Biliyorum, bazı çevreler bana kızacak ama bunları da yazmalıyız. Toplumda Süleymancılar olarak anılan ve kurucusu sayılan Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan’a kadar dayanan yaklaşık 100 yıllık bir cemaat yapılanmasıdır bu.
Onun 1958 veya 59’da ölümünden sonra çoğu cemaatte olduğu gibi onlarda da bir taht kavgası başladı. Sonunda damadı Kemal Kacar, posta oturdu. Kacar, daha sonra Adalet Partisinden milletvekilliği de yaptı. 2000 yılında ölümünden sonra Tunahan’ın torunu (kızının oğlu) Arif Ahmet Denizolgun, yerine geçti. O da 55’nci hükümette kısa bir süre Ulaştırma Bakanlığı yaptı. 8 Eylül 2016’da aniden öldü. Biraz şüpheli bir ölüm oldu onunkisi; bu yüzden şimdi feth-i kabir kararı verildi. 19 Haziran 2026 günü kabri açıldı ve cesedi otopsi için Adli Tıpa götürüldü. Sonucu bekleyeceğiz.
Ve nihayet, birkaç gündür ülke gündemini meşgul eden Ali Erhan (Alihan) Kuriş, bir katakulli ile posta oturdu. Sonrası malum; büyüdü büyüdü büyüdü. Ev inin gizli bölmesinde bulunan 200 kilogram altın, onun servetinin küçük bir parçası… Eşine ait olduğunu ve düğünde takıldığını söylüyor ama buna kimse inanmaz bu saatten sonra. Yurtdışına da uzanan serveti ise, bunlardan çok büyük… 380 bin lira aylık gelir beyan ettiğine göre, gerisini siz düşünün.
Yazımızda bilinen veya haber kanallarından öğrendiğiniz bilgileri tekrar etmek niyetinde değilim. Fakat bu cemaati biraz bilen birisi olarak bazı konulara dikkatinizi çekmek isterim. Süleyman Hilmi Tunahan’ı, yaşımız itibarıyla bilmediğimiz için ona nasıl davranıldığını da doğal olarak size aktaramam. Ancak ondan sonrakiler için çoğunluğu ilkokuldan sonra eğitim görmemiş cemaat mensupları, postta oturan her kimse için en küçük iltifatla “Bey ağabeyimiz” ifadesini kullanarak sonsuz bir saygı içinde oluyorlar. Bir tür “giden ağam, gelen paşam” ironisi yani… Yalnız Kuriş’in cemaat içinde de kalemi kırıldı galiba. Adını anmak istemiyorlar. Olan milyarcıklara oldu her hal.
Bu arada bazı senaryolar çalınıyor kulağımıza. Biraz siyasetten anlayanların kolaylıkla çözeceği bir şey bu... Dikkat ederseniz Süleymancılar cemaati tabiri pek kullanılmıyor haberlerde ve dolayısıyla mahkeme salonlarında. Hep Alihan Kuriş Suç Örgütü (AKSÖ - TO) ifadesi kullanılıyor. Buradan şunu çıkarmak mümkün… Cemaatten ziyade başındakinden kurtulmak isteniyor sanki. Eğer bu gerçekleşirse ki, zaten şirketlere kayyum atandı. İleride, cemaatin başına da önemli bir kişi getirilebilir. 2018 – 2023 arası Ak Partiden milletvekilliği yapmış Fatih Süleyman Denizolgun mesela… Ya da başka bir isim.
Çok az kaldı yazıyı bitiriyorum.
Şimdi eski milletvekili ve bakan Arif Ahmet Denizolgun’un ölümü şüpheli görüldüğü için mezarı açıldı. İyi de kardeşim bu adam eski bir siyasetçi ve cemaate liderlik yapmış bir kişi. Neden beklenmedik bir şekilde öldüğünde cesedinden DNA örneği alınmaz? Bunu geçmişte Turgut Özal’a da yaptılar. Sonradan mezarı açıldı. Zaten adamın ölümü şaibeli; neden DNA örneği almadan apar topar cenazeyi kaldırdınız? Gümrükten mal mı kaçırıyordunuz? Yine Aytunç Altındal, Mahir Kaynak gibi isimler de sessiz sedasız gitti toprak altına. Benim önerim; devlet adamlarının ve önemli kişilerin ölümlerinde her ihtimale karşı bu örneğin alınmasıdır. Sonradan mezarı açmak her zaman istenilen sonucu vermeyebilir. Yakınlarda böyle bir olay da hatırlıyoruz. Kaldı ki yıllar sonra o mezarı açmayı öyle kolay mı sanıyorsunuz? Olan, mezarcılara oluyor. Belki de haftalarca uykuları kaçıyordur.
Bu Süleymancıların bir başka özelliği de sekiz ay gibi kısa bir sürede talebe yetiştirmeleridir. Ne kadar yetişirse artık… Bir akşam vaki komşu köyden köyümüze gelen bu cemaate mensup kişilerin, bizimle beraber namaz kılmadıklarını, namaz bittikten sonra ayrı bir cemaat yaptıklarını da hatırlarız. Yani kendilerinden başka bir imama uymama meselesi… Süleyman Hilmi Tunahan bunları görse dikenli akasya sopasıyla peşlerine düşerdi elleem.
Son sözüm Süleymancı kardeşlerimize: Alihan Kuriş Bey ağabeyiniz Silivri’de biraz dinlenecek galiba e mi?
Esenlikle efendim!
