Denilebilir ki, Türkler kadar bayraklarına meftun bir millet yoktur. Türk bayrağı kadar da saldırıya uğrayan bir bayrak çok azdır. Çünkü hem içimiz hem de etrafımız hainlerle doludur. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti (1918 – 1920) kurucularından Mehmet Emin Resulzade, “Bir kere yükselen bayrak bir daha inebilmez” derken, bayrağın kutsallığını vurguluyordu.
Kırk yıldır bir terör örgütü ile mücadele ettik; şimdi bir barış sürecine girdik. Sürece tam olarak inanamasak da, içimizde bir ümidi besliyoruz. Ancak süreç içinde provokasyonlar olabileceğini ön görüyorduk. Kötü haber Mardin’in Nusaybin ilçesinden geldi. DEM Parti grup toplantısı sonrası, terör örgütü yanlıları, şanlı bayrağımızı büyük bir saygısızlıkla gönderden indirdiler. İlk dakikalarda sosyal medya aracılığıyla yaptığım açıklamamın arkasındayım. O bayrağa uzanan eli orada kırmak gerekiyordu. Eğer bunu yapmazsanız, o bayrağı daha çok göndere çekersiniz…
Dünyada pek çok ülke içinde ayrılıkçılar var. Fakat bizimkiler kadar bayrağına düşman olan bir başka ülke yok arkadaş. Bunlar sadece bayrağa değil, üniter yapıya da düşmanlar. Zaten bayrağa karşı yapılan eylemin amacı, ülkeyi tanımamak, ideolojik kopuş, bu topraklarda senin hükmün yok demektir.
1913 yılında kurulan kendilerine İrlanda Gönüllüleri diyen IRA'nın amacı, İrlanda'daki İngiliz yönetimini etkisiz hale getirmek için silahlı güç kullanmak ve böylece daha geniş bir hedef olan İrlanda'nın bağımsızlığına kavuşmasına yardımcı olmaktı. Bayrakla işleri olmadı. Yine İspanya’daki ETA örgütü farklı eylemler yaptığı halde ülke bayrağıyla sorun yaşamadı. Üniter yapıya zarar verme, hedeflerinde yoktu. Bir zamanlar Almanya’yı kasıp kavuran Baader- Meinhof çetesinin de hedefi Almanya’daki seçkin sınıfa ve Amerikan emperyalizmine savaş açmış bir örgüttü. Bu örgütlerin şimdi hiç birisi yok.
Ancak Afrika kıtasındaki bazı örgütlerin, sadece üniter yapıya değil, bulundukları ülkelerin sembollerine karşı da bir mücadeleleri vardı. Mesela El- Kaide örgütü, kökü Arabistan’da olduğu halde ülkesini Amerikan yanlısı olarak niteledi ve bayraklarındaki Kelime-i şehadet sözünü istismar olarak değerlendirip kendi toplumuna ve sembollerine ideolojik düşmanlık geliştirdi. Bu amaçla Suudi Arabistan içinde bombalı saldırılar gerçekleştirdi. Aynı şekilde IŞİD, Irak ve Suriye’yi tağut (isyankâr) devlet ilan edip bayraklarını değiştirerek yerlerine kendi sembollerini koyma eylemleri yaptı. Ve halen de çeşitli ülkelerde sınırlı eylemler yapıyor.
Bunlarla başınızı şişirmek istemem. Ancak dünya devletleri arasında çok özel bir yeri olan Türk Bayrağına karşı yapılan bu saygısızlık bizi derin üzüntüye sevk etti. Demek ki, terör örgütü bir tane değilmiş. Birisi uykuya dalınca bir başkasını uyandırıyorlar ve bizi onunla meşgul etmeye devam ediyorlar. Bu coğrafyada uyanık olmak lazım… Tekrar edelim; bayrağımıza uzanan o eli hemen kırmalı ki, bu saygısızlığa başkaları eklenmesin. 14 Ağustos 1996’da Magosa’da Türk Bayrağını indirmeye çalışan Rum’u askerler vurup indirdiler; dünya sesini çıkarabildi mi? Yine 11 yıl önce Antalya’da polis merkezinin önündeki bayrağı indirmeye çalışan kişiyi polisler vurdu. Sadece terör örgütü biraz afkurdu (havladı) o kadar. Çünkü bir ülkenin bağımsızlık sembolü olan bayrağına yapılan saygısızlığı savunma cesaretini hiç kimse gösteremez. Trump meczubu hariç…
Bütün bu olumsuzluklar içinde içimizi ferahlatacak şeyler de oluyor. Nusaybin’de bayrağımıza karşı yapılan eyleme katılanlar bir bir toplanıyor. Ancak ne yazık ki bayrağa karşı yapılan eylemin ceza kanunundaki karşılığı bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Yani bunlar çok az cezayla kurtulacaklar. Bence yine en iyisi, nefsi müdafaadır. Bir başka şey de, DEM Partiden bir yetkilinin üniter devlet vurgusu yapıp olayı kınamasıdır. Bu pek yaşanmış şey değildir. İyiye alamettir. Belki telkini İmralı’dan almıştır ama yine de doğru harekettir.
O zaman asın bayraklarınızı; ben astım bile…
Muhabbetle efendim!
