Mustafa Semih  ARICI
Köşe Yazarı
Mustafa Semih ARICI
 

RİZE İZLENİMLERİ I

Haziran ortasından temmuz ayı ortasına kadar tam bir ay memlekette kaldım. Üniversite sonrası işe girdikten sonra ilk defa bu denli uzun. Bu nedenle edinmiş olduğum izlenimleri kaleme almak bir zorunluluk oldu.    Her şeyden önce çay tarımında giderek ağırlaşan sorunlar var. Bir defa yoğun bir iş gücü açığı mevcut. Çayımızı genelde 50 ve hatta 60 yaş üstü olanlar topluyor. Her sene Antalya’dan gelip beş ay boyunca kendi çaylığında çay toplayan 69 yaşındaki emekli öğretmen arkadaşım gibi. Gençler çay bahçesine inmeyi değil mümkünse masa başı işi,  olmazsa kısa zamanda zengin olabilecekleri işleri tercih ediyor. (Böyle bir iş bilen varsa bana haber versin!) Birçok kişi de çayını ton işi toplatan simsarlara veriyor. Gürcüler Lari, TL.’ye göre 13 kat değer kazanınca gelmez oldular. Şimdi bol bol İranlı var. Onlar da topladıkları ağır gelsin diye tamiyi yarıdan kesip torbalara döküyor. Ot motta çabası. Yoldan geçerken çay dolu bir beze baktım yarısı odun! Tabii bu da kaliteyi mahvediyor. Demlikte çay mı var ot mu belli değil. Yevmiyeler 3500 liraya dayanmış. Fındıkta 1600 lira iken çayda neden 2 katı anlamak mümkün değil.  Bence tek çözüm, çayı mahveden makaslı makineli çay toplamaya son verip, (Kaliteli çayı ile ünlü Seylan ve Hindistan Assam’da böyle yapılıyor) 2.5 yaprak bazında elle toplamak lazım. Doğaldır ki taban fiyatlar da en az 100 TL. olacak. Bu durumda kuru çay fiyatı 2-3 kat artacak ama demliğe 200 gram değil 50 gr. çay koymak yeterli olacak. Katlanan damak tadı da cabası. Yani tüketicinin de bir kaybı olmayacak. Rize Merkez, son geldiğim üç yıl öncesine göre bayağı gelişmiş. 10-15 sene önce ailece oturacak bir çay bahçesi Ziraat’tan başka bulunamazken şimdi onlarcası var. Yeni yapılan lüks belediye blokları, Şimal AVM, saat meydanı, yarısı cami inşaatına feda edilmesine ve artık oturulmaz gezilmez olmasına rağmen sahil bandı, emektar Ziraat Çay Bahçesi ve yeni hizmete giren Isırlık Doğa Parkı gibi. Bunun yanında özel sektörce işletilen de birçok yer var. Yani kentte hoşça vakit geçirecek çok yer mevcut. Eskiden 1-2 cadde dolaş biterdi. Yolu hâlâ tamamlanmasa da Isırlık Doğa Parkı harika olmuş. Dağlar ve denizler kuş bakışı görünüyor. En tepede güzel bir restoran var. Izgara ve fırında sütlacı zikre değer. Özel yerlerden de Dağbaşı’ndaki  Dağmaran ve Şahin Tepesi’ni de unutmamak lazım. İlk defa gittiğim Şahin Tepesi’nden görünen şehir ve deniz manzarası aynen Rio’nun ünlü Corcovado Tepesi gibi. Hani üzerinde dev bir İsa Heykeli olan. Bizim çocukluğumuz ve ilk gençlik yıllarımızda çok güzel bir deremiz vardı:Taşlıdere ya da antik adıyla Askoroz Deresi. Yaz aylarında hemen her gün berrak sularında güle oynaya yüzer, neşeli saatler geçirirdik. Şimdilerde tamamen kurumuş gibi. Yapılan Hesler ve kaynağından şehir için tatlı su temini yüzünden kupkuru bir taşlığa dönüşmüş durumda. Ancak çok yağmur yağınca biraz akıyor gibi. Mahsus setler yapmışlar ki su birikim yapıp çok görünsün diye. Üstelik bu cılız akarsu da berbat bir durumda. Akıtılan kanalizasyonlar ve fabrika atıkları yüzünden alabildiğine kirlenmiş. Bildiğim kadarıyla bu bölgede hiçbir atık su arıtma tesisi yok. Kimsenin aklına geldiği de yok. Halbuki akarsular ve yeşil örtü harika bir ekosistem düzeni içinde yağmurlar oluşturuyor. Yağmurlar da yeşilliği, akarsuları ve içtiğimiz o berrak suları. Yani doğa kendi döngüsü içinde aslında bizler için çalışıyor. Ne olur bu harika döngüyü bozmasak! Şimdilik izlenimlerim bu kadar. Bu konuda yazmaya devam edeceğim.  
Ekleme Tarihi: 01 Ağustos 2026 -Cumartesi

RİZE İZLENİMLERİ I

Haziran ortasından temmuz ayı ortasına kadar tam bir ay memlekette kaldım. Üniversite sonrası işe girdikten sonra ilk defa bu denli uzun. Bu nedenle edinmiş olduğum izlenimleri kaleme almak bir zorunluluk oldu. 
 
