Tahir ORHAN
Köşe Yazarı
Tahir ORHAN
 

YİNE YÜZSÜZLERİ YAZIYORUM

Geçen haftaki yazıma, bu sayfalarda değil ama diğer sosyal medya araçlarında yorumlar geldi. Bir arkadaşım, yazdıklarımın yetersiz kaldığını, yüzsüzlük yapanları daha fazla yazmamı istedi. Ben de verdiğim sözü tutarak bu yazıyı kaleme alıyorum.  Bir Selçuklu geleneği olan Ahîlikte (uzatma a’da değil i’de olacak), “Pabucunu dama atmak” diye bir eylem var. Bugün bile kullanılan bu deyim, tam anlamıyla “Gözden düşmek” demek oluyor. Ahîlikte ise, özellikle ayakkabıcılar arastasında sağlam ayakkabı dikmeyen, hileli deri kullanan birine rastlanırsa, yetkililer hemen o ayakkabıyı alır, dükkânın damına atarlarmış. Damda ayakkabıyı görenler o dükkânda sahte ürün üretildiğini anlar ve oradan bir süre alışveriş yapmazlarmış. Şimdi böyle bir uygulama yok fakat Tarım Bakanlığı düzenli bir şekilde sahte ürünleri ifşa ediyor. Buna Arapça tağşiş diyorlar. Tam karşılığı, içine başka şeyler karıştırılmış, saflığı bozulmuş demek. Ha bu yeterli mi? Bizce değil. Son kullanma tarihleriyle oynanmış, eritme peynirleri tekrar eritip yeni ürün gibi piyasaya sürülmüş o kadar çok şey var ki, hangisini yazalım? O listeyi bir görseniz; her gün marketlerde karşılaştığınız markalar ne haltlar yiyormuş. Yine katı ve sıvı yağlardaki hileler, tereyağına katılan margarinleri veya başka hileler, hangi birini yazalım. Sucuklarda kanatlı hayvan etleri, küvetlerde, klozetlerde yıkanmaya çalışılan tavuklar, diğer et ürünleri hepsi, insanlara yedirilmeye çalışılıyor. Oysa insan canı kutsaldır ve birkaç kuruş daha fazla kazanacağım diye bu kutsala bu kadar ihanet edilmemeli. Antalya’da çoğu zincir otellerde, “Ben otelimde kahvaltı dahi yapmam” diyen patronlar biliriz. İnsanlara neler yedirdiklerini varın siz düşünün. Ha, iyileri yok mu? Vardır ama o kadar azlar ki… Kalpazanlıkla sahte, sağlıksız, zararlı gıdayı piyasaya sürenin ne farkı var? Belediyelerin suyunu geçtik, Rize’nin suyunu ayrı tutuyorum. Çünkü onu içmeye doyamıyorum. Buradan yetkilileri tebrik ediyorum. Fakat diğer çevre iller öyle değil ne yazık ki. Şişe ve damacana suları bile hileli üretiliyor. Bazıları çok berbatken bazıları çok lezzetli olduğu halde, dışarıda güneş altında bırakılarak onlar da sağlıksız hale geliyor. Buna da dikkat edilmiyor. Anlayacağınız bizi zehirleyen zehirleyene.  Zaten son haftaların en önemli eğilimi (trendi dememek için) zehirlenmelerdir. Pisipisine nice canlar gitti. Ne duyan var, ne ilgilenen. Tarım Bakanlığı, hileli ürünleri ifşa ederken ağır yaptırımlar da uygulasa bu işin önü birazcık alınır diye düşünüyoruz. Yasalarda var olanları bile tam uygulamıyorlar. Mesela, “Taklit veya tağşiş fiilinin, üreten veya ithal eden gıda veya yem işletmecileri tarafından işlenmesi halinde, ilk ihlalde 54 bin 555 liradan az olmamak ve 545 bin 550 lirayı aşmamak kaydıyla yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde biri oranında idari para cezası uygulanacak” hükmü ne kadar işliyor? Kaldı ki gayrisafi gelirini hesaplamak ne mümkün? Kimin ne kadar kazandığını bilmiyorlar ki. Böyle durumlarda da en alt sınır uygulanıyor. O da çerez parası yani. Anlayacağınız neresinden tutsak elimizde kalıyor.  Muhabbetle efendim!
Ekleme Tarihi: 11 Aralık 2025 -Perşembe

YİNE YÜZSÜZLERİ YAZIYORUM

Geçen haftaki yazıma, bu sayfalarda değil ama diğer sosyal medya araçlarında yorumlar geldi. Bir arkadaşım, yazdıklarımın yetersiz kaldığını, yüzsüzlük yapanları daha fazla yazmamı istedi. Ben de verdiğim sözü tutarak bu yazıyı kaleme alıyorum. 

