AZERBAYCAN DA LAİKLİĞİ YANLIŞ ANLAMIŞ DEMEK
Azerbaycan – Türkiye gerilimi sadece başörtüsü meselesinden ibaret değildir.
Dünyada laik ülke sayısı, düşünülenin aksine çok fazla değildir. Ancak, anayasalarında yazmadığı halde laiklik dayatması yapan ülkeler de göz ardı edilmemeli. Avrupa, Hıristiyanlığın taassubu altındayken bize laikliği dayatmasıyla öne çıkar. Laiklik, normal tanıma göre, hiçbir dinin ve mensuplarının zarar görmeyeceği bir uygulama ise de geniş anlamıyla alındığında, art niyetli kişilerin elinde tam bir Demokles’in Kılıcı olabiliyor. 1937’den beri bizde de bu şekilde uygulanmıştır. Nice masumlar, bu madde yüzünden canından bezdirildi ve hatta asıldı. Mevzu derin, bu yüzden buna girmeden devam edelim. Azerbaycan Anayasasında da var olan bir maddeye dayanarak okullara başörtüsü ile girmek yasaklandı. Böyle olunca da, bu konuda çok ıstırap çeken bizim insanımız feveran etti. Oysa bizi de onları da bağlayan bir Avrupa İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi var ve 18’inci maddesi şöyledir: Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını, tek başına veya topluca ve kamuya açık veya özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve uyma yoluyla açıklama serbestliğini de kapsar. Bu beyannameyi imzalayan hiçbir ülke, yasalarını bunun üzerine çıkaramaz. AİHM’i bir şekilde ikna etmek üzere 1982 Anayasasının 24’üncü maddesinde din ve vicdan hürriyeti güvence altına alınmıştı ama kız öğrencilere en çok da bu dönemde işkence edildi. Denilebilir ki bu zulüm o zaman başladı.
Bu yüzden diyoruz ki, Azerbaycan da, Türkiye’nin düştüğü hataya düştü ve okullarında gerçekten dini inancından dolayı başörtüsü takanlara yasak getirdi. Uygulama nasıl oluyor onu henüz bilmiyoruz. Onlarda da bizdeki gibi ikna odaları açıldı mı? Masum başörtülü öğrenciler, başlarını açmaya zorlanıyor mu, işkenceye maruz kalıyor mu? Başörtülerinin üzerine peruk takmak üzere kuaförlerin kapılarını aşındırıyor mu?
Gelelim, başörtüsü yüzünden gerildiği düşünülen ilişkilerin bundan çok daha derinlere giden arka planına.
Önceki hafta Ankara’da yapılan Türk Devletler Teşkilatı toplantısına bütün Türk Cumhuriyetleri, devlet başkanları ile katılırken Azerbaycan Dışişleri Bakanı le temsil edildi. İlham Aliyev, bu toplantıya bir selam bile göndermedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, her ne kadar kardeşim de dese, İlham Aliyev, hiçbir zaman Türkiye ile bir kardeşlik ilişkisini içinde olmadı. En önemlisi de birkaç yıl önce Karabağ’ın Ermenilerden temizlenmesinde Türkiye’nin yaptığı yardımların göz ardı edilmesi oldu. “Biz yaptık, hiç kimse bize yardım etmedi” demek en basitinden vefasızlıktır. Gerçi Erdoğan, Azerbaycan Bakü’de 15 Ekimde düzenlenen Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler zirvesine de katılmamış, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı göndermişti. Bunun, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un katılmasından dolayı olduğu düşünülebilir. Nihayet, Herzog kürsüye çıktığında Fidan da salonu terk etmişti. Bu da İsrail sevicisi olan Aliyev’i ev sahibine yapılmış bir saygısızlık olarak rahatsız etmişti. Erdogan Temmuz 2024’te Azerbaycan Şuşa’da yapılan gayrı resmi Türk Devletler Teşkilatı zirvesine de gitmemişti. Belli ki İlham Aliyev, bir misillemenin, mütekabiliyetin içindedir.
