden bu kadar ucuz kalmak zorunda olduğudur.
İç ticaret hadlerinin sanayi aleyhine dönmesi orta vadede üretimin, istihdamın ve büyümenin kalitesini olumsuz yönde etkileyebilecek yapısal sonuçlar doğurabilir. Bu yönde bir gelişme Türkiye’yi “üreten ve ihraç eden” bir ekonomiden, “tüketen ve ithal eden” bir yapıya iter. Bu da geçici bir fiyat sorunu değil, uzun vadeli bir kalkınma sorunu anlamına gelebilir.