Her şeyden önce çay tarımında giderek ağırlaşan sorunlar var. Bir defa yoğun bir iş gücü açığı mevcut. Çayımızı genelde 50 ve hatta 60 yaş üstü olanlar topluyor. Her sene Antalya’dan gelip beş ay boyunca kendi çaylığında çay toplayan 69 yaşındaki emekli öğretmen arkadaşım gibi. Gençler çay bahçesine inmeyi değil mümkünse masa başı işi,  olmazsa kısa zamanda zengin olabilecekleri işleri tercih ediyor. (Böyle bir iş bilen varsa bana haber versin!) Birçok kişi de çayını ton işi toplatan simsarlara veriyor. Gürcüler Lari, TL.’ye göre 13 kat değer kazanınca gelmez oldular. Şimdi bol bol İranlı var. Onlar da topladıkları ağır gelsin diye tamiyi yarıdan kesip torbalara döküyor. Ot motta çabası. Yoldan geçerken çay dolu bir beze baktım yarısı odun! Tabii bu da kaliteyi mahvediyor. Demlikte çay mı var ot mu belli değil. Yevmiyeler 3500 liraya dayanmış. Fındıkta 1600 lira iken çayda neden 2 katı anlamak mümkün değil. 

Bence tek çözüm, çayı mahveden makaslı makineli çay toplamaya son verip, (Kaliteli çayı ile ünlü Seylan ve Hindistan Assam’da böyle yapılıyor) 2.5 yaprak bazında elle toplamak lazım. Doğaldır ki taban fiyatlar da en az 100 TL. olacak. Bu durumda kuru çay fiyatı 2-3 kat artacak ama demliğe 200 gram değil 50 gr. çay koymak yeterli olacak. Katlanan damak tadı da cabası. Yani tüketicinin de bir kaybı olmayacak.

Rize Merkez, son geldiğim üç yıl öncesine göre bayağı gelişmiş. 10-15 sene önce ailece oturacak bir çay bahçesi Ziraat’tan başka bulunamazken şimdi onlarcası var. Yeni yapılan lüks belediye blokları, Şimal AVM, saat meydanı, yarısı cami inşaatına feda edilmesine ve artık oturulmaz gezilmez olmasına rağmen sahil bandı, emektar Ziraat Çay Bahçesi ve yeni hizmete giren Isırlık Doğa Parkı gibi. Bunun yanında özel sektörce işletilen de birçok yer var. Yani kentte hoşça vakit geçirecek çok yer mevcut. Eskiden 1-2 cadde dolaş biterdi.

Yolu hâlâ tamamlanmasa da Isırlık Doğa Parkı harika olmuş. Dağlar ve denizler kuş bakışı görünüyor. En tepede güzel bir restoran var. Izgara ve fırında sütlacı zikre değer. Özel yerlerden de Dağbaşı’ndaki  Dağmaran ve Şahin Tepesi’ni de unutmamak lazım. İlk defa gittiğim Şahin Tepesi’nden görünen şehir ve deniz manzarası aynen Rio’nun ünlü Corcovado Tepesi gibi. Hani üzerinde dev bir İsa Heykeli olan.

Bizim çocukluğumuz ve ilk gençlik yıllarımızda çok güzel bir deremiz vardı:Taşlıdere ya da antik adıyla Askoroz Deresi. Yaz aylarında hemen her gün berrak sularında güle oynaya yüzer, neşeli saatler geçirirdik. Şimdilerde tamamen kurumuş gibi. Yapılan Hesler ve kaynağından şehir için tatlı su temini yüzünden kupkuru bir taşlığa dönüşmüş durumda. Ancak çok yağmur yağınca biraz akıyor gibi. Mahsus setler yapmışlar ki su birikim yapıp çok görünsün diye. Üstelik bu cılız akarsu da berbat bir durumda. Akıtılan kanalizasyonlar ve fabrika atıkları yüzünden alabildiğine kirlenmiş. Bildiğim kadarıyla bu bölgede hiçbir atık su arıtma tesisi yok. Kimsenin aklına geldiği de yok.

Halbuki akarsular ve yeşil örtü harika bir ekosistem düzeni içinde yağmurlar oluşturuyor. Yağmurlar da yeşilliği, akarsuları ve içtiğimiz o berrak suları. Yani doğa kendi döngüsü içinde aslında bizler için çalışıyor. Ne olur bu harika döngüyü bozmasak!

Şimdilik izlenimlerim bu kadar. Bu konuda yazmaya devam edeceğim.
 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.