Arapça bir terkip olan ahde vefa, verilen söze sadık kalmak anlamına gelmektedir. Hukukta da karşılığı var. Bir sözleşmenin taraflarının verdikleri söze bağlı kalması demektir. Bundan cayan tarafa yaptırım uygulanması kaçınılmaz olur. Gerçi son zamanlarda hukuk alanında ortaya çıkan yeni uygulamalar, ne ahde vefa bıraktı ne de adalet…
Yıllar önce TRT’deki bir görevim sırasında bir ilimizdeki vergi rekortmenleri töreninde, devlete çok büyük vergi borcu bulunan bir devlet adamının, kürsüye çıkıp “Hiç kimsenin devlete bir kuruş borcu olmamalıdır” gibi bir ifade kullanmasını hatırlarım. Trabzon’daki bir basın etkinliğinde İstanbul’dan gelip bir konuşma yapan değerli meslektaşımız Arslan Bulut, İktidar medyasının tehlikesi kadar muhalefet medyasının da tehlikeli olduğunu ve basın mesleğini zedelediğini söylemesinden sonra, hiçbir gazetecinin kalemini satmaması, kiraya vermemesi, her zaman doğruları yazması gerektiğini vurguladı. Bu konuşmadan sonra kürsüye çıkanlardan birisinin başta Rize düşmanlığı olmak üzere menfaat elde edemediklerinden intikam alırcasına kalem oynattığı halde, Arslan Bulut’u haklı bulması, bana yıllar önceki o devlet adamını hatırlattı.
Her meslekte vefasızlık olduğu doğrudur ama en çok da bizim mesleğimizde vefasızlık vardır. Bu eskiden böyle değildi kuşkusuz. Çok vefalı gazeteci büyüklerimizin varlığını biliriz. Hiçbir zaman meslektaşlarını yalnız bırakmaz, onları satmaz, toplumun önüne atmazdı. Verdikleri sözleri de ne pahasına olursa olsun mutlaka yerine getirir, mesleğinin hakkını verirlerdi. Bu yönde yaşadığımız bir vefasızlığı, daha sonra ifşa etmek üzere içimizde saklayarak başka bir konuya daha değinelim.
Eskiden gazeteciler vardı. Kamu yöneticilerini görevleri hakkında köşeye sıkıştırır, yapmaktan imtina ettikleri şeyleri onlara yaptırır, yanlışlardan vazgeçirir, kamuya hizmet etmelerini teşvik ederlerdi. Şimdi öyle mi? Kamu kurumları, bünyelerindeki gazeteciler marifetiyle haber metnini, fotoğraf ve görüntüsünü gazetelere, internet sitelerine, radyo ve televizyonlara servis ediyor; onlar da hiç gözden geçirmeden olduğu gibi yayınlıyorlar. Buna masa başı gazeteciliği diyoruz ve gazeteciliğin ruhuna Fatiha okuttuğunu belirtiyoruz. Bu işten hem kamu kesimi hem de gazeteci kesimi çok memnun… Bir taraf, her şeyi istediği gibi gösterip eksiklikleri gizlerken, öteki taraf da hiç masraf etmeden ve oldukça az sayıda gazeteci çalıştırıp tasarruf sağlamaktan çok mutlu… Bu da basına güvenin gerilerde olmasının en büyük sebebi oluyor.
Yazımıza son verirken Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, ölümünün 87’nci yılında rahmet ve minnetle anıyor, onun silah arkadaşlarına, şehit ve gazilerimize de şükranlarımızı sunuyoruz.
Muhabbetle efendim!
