Tahir ORHAN
Köşe Yazarı
Tahir ORHAN
 

ÇOK ÇOCUK YAPALIM AMA

Dünya nüfusu yaşlanıyor. Dünya yaşlanıyor da Türkiye yaşlanmıyor mu? Daha yirmi sene öncesine kadar Avrupa ülkeleri arasında en genç nüfusa sahip ülke iken, nüfus artış hızının yıldan yıla düşmesiyle bunda da Avrupa’yı yakaladık çok şükür. Yakalamak ne kelime; yakında onları bile geçeriz. 1980 yılında doğurganlık oranı 3 virgül 41 iken, 1985’te bu oran 2,59’, 1990’da ise 2,65’ olmuştu. Şimdilerde dünya ortalaması yüzde 2’lerde iken ülkemiz bunun çok altında seyrediyor maalesef. 2023’te yüzde 0,11’lere kadar gerilemiş. Bunda eğitim seviyesinin yükselmesi, evlilik yaşının ilerlemesi ve dolayısıyla doğurganlığın azalması etken olmuştur mutlaka ama asıl etken, doğurulan çocuğun bakımı ve beslenmesi kaygısıdır. İsra Suresi 31’inci ayette Yüce Allah, “Fakirlik korkusuyla çocuklarınızın canına kıymayın! Biz onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır” demektedir. Şu halde çok çocuk yapmaktan kaçınmak doğru değildir. Lakin yukarıda saydığımız sebeplerden ve şimdi aktaracağım hikâyeden dolayı insanlar çok çocuk yapmaktan kaçınıyor. Önce üç taneydi şimdi beşe çıkarıldı. Yani çok çocuk yapmayı teşvik ediyor devletin kurumları. İyi güzel de bununla birlikte hem o doğacak çocukların sağlık sorunları hem de eğitim, istihdam ve daha pek çok sorunu önce çözülmüş olmalı değil mi? Çalışan anneler için bazı kolaylıklar gündeme gelmişti ama o da rafa kalktı ne yazık ki. Küçük bir kaşıntı ve kızarıklık yüzünden çocuğumuzu özel bir sağlık kuruluşuna, affedersiniz soygun merkezine götürdük. Birkaç test için yarım asgari ücret ödeyip çıktık. Boşuna yapılan onca test sonrası 60 liralık bir kremle buradan ayrıldık. Diyeceksiniz ki bir kamu hastanesine başvursaydınız ya. Vur vurabilirsen! Randevu almak ne mümkün? Bin dereden su getirtiyorlar insana. Böyle olunca da canımızdan beziyor, özel sağlık merkezlerine gidiyoruz. Çok değil 30 sene sonra, yaşlı, sağlıksız, obez insanlar göreceğiz en çok. Gençleri mumla arar hale geleceğiz. Nüfus artış oranının yüksek olduğu 1980’li yıllardan bir örnekle yazımızı sonlandıralım. O yıllarda özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde hızla artan nüfusu kontrol altına almak, doğurganlığı azaltmak için ülkenin en zengin kuruluşlarından biri, muhtemelen Batıdan da aldığı parasal destekle büyük çaba harcamıştı. O bölgelerde dağıtmadıkları şey(!) kalmamıştı. Buna rağmen, ayrılıkçılık hesaplarıyla bu hesap çakıştı ve onlar bu doğum kontrol haplarını ve diğer aparatları kullanmadılar ve yine çok çocuk yapmaya devam ettiler. Anlayacağınız süreç çakıldı. Olan ülkeye oldu. Bundan sonra Avrupa’nın en genç nüfusuna sahibiz diyerek övünemeyiz artık. Sağlık ve esenlikle…        
Ekleme Tarihi: 04 Haziran 2026 -Perşembe

ÇOK ÇOCUK YAPALIM AMA

Dünya nüfusu yaşlanıyor. Dünya yaşlanıyor da Türkiye yaşlanmıyor mu? Daha yirmi sene öncesine kadar Avrupa ülkeleri arasında en genç nüfusa sahip ülke iken, nüfus artış hızının yıldan yıla düşmesiyle bunda da Avrupa’yı yakaladık çok şükür. Yakalamak ne kelime; yakında onları bile geçeriz. 1980 yılında doğurganlık oranı 3 virgül 41 iken, 1985’te bu oran 2,59’, 1990’da ise 2,65’ olmuştu. Şimdilerde dünya ortalaması yüzde 2’lerde iken ülkemiz bunun çok altında seyrediyor maalesef. 2023’te yüzde 0,11’lere kadar gerilemiş. Bunda eğitim seviyesinin yükselmesi, evlilik yaşının ilerlemesi ve dolayısıyla doğurganlığın azalması etken olmuştur mutlaka ama asıl etken, doğurulan çocuğun bakımı ve beslenmesi kaygısıdır. İsra Suresi 31’inci ayette Yüce Allah, “Fakirlik korkusuyla çocuklarınızın canına kıymayın! Biz onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır” demektedir. Şu halde çok çocuk yapmaktan kaçınmak doğru değildir. Lakin yukarıda saydığımız sebeplerden ve şimdi aktaracağım hikâyeden dolayı insanlar çok çocuk yapmaktan kaçınıyor.

Önce üç taneydi şimdi beşe çıkarıldı. Yani çok çocuk yapmayı teşvik ediyor devletin kurumları. İyi güzel de bununla birlikte hem o doğacak çocukların sağlık sorunları hem de eğitim, istihdam ve daha pek çok sorunu önce çözülmüş olmalı değil mi? Çalışan anneler için bazı kolaylıklar gündeme gelmişti ama o da rafa kalktı ne yazık ki.

Küçük bir kaşıntı ve kızarıklık yüzünden çocuğumuzu özel bir sağlık kuruluşuna, affedersiniz soygun merkezine götürdük. Birkaç test için yarım asgari ücret ödeyip çıktık. Boşuna yapılan onca test sonrası 60 liralık bir kremle buradan ayrıldık. Diyeceksiniz ki bir kamu hastanesine başvursaydınız ya. Vur vurabilirsen! Randevu almak ne mümkün? Bin dereden su getirtiyorlar insana. Böyle olunca da canımızdan beziyor, özel sağlık merkezlerine gidiyoruz.

Çok değil 30 sene sonra, yaşlı, sağlıksız, obez insanlar göreceğiz en çok. Gençleri mumla arar hale geleceğiz.

Nüfus artış oranının yüksek olduğu 1980’li yıllardan bir örnekle yazımızı sonlandıralım. O yıllarda özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde hızla artan nüfusu kontrol altına almak, doğurganlığı azaltmak için ülkenin en zengin kuruluşlarından biri, muhtemelen Batıdan da aldığı parasal destekle büyük çaba harcamıştı. O bölgelerde dağıtmadıkları şey(!) kalmamıştı. Buna rağmen, ayrılıkçılık hesaplarıyla bu hesap çakıştı ve onlar bu doğum kontrol haplarını ve diğer aparatları kullanmadılar ve yine çok çocuk yapmaya devam ettiler. Anlayacağınız süreç çakıldı. Olan ülkeye oldu.

Bundan sonra Avrupa’nın en genç nüfusuna sahibiz diyerek övünemeyiz artık.

Sağlık ve esenlikle…

 

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.