Yazacaklarımı, yazıp yazmama konusunda bir süre düşündüm. Yine de yazamadığım çok şey olduğunu bilin.
Daha önce bu konuya bir kez daha değinmiştim. Çok çirkin ifadeler yer alan tişörtlerle dolaşanları yazmış, batı hayranlığının ulaştığı son noktayı vurgulamıştım. Şimdiki konumuz çıplaklık. Ama bu bildiğimiz gibi değil. Öyle bir noktaya vardı ki, adeta meydan okuyor kızlarımız. Kime mi? Önce örtünmeyi emreden Allah’a, kitaplara, peygamberlere; sonra da topluma, anne-babaya, aileye… Öncelikle açıklıkla çıplaklığın karıştırılması gerektiğini belirtelim. Açık olmak, çıplaklık değildir ama aradaki fark pamuk ipliğine bağlıdır. Dekolte veya açık giyinmede yine bir giyim vardı. Şimdiki büsbütün felaket… İstanbul’da belediye otobüsünde yıllar önce bir olay yaşamıştım. Otobüsün arka sahanlığında birbirleriyle halvet olmuş karşıt cinsten iki genci gören açık giyimli bir kadın, onlara öyle bir çıkıştı ki, evlere şenlik. “Avrupa’dan aldığınız rezillikleri gidin orada yapın; bizim insanlarımızı bozmayın” dedi. Hepimiz şaşırıp kaldık. Kadını da takdir ettik tabii ki. Çünkü mahremiyet denilen bir şey vardır ne de olsa.
İnsan, tarih sahnesine çıktığı zaman çıplaktı. Giyinmeyi sonraları öğrendi ve ziynetini saklamayı bildi. Giyinme, bir geri gidiş değil aksine bir ileri gidiştir, ise asıl geri gitmek şu anda yayılan çıplaklıktır. Utanmak veya utanmamakla da ilgisi vardır. Çıplaklık, salt utanmazlıktan gelmese de örtünmek, bir utanma duygusu sayesindedir.
Şimdi beni tefe koyacaklar ama burada bir tespitimizi de ifade etmeliyim. Aşırı çıplaklık, sapıklığı da peşinden sürüklüyor. Avrupa ile karıştırmamak lazım. Onlar, bu durumu aşmıştır. Çıplaklık her yerde olduğu için artık kanıksanmıştır. Bizde böyle değildir; olmaması da gerekir zaten. Her gün gazetelerde, televizyonlarda aşırı sapıklıkları, utanç verici olayları anlatan haberlerle karşılaşmak mümkün… Son günlerde ayyuka çıkan bazı televizyon kanallarında yöneticilerle spikerler arasında yaşanan sapıklıklar ve Anadolu’nun bir ilinin bir ilçesindeki dişçide yaşananlar kan dondurucu cinsindendir. Üstelik basit bir taciz de değil anlatılanlar. Resmen çoklu bir ilişki… Anlayacağınız insanoğlu, sınırları aştı, utanma duygusunu rafa kaldırdı. Bunda, bir Rus sosyoloğun dediği gibi toplumları zehirleyen dizilerimizin de büyük payı vardır. Bu dizilerde aile içi veya aile dışı şiddet, ensest ilişki, çift taraflı aldatma (erkeğin kadını, kadının erkeği), entrika, kirli parasal ilişkiler, ayrıca aşırı müstehcenlik ön plandadır. İzleyiciye bu aşılanıyor. Bir de bu dizilerin hepsi lüks villalarda çekiliyor. Bu da özentiyi beraberinde getiriyor. İnsanoğlu ve insankızı böyledir işte. Gördüğü iyi veya kötü şeyleri kendilerine model olarak seçiyor. RTÜK diyeceğim, yine bana saldıracaklar. Ben de sizin gibi merak ediyorum ne iş yaptığını… Biz gazeteciler hep şüpheciyizdir. Son günlerde dizilerimize yapılan övgüler, verilen çarşaf çarşaf reklamlardan da pis kokular alıyorum. “Düşündüğünüz gibi değil; bakın biz seviliyoruz, biz bambaşkayız” demeye getiriyorlar.
20’nci asrın sonlarında yaşamış olan ünlü Türk ilim ve fikir adamı İbnülemin Mahmut Kemal İnal, nikâh şahidi olduğu düğünde, biraz açık bir gelinlik giyen geline dönüp “Kızım çok erken çıplanmışsın” demesinin üzerinden neredeyse seksen yıl geçti. O zamanlar öyle bir giyim, bugün tesettür sayılır. Bugün iş o kadar ileri gitti ki, kızlar, kadınlar ve hatta bazı erkekler sınırları oldukça zorluyor. Sosyal medya, yaygın medya, gazeteler, dergiler kasap dükkânını andırıyor.
Merhum Mehmet Akif;
Eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni
Desenize hayvanlar bizden daha medeni
derken tam da bunu kastediyordu galiba…
Oysa inciler kabuğunda, mücevherler sandığında değerlidir; ortaya saçıldığında değil...
Muhabbetle efendim!
