İsrail’in Gazze’deki ateşi kesmesiyle ilgili bugün Mısır’da bir anlaşma imzalandı. Ancak İsrail, anlaşmanın hükümetin onayından sonra yürürlüğe gireceğini belirtip Gazze’yi bombalamaya devam ediyor. Hükümet kanadından bazıları, anlaşma imzalanmadan, mecliste ret oyu vereceğini söyledi bile. Geçen gün Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de, eğer anlaşma imzalanırsa hükümetten çekilecekleri duyurmuştu. Şunu anlıyoruz, kan içici Netanyahu, Amerika’nın dayatmasıyla ateşkesi kabul etmişe benziyor ama bunu İsrail’de kabul etmeyenler var ve bu hem Netanyahu’nun hem de Amerika’nın işine geliyor. Emin olun içten içe sevinecekler.
Ortadoğu’yu tam iki yıldır kan gölüne çeviren ve 70 binden fazla çocuk, kadın, yaşlı genç insanın ölümüne, yersiz, yurtsuz kalmasına neden olan bu savaş ve şimdi varılan anlaşma, bizim 2012’de denediğimiz ve şimdi de yenisini başlattığımız çözüm sürecine benziyor. O zaman iş çok daha gevşek tutulmuştu ve terör örgütüne büyük bir rahatlama getirmiş fakat devletimizin temeline dinamit koymuştu. Yeni pazarlık, daha sıkı tutulmuş gibiydi ama gelişmelere bakılınca yine surda gedikler var.
Daha, önceki gün TBMM’de yaşananlar, terör örgütünün akıllanmadığını, fırsat bulduğu an yeniden çatışmaları başlatacağını gösteriyor. Kamuoyuna yapılan açıklamalarda örgütle herhangi bir pazarlığın yapılmadığı belirtildiği halde, onlar kendilerine geniş bir hareket sahası bulmuş görünüyor.
Başından beri bunların uslanmayacağını söylüyoruz. 7 Eylül günü DEM Parti grup toplantısında hatip, “Kürdistan’ın dört bir yanından, Türkiye’nin dört bir yanından gelen özgürlük için, eşitlik için, demokrasi için, Sayın Öcalan’ın özgürlüğü için yürüyen kadınlar hoş geldiniz” dedikten sonra her biri gözümüzde birer terörist olan kadınların hep bir ağızdan “Biji serok Apo” (Başkan Apo’ya özgürlük) sloganı atması ihanettir, alçaklıktır, ülkenin bütünlüğüne vurulmuş büyük bir darbedir. Bunlara Müsavat Dervişoğlu’nun “O sloganlar, 15 Temmuz hain darbe girişiminde Millet Meclisine atılan bombalar kadar tahripkârdır. O sloganları atana da, ona müsaade edene de, onu görmezden gelene de Yazıklar olsun… Yazıklar olsun… Yazıklar olsun…” söylemiyle biz de “Yazıklar olsun!” diyoruz.
Her zaman söyledik, bir kez daha söyleyelim bu ülkede bir Kürt sorunu yoktur. Eğer bir Kürt sorunu olsaydı kendilerine Kürt diyenlerin TBMM’de ne işi vardı? Hangi Kürt, okula alınmadı, işe giremedi, ayrımcılık gördü? Bir kez daha yazıklar olsun!
Son olarak şunu söyleyeyim: Ben Kürtçe bilmem. TRT Kürdi kanalını seyrettim bu sabah. Nedeyse konuşulanları anladım. Demek ki Kürtlerin doğru dürüst bir dili de yoktur. Çünkü konuşurken bir cümle içinde birkaç Türkçe kelime olmadan kendilerini ifade edemiyorlar. Ayrıca diğer kelimeler de Farsçadan kırmadır. Bendeniz biraz bilirim ve o kelimeleri tanırım. Bu yüzden bu ülkede bir Kürt sorunu yoktur fakat bir terör sorunu vardır. Yeni sürece rağmen, bu sorundan öyle hemen kurtulamayacağımız da ortadadır. Keşke akan kan dursa, keşke analar ağlamasa, keşke ülkemiz jet hızıyla yükselip, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşsa…
Muhabbetle efendim!
