Tahir ORHAN
Köşe Yazarı
Tahir ORHAN
 

SERVET SOMUNCUOĞLU VE KISKANÇLIĞIM

Hiçbir yüksek mevkide gözüm olmadı. Kıskanç da sayılmam ama kenarından köşesinden birazcık da yok değil. Fakat bu kıskançlığımı, olumsuz anlamda değil de hayranlık anlamında düşünmeli. Dedim ya, hiçbir paralı insanı, sahte şöhret sahiplerini, son zamanlarda türeyen fenomenleri dikkate bile almam. Ancaaak, bütün engellere rağmen, kınamalara, kıskanmalara rağmen hedefine odaklananları severim. Hadi itiraf edeyim; onları biraz da kıskanırım. İşte merhum Servet Somuncuoğlu da bunlardan biridir. Aslen Giresun Eynesil kökenli olan Servet Somuncuoğlu, Bursa Karacabey’de doğup büyümüştür. Üniversiteyi ayrı fakültelerde fakat benimle aynı bölümde bitirmiştir. TRT’ye de benden iki yıl sonra girmiştir. Yaşça benden küçüktü, Ölümde de beni geçti. Onunla tanışmamız da ilginçtir. Yine TRT İstanbul Radyosunda çalışan ve daha sonra radyo müdürü olan Ahmet Akçakaya dostumuz, bir süre Trabzon’da çalışmıştı. O sıralarda tatilde olup bu sahilleri gezmeye, keşfetmeye çıkan Servet Somuncuoğlu, Ahmet arkadaşımızı görmeye gelince burada tanıştık. Kısa sürede kaynaştık; hatta gittikten sonra da zaman zaman telefonda görüşmelerimiz oldu. Yolum İstanbul’a düştüğü zamanlarda hep onu aradım ama o her zaman dışarlardaydı. Belki Orta Asya’da bir kayanın dibinde, belki Sibirya’da kaya üzerlerindeki çizimlerde, belki de bengi taşların yamacında Türk izlerini arıyordu. Denilebilir ki, Türk tarihçilerinin, dilcilerinin, araştırmacılarının yanında onun da bir sandalyesi mutlaka olmalıdır.  Bu belgeselcilerde onulmaz bir hastalık da fotoğrafçılıklarıdır. Servet de öyleydi. Atlas Dergisine çektiği fotoğraflar ve yazdığı makaleler, “Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler” adlı kitabı hep bu uslanmaz araştırmalarının ürünüdür. Bu eserle, 2008 yılında Sedat Simavi ödülünün sahibi olmuştur.  Bir yerde Ara Güler’in röportajını okumuştum. Çok tembel olduğunu, eğer biraz daha çalışkan olsaydı, dünyayı fotoğraf karelerine sığdırabileceğini söylüyordu. Tembellik bakımından biraz Ara Güler’e benzerim. Keşke, 49 yıllık ömrüne bu kadar çok şey sığdırabilen Servet Somuncuoğlu dostumuza benzeyebilseydim. Bir dostum, yazarların, şairlerin uzun yaşadığını söylemişti. Servet Somuncuoğlu bunu başaramadı. Eğer yaşasaydı, bugün onun imza attığı eserleri bu sayfalara sığdıramazdık.  Hâsılı, 6 Ağustos 2013’te geçirdiği bir kalp krizi sonucu aramızdan ayrılan bu değerli dosta gani rahmet dileyelim. Durağı cennet olsun. Esenlikle efendim!
Ekleme Tarihi: 06 Ağustos 2026 -Perşembe

SERVET SOMUNCUOĞLU VE KISKANÇLIĞIM

Hiçbir yüksek mevkide gözüm olmadı. Kıskanç da sayılmam ama kenarından köşesinden birazcık da yok değil. Fakat bu kıskançlığımı, olumsuz anlamda değil de hayranlık anlamında düşünmeli. Dedim ya, hiçbir paralı insanı, sahte şöhret sahiplerini, son zamanlarda türeyen fenomenleri dikkate bile almam. Ancaaak, bütün engellere rağmen, kınamalara, kıskanmalara rağmen hedefine odaklananları severim. Hadi itiraf edeyim; onları biraz da kıskanırım. İşte merhum Servet Somuncuoğlu da bunlardan biridir. Aslen Giresun Eynesil kökenli olan Servet Somuncuoğlu, Bursa Karacabey’de doğup büyümüştür. Üniversiteyi ayrı fakültelerde fakat benimle aynı bölümde bitirmiştir. TRT’ye de benden iki yıl sonra girmiştir. Yaşça benden küçüktü, Ölümde de beni geçti. Onunla tanışmamız da ilginçtir. Yine TRT İstanbul Radyosunda çalışan ve daha sonra radyo müdürü olan Ahmet Akçakaya dostumuz, bir süre Trabzon’da çalışmıştı. O sıralarda tatilde olup bu sahilleri gezmeye, keşfetmeye çıkan Servet Somuncuoğlu, Ahmet arkadaşımızı görmeye gelince burada tanıştık. Kısa sürede kaynaştık; hatta gittikten sonra da zaman zaman telefonda görüşmelerimiz oldu. Yolum İstanbul’a düştüğü zamanlarda hep onu aradım ama o her zaman dışarlardaydı. Belki Orta Asya’da bir kayanın dibinde, belki Sibirya’da kaya üzerlerindeki çizimlerde, belki de bengi taşların yamacında Türk izlerini arıyordu. Denilebilir ki, Türk tarihçilerinin, dilcilerinin, araştırmacılarının yanında onun da bir sandalyesi mutlaka olmalıdır. 

Bu belgeselcilerde onulmaz bir hastalık da fotoğrafçılıklarıdır. Servet de öyleydi. Atlas Dergisine çektiği fotoğraflar ve yazdığı makaleler, “Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler” adlı kitabı hep bu uslanmaz araştırmalarının ürünüdür. Bu eserle, 2008 yılında Sedat Simavi ödülünün sahibi olmuştur. 
Bir yerde Ara Güler’in röportajını okumuştum. Çok tembel olduğunu, eğer biraz daha çalışkan olsaydı, dünyayı fotoğraf karelerine sığdırabileceğini söylüyordu. Tembellik bakımından biraz Ara Güler’e benzerim. Keşke, 49 yıllık ömrüne bu kadar çok şey sığdırabilen Servet Somuncuoğlu dostumuza benzeyebilseydim. Bir dostum, yazarların, şairlerin uzun yaşadığını söylemişti. Servet Somuncuoğlu bunu başaramadı. Eğer yaşasaydı, bugün onun imza attığı eserleri bu sayfalara sığdıramazdık. 

Hâsılı, 6 Ağustos 2013’te geçirdiği bir kalp krizi sonucu aramızdan ayrılan bu değerli dosta gani rahmet dileyelim. Durağı cennet olsun.

Esenlikle efendim!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.