Tahir ORHAN
Köşe Yazarı
Tahir ORHAN
 

HEYOO!

Başlığa takılmayınız efendim. Yazının sonunda onu da söyleriz. Bildiğiniz gibi 2023’te tam da bugünlerde ülkemizin Güneydoğusunda 11 ili etkileyen büyük bir deprem yaşadık ve 50 binin üzerinde insanımızı kaybettik. Asrın felaketiydi; 1999’daki Adapazarı depremi de öyleydi. Bu deprem onun pabucunu dama attı. Allah vermesin ama daha büyük bir doğal afet olunca bu kez de ona “Asrın Felaketi” diyeceğiz. Neyse… Şimdi biraz duygusal bir değerlendirme yapalım. Depremde enkaz altında kalanlardan, özellikle çocuklardan bu ülke çok şey öğrendi. Beni buradan alırsanız babam ezilir diyen çocuğa, annemin sesini artık duymuyorum, acaba yaşamıyor mu diyen çocuğa, enkazdan saatler sonra çıkarılıp su ikram edilince, “henüz muayene olmadım” diyen çocuğa, “Baba Antakya’da deprem oldu. Lütfen yardım et, ambulans çağır, konum at; ben atamıyorum, bizi kurtarsınlar. Baba sana ulaşamıyorum, lütfen beni ara, bana yardım et. Baba, annemlere ulaşamıyorum, galiba ben de öleceğim” deyip annesinin telefonundan babasına son olarak “Seni seviyorum” yazan ve sonra da hayata veda eden çocuğa ve depremde kaybettiği babasına okuma sözü verip LGS’de tam puan alan çocuğa bakınca kendim adına, ülkem adına seviniyor, bahtiyar oluyorum. Buna karşılık, akran zorbalığı yapan, insan katleden, uyuşturucu batağında debelenen, yan baktın deyip mahalle arkadaşını bıçaklayarak hayattan koparan, annesini, anneannesini birkaç kuruştan sebep öldüren çocukları duyunca da kahroluyor, karamsarlığa kapılıyorum. Bu yüzden zaten “Z Kuşağı” söylemlerine hep ihtiyatla yaklaşıyorum.  Yine “Hariciyeci olamazsam o zaman kaymakam olurum” deyip çıtayı çok yükselten gençleri duyunca da bu kuşaktan çok umutlanıyorum.  Hazır depremin yıldönümünde, giden canları anarken, yaralanıp ağır imtihanlardan geçenleri unutmamışken bu depremin bize kazandırdığı değerlerden de söz etmek istiyorum. Sosyal medyayı çok iyi kullanan bir Acil Tıp Teknisyenidir Havva Aydanur Ertuğrul… Ona öyle saygı duyuyorum ki anlatamam. Bendenizin de ufak katkısı olduğu önemli bir işe imza attı bu süreçte. Anladığımız kadarıyla o asrın felaketinden sonra görevli olarak bölgeye gittiğinde orada her şeyi gözleriyle görünce düşünceleri değişti, daha fazla nasıl yardım edebilirim diye kafa yormaya başladı. Buna belki de, depremden 63 saat sonra Hatay’daki bir apartmanın enkazından kurtarmak üzere olduğu Gürkan adlı bir çocuğun kitaplarını sorması üzerine “Sen iste ben buraya kitaplar yığarım” deyip sözünü tuttu; Gürkan’ı kitaba boğdu ve bölgeye onlarca kütüphane açtı ve halen Ülkem Okuyor kampanyasıyla bu işi sürdürüyor. “Bir felakette kitap da lazım” dedirten bir sağlık tçalışanıdır Havva Hanım. Bununla da kalmıyor, doğal afetlerden etkilenenlere psikolojik destek sağlamak için organizasyonlar yapıyor, her yaştan insanların nitelikli kitaplara ulaşması için çaba sarf ediyor. Havva Aydanur Ertuğrul’un iyi bir okur olmaya çalışan birisi olarak en çok hoşuma giden tarafı, “Okuyan birisinin, deprem çadırlarında aç susuz, tuvaletini bile bir duvar dibinde yapanlara, aylardır banyosuz, tuvaletsiz yaşamak zorunda olanlara kayıtsız kalamaz” demesidir.  Başlıktaki “HEYOO” sloganı, Havva Hanım ve ekibinin bir buluşudur ve “Herkes Yatmadan Önce Okusun” demektir. Bendeniz bilmeden bu eylemi yapıyorum zaten… Beni derinden etkileyen bir başka şey de; o felakette günlerce karmaşık duygular yaşadığı için acısını içine atıp “Bir zaman gelecek öyle ağlayacağım ki ben kimse durduramayacak” diyen Fulya Öztürk ve onun gibilerin sözleridir.  Bu yüzden diyoruz zaten bu ülke kolay kolay yıkılmaz. Yeter ki kederde, kıvançta, tasada bir olup aynı ülkü etrafında kenetlenelim, birbirimize sıkı sıkıya sarılalım, küçük şeylerden büyük ayrılıklar çıkarmayalım. Sırt sırta verip dünyayı sallayalım.  Sağlıcakla efendim!
Ekleme Tarihi: 07 Şubat 2026 -Cumartesi

HEYOO!