35 sene önce bağımsızlığına kavuşan ülkede, ne kanun ne nizam ve ne de bir düzen vardı. Bütün bunlar, Türkiye’den gidenlerce sağlandı. Kanunlarını bile bizimkiler yaptı. Bağımsızlıktan hemen sonra Ermenistan’ın işgaline uğradı Azerbaycan toprakları ve ülkenin yüzde 25’i işgal edildi. 1993 yılında gittiğimiz Azerbaycan’da gördüğümüz manzara içler acısıydı. İşgal edilen topraklardan on binlerce insan zor şartlar altında yollara düşmüş, başkent Bakü’ye doğru, daha güvenli bölgelere kaçıyordu. Bu sırada Türk askeri güçleri oradaydı. Türk Kızılay’ı, on binlerce insanın kalabileceği çadır kentler ve çadır mutfaklar kurdu. Orada insanlara en lezzetli yemekler ikram edildi aylarca. Önceki yazılarımdan birinde yazmıştım; Kâşif Kozinoğlu özel ekibiyle işgal edilen toprakları kurtarıyordu. Paşalarımız, Azerbaycan askerlerine eğitimler veriyor, onları savaşa hazırlıyordu. Bir kısmı da cephelerde bizzat çarpışıyordu. Şimdi bunlar da görmezden geliniyor demek. Size bir şey söyleyeyim mi? Azerbaycan – Türkiye ilişkileri, merhum Ebulfez Elçibey’den sonra hiç istenilen düzeyde olmadı. İdare eden taraf, bir ağabey konumundaki Türkiye tarafı oldu. Azerbaycan’ın, İsrail’e açıktan destek verdiği şu anda bile Türkiye, ilişkilerin zarar görmemesi için çaba harcıyor. Zaten TDT’de dönem başkanı oldu Türkiye…
Bu arada bizimle erlik dava eden İsrail’in petrolünün büyük bölümü Azerbaycan ve Kazakistan’dan sağlandığını da söyleyelim. Üstelik de bu petrol Türk topraklarından geçiyor. Gerçi Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, 1999’da imzalanan bir uluslararası anlaşmaya göre Türkiye istediği anda vanayı kapatamıyor. Ancak bir savaş sırasında belki bu yola başvurulur. Böyle bir şey olursa, İsrail’e diğer Türk kardeşlerimiz yine petrol temin eder, o başka tabii. İsrail’in petrolü yok mu derseniz; evet yok. İyi ki de yok. Hiç olmasın inşallah.
Anlayacağınız değerli okuyucular, Azerbaycan – Türkiye ilişkileri hiç iyi değil. Kolay kolay da düzeleceğe benzemiyor. “İki devlet tek millet” söylemi de şimdilik hasret olarak kalacak galiba. Her şeye rağmen sağduyunun hâkim olması ve bütün Türk Cumhuriyetleriyle iyi ilişkilerin korunması dileğiyle…
Esenlikle efendim!
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Son Yazıları
- GAZETECİLİĞİ ADAM GİBİ YAPMAK Gazeteci, tarafsız olmalıdır holigan değil.
- HAYALLERİ SİLİNMEDEN…
- UYUŞMADAN OLMUYOR MU?
- Lİ KÜLLİ MAKAMİN MAKAL
- KÂŞİF KOZİNOĞLU İLE GÖRÜŞTÜM
- LACİVERT TAKKELİLER VE KURİŞÎ HZ.
- SERVET SOMUNCUOĞLU VE KISKANÇLIĞIM
- ZENGİNLER MERHAMETSİZ Mİ OLUR?
- HALUK LEVENT VE AHBAP’I
- SUSUZ YAZ
İlginizi Çekebilir
Trend Makaleler
ALİYEV’İN TERCİHİ, BAKÜ’DE PUSULA ŞAŞTI,