ALİYEV’İN TERCİHİ, BAKÜ’DE PUSULA ŞAŞTI,
Biz 'Tek millet, iki devlet' derken Şimdi bakıyoruz,kardeşimizin gözü başka yerde! Ankara'da kardeşlik nutukları, Tel Aviv'de stratejik yakı
ALİYEV’İN TERCİHİ, BAKÜ’DE PUSULA ŞAŞTI,
Biz 'Tek millet, iki devlet' derken öyle laf olsun diye söylemiyorduk. Şimdi bakıyoruz,kardeşimizin gözü başka yerde! Ankara'da kardeşlik nutukları, Tel Aviv'de stratejik yakı. E insan da sormadan edemiyor: Bakü'nün nikah şahidi kim, yeni kayınbiraderi kim? Şaka bir yana, mesele hiç de komik değil. Çünkü yılların emeğiyle kurulan bir kardeşlik hukukundan söz ediyoruz.
Aliyev, her şeyden önce neden başörtüsü yasağıyla başladı bu işlere?
Onlarca yıl Türkiye’de biz bu sorunla uğraştık. Erdoğan ve Türk milleti açısından en hassas noktalardan biri olduğunu bile bile bunu kaşıması tesadüf mü ?
Buna rağmen başkan Erdoğan soğukkanlı davrandı. Ama artık Elçibey dosyasını açmanın da zamanı geldi belki!
Ebulfez Elçibey’i türlü kumpaslarla görevden uzaklaştıran süreci, o dönemde devreye giren güçleri ve İsrail’le kurulan ilişkileri yeniden konuşmak gerekiyor. Haydar Aliyev döneminden bugüne uzanan bu ilişkilerin de sorgulanması lazım. Ve gençlere bunu anlatmak elzemdir.
İlham Aliyev’in Türkiye’ye gelmemesi elbette başörtüsü meselesiyle açıklanamaz. Bana göre mesele çok daha derin. Çünkü burada yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik bir gerilimden değil, yıllardır büyük emeklerle oluşturulmaya çalışılan bir kardeşlik hukukundan söz ediyoruz.
(TDT) TÜRK Devletleri Teşkilatı’nın geleceği de bu meselenin önemli bir parçası. Bir dönem başkanının, teşkilatın kuruluş amaçlarıyla çelişen politikalar izlemesi, yıllardır verilen emeği tartışmalı hale getiriyor. Hatta benim gördüğüm kadarıyla Aliyev’in son dönemdeki tercihleri, TDT içerisinde bir Truva atı tartışmasını da beraberinde getiriyor.
Yılların emeği var burada. Bir hayal, bir ideal var.
İsrail’in uşağı yüzünden heba olmasın.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki krizin merkezi İlham Aliyev’in siyasi tercihleridir. Özellikle İsrail’le kurduğu yakın ilişki, bu tartışmanın en önemli başlıklarından biri.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllardır korumaya çalıştığı kardeşlik hukukunun, bu tercihler nedeniyle zarar görmesi düşündürücü. Karabağ zaferi elbette Azerbaycan için tarihi bir başarıdır. Ancak bu başarı, Türkiye’nin hassasiyetlerini görmezden gelme hakkı vermez. İsrail’le kurulan ilişkiler uğruna Türkiye ile araya mesafe koymak, uzun vadede kimin çıkarına olacaktır?
Bir de işin Karabağ tarafı var; Bugün Azerbaycan’dan bazı milletvekilleri çıkıp Türk milletine adeta racon kesiyor. Sosyal medyada Azerbaycan aleyhinde konuşanlar, yazanlar dikkatli olmalıymış! Karabağ Savaşı’nı kendi gücümüzle kazandık, kendi askerimizle savaştık, silahlarımızı da paramızla aldık demeye getiriyorlar.
Elbette Azerbaycan ordusu savaştı. Azerbaycan’ın evlatları can verdi, büyük fedakârlıklar gösterdi. Karabağ zaferi öncelikle onların başarısıdır. Buna kimsenin itirazı yok. Ama Türkiye’nin desteğini de bir kalemde silemezsiniz. Bu nankörlüktür!
Ermenistan’ın AİHM’e yaptığı başvuruda Türkiye’nin askeri desteği, askeri personel, savaş uçakları ve Suriye’den getirildiği iddia edilen savaşçılar gibi konular gündeme getirildi. Türk askeri personelinin Azerbaycan’daki askeri planlama ve danışmanlık sürecindeki rolü de uluslararası tartışmalara konu oldu. Bahtiyar Ersay Paşa’nın savaş öncesi ve savaş dönemindeki rolü de bu çerçevede hatırlanmalı.
Şimdi bütün bunları yok mu sayacağız?