Bir Selçuklu geleneği olan Ahîlikte (uzatma a’da değil i’de olacak), “Pabucunu dama atmak” diye bir eylem var. Bugün bile kullanılan bu deyim, tam anlamıyla “Gözden düşmek” demek oluyor. Ahîlikte ise, özellikle ayakkabıcılar arastasında sağlam ayakkabı dikmeyen, hileli deri kullanan birine rastlanırsa, yetkililer hemen o ayakkabıyı alır, dükkânın damına atarlarmış. Damda ayakkabıyı görenler o dükkânda sahte ürün üretildiğini anlar ve oradan bir süre alışveriş yapmazlarmış. Şimdi böyle bir uygulama yok fakat Tarım Bakanlığı düzenli bir şekilde sahte ürünleri ifşa ediyor. Buna Arapça tağşiş diyorlar. Tam karşılığı, içine başka şeyler karıştırılmış, saflığı bozulmuş demek. Ha bu yeterli mi? Bizce değil. Son kullanma tarihleriyle oynanmış, eritme peynirleri tekrar eritip yeni ürün gibi piyasaya sürülmüş o kadar çok şey var ki, hangisini yazalım? O listeyi bir görseniz; her gün marketlerde karşılaştığınız markalar ne haltlar yiyormuş. Yine katı ve sıvı yağlardaki hileler, tereyağına katılan margarinleri veya başka hileler, hangi birini yazalım. Sucuklarda kanatlı hayvan etleri, küvetlerde, klozetlerde yıkanmaya çalışılan tavuklar, diğer et ürünleri hepsi, insanlara yedirilmeye çalışılıyor. Oysa insan canı kutsaldır ve birkaç kuruş daha fazla kazanacağım diye bu kutsala bu kadar ihanet edilmemeli. Antalya’da çoğu zincir otellerde, “Ben otelimde kahvaltı dahi yapmam” diyen patronlar biliriz. İnsanlara neler yedirdiklerini varın siz düşünün. Ha, iyileri yok mu? Vardır ama o kadar azlar ki… Kalpazanlıkla sahte, sağlıksız, zararlı gıdayı piyasaya sürenin ne farkı var?

Belediyelerin suyunu geçtik, Rize’nin suyunu ayrı tutuyorum. Çünkü onu içmeye doyamıyorum. Buradan yetkilileri tebrik ediyorum. Fakat diğer çevre iller öyle değil ne yazık ki. Şişe ve damacana suları bile hileli üretiliyor. Bazıları çok berbatken bazıları çok lezzetli olduğu halde, dışarıda güneş altında bırakılarak onlar da sağlıksız hale geliyor. Buna da dikkat edilmiyor. Anlayacağınız bizi zehirleyen zehirleyene. 

Zaten son haftaların en önemli eğilimi (trendi dememek için) zehirlenmelerdir. Pisipisine nice canlar gitti. Ne duyan var, ne ilgilenen.

Tarım Bakanlığı, hileli ürünleri ifşa ederken ağır yaptırımlar da uygulasa bu işin önü birazcık alınır diye düşünüyoruz. Yasalarda var olanları bile tam uygulamıyorlar. Mesela, “Taklit veya tağşiş fiilinin, üreten veya ithal eden gıda veya yem işletmecileri tarafından işlenmesi halinde, ilk ihlalde 54 bin 555 liradan az olmamak ve 545 bin 550 lirayı aşmamak kaydıyla yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde biri oranında idari para cezası uygulanacak” hükmü ne kadar işliyor? Kaldı ki gayrisafi gelirini hesaplamak ne mümkün? Kimin ne kadar kazandığını bilmiyorlar ki. Böyle durumlarda da en alt sınır uygulanıyor. O da çerez parası yani.

Anlayacağınız neresinden tutsak elimizde kalıyor. 

Muhabbetle efendim!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.