Başlığa takılmayınız efendim. Yazının sonunda onu da söyleriz.

Bildiğiniz gibi 2023’te tam da bugünlerde ülkemizin Güneydoğusunda 11 ili etkileyen büyük bir deprem yaşadık ve 50 binin üzerinde insanımızı kaybettik. Asrın felaketiydi; 1999’daki Adapazarı depremi de öyleydi. Bu deprem onun pabucunu dama attı.

Allah vermesin ama daha büyük bir doğal afet olunca bu kez de ona “Asrın Felaketi” diyeceğiz. Neyse…

Şimdi biraz duygusal bir değerlendirme yapalım.

Depremde enkaz altında kalanlardan, özellikle çocuklardan bu ülke çok şey öğrendi.

Beni buradan alırsanız babam ezilir diyen çocuğa, annemin sesini artık duymuyorum, acaba yaşamıyor mu diyen çocuğa, enkazdan saatler sonra çıkarılıp su ikram edilince, “henüz muayene olmadım” diyen çocuğa, “Baba Antakya’da deprem oldu. Lütfen yardım et, ambulans çağır, konum at; ben atamıyorum, bizi kurtarsınlar. Baba sana ulaşamıyorum, lütfen beni ara, bana yardım et. Baba, annemlere ulaşamıyorum, galiba ben de öleceğim” deyip annesinin telefonundan babasına son olarak “Seni seviyorum” yazan ve sonra da hayata veda eden çocuğa ve depremde kaybettiği babasına okuma sözü verip LGS’de tam puan alan çocuğa bakınca kendim adına, ülkem adına seviniyor, bahtiyar oluyorum. Buna karşılık, akran zorbalığı yapan, insan katleden, uyuşturucu batağında debelenen, yan baktın deyip mahalle arkadaşını bıçaklayarak hayattan koparan, annesini, anneannesini birkaç kuruştan sebep öldüren çocukları duyunca da kahroluyor, karamsarlığa kapılıyorum. Bu yüzden zaten “Z Kuşağı” söylemlerine hep ihtiyatla yaklaşıyorum. 

Yine “Hariciyeci olamazsam o zaman kaymakam olurum” deyip çıtayı çok yükselten gençleri duyunca da bu kuşaktan çok umutlanıyorum. 

Hazır depremin yıldönümünde, giden canları anarken, yaralanıp ağır imtihanlardan geçenleri unutmamışken bu depremin bize kazandırdığı değerlerden de söz etmek istiyorum. Sosyal medyayı çok iyi kullanan bir Acil Tıp Teknisyenidir Havva Aydanur Ertuğrul… Ona öyle saygı duyuyorum ki anlatamam. Bendenizin de ufak katkısı olduğu önemli bir işe imza attı bu süreçte. Anladığımız kadarıyla o asrın felaketinden sonra görevli olarak bölgeye gittiğinde orada her şeyi gözleriyle görünce düşünceleri değişti, daha fazla nasıl yardım edebilirim diye kafa yormaya başladı. Buna belki de, depremden 63 saat sonra Hatay’daki bir apartmanın enkazından kurtarmak üzere olduğu Gürkan adlı bir çocuğun kitaplarını sorması üzerine “Sen iste ben buraya kitaplar yığarım” deyip sözünü tuttu; Gürkan’ı kitaba boğdu ve bölgeye onlarca kütüphane açtı ve halen Ülkem Okuyor kampanyasıyla bu işi sürdürüyor. “Bir felakette kitap da lazım” dedirten bir sağlık tçalışanıdır Havva Hanım. Bununla da kalmıyor, doğal afetlerden etkilenenlere psikolojik destek sağlamak için organizasyonlar yapıyor, her yaştan insanların nitelikli kitaplara ulaşması için çaba sarf ediyor. Havva Aydanur Ertuğrul’un iyi bir okur olmaya çalışan birisi olarak en çok hoşuma giden tarafı, “Okuyan birisinin, deprem çadırlarında aç susuz, tuvaletini bile bir duvar dibinde yapanlara, aylardır banyosuz, tuvaletsiz yaşamak zorunda olanlara kayıtsız kalamaz” demesidir. 

Başlıktaki “HEYOO” sloganı, Havva Hanım ve ekibinin bir buluşudur ve “Herkes Yatmadan Önce Okusun” demektir. Bendeniz bilmeden bu eylemi yapıyorum zaten…

Beni derinden etkileyen bir başka şey de; o felakette günlerce karmaşık duygular yaşadığı için acısını içine atıp “Bir zaman gelecek öyle ağlayacağım ki ben kimse durduramayacak” diyen Fulya Öztürk ve onun gibilerin sözleridir. 

Bu yüzden diyoruz zaten bu ülke kolay kolay yıkılmaz. Yeter ki kederde, kıvançta, tasada bir olup aynı ülkü etrafında kenetlenelim, birbirimize sıkı sıkıya sarılalım, küçük şeylerden büyük ayrılıklar çıkarmayalım. Sırt sırta verip dünyayı sallayalım. 

Sağlıcakla efendim!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.