Biz Azerbaycan’a yardım ederken hiçbir zaman hesap tutmadık. Kaç İHA verdik, kaç asker gönderdik, ne kadar para harcadık diye bir defter açmadık. Çünkü bizim anlayışımızda kardeşlik böyle bir şey. Ama bugün çıkıp Türk milletine parmak sallamak, düşüncesini sosyal medyada ifade eden insanları tehdit eder gibi konuşmak da kimsenin haddi değil.
Biz Karabağ zaferini sahiplenirken Azerbaycan’ın yanında durduk. Bugün de Azerbaycan halkının yanındayız. Fakat bu, Türkiye’ye yönelik saygısızlıklara sessiz kalacağımız anlamına gelmez.
Elbette meselenin bir de İran boyutu var. Türkiye-Azerbaycan arasındaki gerginliğin yalnızca medyada gördüğümüz başlıklardan ibaret olmadığını söyleyenler var. Azerbaycan’ın içişlerine müdahale edilmesi elbette doğru değil. Ancak bölgesel dengeler, İran’ın politikaları ve Türkiye’nin bu konudaki tutumu da ayrı ayrı değerlendirilmek zorunda. Uluslararası ilişkilerde görünenle gerçekte yaşanan her zaman aynı olmayabiliyor.
Ama Türkiye’nin kendi milli çıkarlarını ve bölgesel hassasiyetlerini korumasından daha doğal ne olabilir?
Hiç sağa sola çekmeye gerek yok. Hicap, başörtüsü, başka meseleler… Bunlar işin görünen tarafı olabilir. Benim kanaatim, Aliyev’in Türkiye ile ilişkileri daha düşük bir seviyeye çekmek istediği yönünde.
İsrail’le kurduğu yakın ilişki ona daha güvenli bir alan sunuyor olabilir. Kendini bu ittifakın içinde daha rahat hissediyor da olabilir. Hatta Türkiye’ye eskisi kadar ihtiyaç duymadığını düşünüyor da olabilir. Fakat unutulmaması gereken bir şey var: Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki, iki devlet başkanının kişisel yakınlığından ibaret değildir.
Bugün bazı çevrelerin kullandığı “Siz bize muhtaçsınız” veya “Ağabey-kardeş” söylemleri de bu ilişkiye fayda sağlamaz. Kardeşlik, kimsenin kimseye üstünlük tasladığı bir ilişki değildir. Karşılıklı saygı ister, güven ister, eşitlik ister.
İlham Aliyev’in bugünkü tercihlerinin sonuçlarını elbette zaman gösterecek. Ancak İsrail’le kurulan ilişkinin Türkiye ile kardeşlik hukukunun önüne geçirilmesi, iki ülke arasındaki güveni zedeleyebilir. Bunun bedeli de önümüzdeki yıllarda ortaya çıkabilir.
Çünkü yönetimler geçicidir, devletler kalıcı. Siyasi liderler gelir geçer ama milletlerin kardeşliği kolay kurulmaz, kolay da kaybedilmemeli.
Biz Azerbaycan’a günübirlik siyasi hesaplarla bakmıyoruz. Tek millet, iki devlet anlayışı bizim için bir siyasi slogan değil, tarihi ve gönülden gelen bir bağdır.
Bizim meselemiz Aliyev değil, Azerbaycan’dır. Biz Aliyev için değil, Azerbaycan için uğraşıyoruz.
Ve belki de artık bazı şeyleri yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir.
Aliyev İsrail'le "İki Millet Tek Devlet" resmî ön kabulüyle bir dostluk kurmakta.
Biz tek millet, iki devlet anlayışından, belki de bu günlerde TEK MİLLET, TEK LİDER anlayışına uzanan bir yoluda düşünmeliyiz.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
DOĞU KARADENİZ TAŞKINLARI NEDENLER - ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Görüntüle →Son Yazıları
- Türkiye'de Sandık Gelmeden İktidar Değiştirenler!
- DURUŞUN FİYATI YOK!
- ELEKTRİKLİ ARAÇLAR: YENİ NESİL CASUSLUK MU?
- Bu Ülkede Devletin Parasına Dokunan Hesap Vermeli
- BU BALON NASIL BU KADAR ŞİŞTİ?
- BORSADA BOTOKSUN DA HESABI SORULSUN!
- Dünya yeniden büyük bir hesaplaşmanın eşiğinde.
- Yapay ve Doğal Zeka;Aşk KOÇu, Peki Sonra?
- Yan Yana Ama Yalnız
- Mehterin gür sesi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde
İlginizi Çekebilir
Trend Makaleler
NE ANLIYORSUNUZ BU PASİFİK HOLDİNGE TEDBİR İŞİNDEN ?