Osman YAZICI
Köşe Yazarı
Osman YAZICI
 

Durum ciddi ve vahim..

Sevgili okurlarım; dünyanın en bereketli topraklarına sahibiz. Dünyanın “Yedinci “ tarım ülkesiydik. Konya ovasını bir hayal edin!.. En fazla buğday ithal eden ülke olduk. Kuru ekmeğe muhtaç olduk.. Buğday ’in yüzde 78’i Rusya’dan, yüzde 10’nu ise Ukrayna’dan alıyoruz. Toprak Mahsulleri Ofisi, ithal ettiği buğdayı un sanayıcısına yarı fiyatına satıyor. Yılda 25 milyar zarar Hazine’ye yazılıyor.. Rusya, Tarım Üniversitesi’nde tahıl laboratuvarı kurdu. Devasa bütçe ayırdı. Bu bilimsel çalışmasının başına Profesör Hamit Köksel’i getirdi. Hamit hoca Hacettepe Üniversitesi’nden yetişti. Rusya bunu yaparken, Türkiye, dededen kalma milli ve yerli tohumlarımızı yasakladı. Ektirmedi. Ekmek isteyenlere cezai muayedelerini i getirdi. Tarım bakanlığındaki “ milli ve yerli” projeleri yok etti. Bu yönde çalışmaları olan bürokrat ve mühendisleri görevden aldı. Gelinen noktada ekmeğe muhtaç olduk..                                                      *** 50 yıl öncesini hatırlarım.  Benim ilçem olan (Rize-Ardeşen) dahil, bütün ilçeler ve köylerdeki durum aynı idi. Doğu’da ,Batı’da, durumlar aynı..Vahim..Güneydoğu’daki verimli topraklarımıza ne oldu? Köyde yaşayanların yüzde doksanı tarım ve hayvancılıkla uğraşırlardı. Her aile hayvancılık yapardı.. Mezra ve köylerde keza öyleydi. Büyük ve küçükbaş hayvancılık yapılırdı.. İthal değil, yerli malı, Türk’ün malı hayvanlardı bunlar.  Devlet desteği falan da yoktu. Her aile kendi imkânları ile yapardı. Kendi etini, sütünü yapar, tarımını eker biçerdi. Tohumlarımız yüzyıllara dayanan organikti.  Şehirden sadece şeker-tuz-un-sabun gibi temel gıda maddeler alınırdı.  Şimdi köylerde, şehirleşti.  Tarım ve hayvancılık yapan tek aile bile kalmadı. Köylere ekmek ve dondurma bile sahilden gidiyor.  ***   Mısır tarlalarımız olurdu. Bahçemizde lahana, fasulye, patates ve meyve sebze yetişirdi.  Her ailenin geçim kaynağı kendi bahçesiydi. Ve kendi kendine yetiyordu.  Kış geldiğinde; buzdolabı görevini gören “Serender”’lerimizde (Nalya)’  da veya depolarda teneke teneke kavurmalar, turşu çeşitleri, yaylada hazırlanan organik yağ, peynir, kışlık fasulye ve diğer gıda maddeleri ile dolup taşardı. Beş ay bozulmayan; kestane gibi patatesler,  aylarca çürümeyen meyveler, çuvallar dolusu kuru soğanlar ve diğerleri.  Kokularını hala hatırlıyorum. Organik, katkısız kara kovan balını unutmamız mümkün değildir... Şifalı bitkiler… Kışın ortasında, kuzinenin üzerinde bakır tava ile yapılan soğanlı kavurmanın tadını hala damağımda. İki çuval ekmeklik buğday unu ile diğer tüketim maddeleri alınır, kış çıkarılırdı. Her şeyimiz organik ve sağlıklıydı. Devlete hiç yük olmazdık.   ***   Ve uygulanan yanlış politikalar yüzünden tarımı, hayvancılığı bitirdik. Şimdi geriye dönüş için uğraşıp duruyoruz. Dönüşü olsa bile,ne köyler eski köyler,ne insanlar eski insanlarımız  gibidir. Anlayacağınız her şey yozlaştı. Çöktü.. Bizde tarımı bitiren; kuraklık, affet falan değil, IMF ve Dünya Bankası güdümlü yanlış politikalarıdır. Ve bütün hükümetler tarafından uygulanan, yanlış tarım ve hayvancılık politikaları yüzündendir.  Çiftçi ürün bazında desteklenmeyecek, ucuz kredi verilmeyecek, gübrede ve diğer girdilerde destekler azaltılacak, tarım politikalarına son verilecek, destekleme alım fiyatları enflasyonun altında olacak gibi, Avrupa’nın dayatmaları sonucu bu noktaya geldik.  Dünya’da yedinci tarım ülkesiydik, kendi kendimize yetiyorduk.  Şimdi doğalgazdan tarıma, elektriğe kadar her konuda bağımlı bir ülke olduk. Her şeyi ithal eder olduk. Toplam 600 milyon dolarlık kredi karşılığında, imzalanan ‘ARIP Tarımsal destekleme ve Tarım Reformu Uygulaması Projesi’ kapsamında emperyalistlere muhtaç olduk. Yerli ve milli tohumları toplatıp Israil’e sattık, yerli tohumla üretimi yasakladık.. Özümüze, eskiye, üretime dönmeliyiz… Bunun başka çaresi yok. Her alanda Kurtuluş Savaşı’nı başlatmalıyız. Hangi görüşten, hangi düşünceden olursak olalım, bizi sömürmek isteyen emperyalistlere karşı birlikte hareket etmeliyiz.    
Ekleme Tarihi: 02 Mart 2022 - Çarşamba

Durum ciddi ve vahim..

Sevgili okurlarım; dünyanın en bereketli topraklarına sahibiz. Dünyanın “Yedinci “ tarım ülkesiydik. Konya ovasını bir hayal edin!..

En fazla buğday ithal eden ülke olduk. Kuru ekmeğe muhtaç olduk..

Buğday ’in yüzde 78’i Rusya’dan, yüzde 10’nu ise Ukrayna’dan alıyoruz.

Toprak Mahsulleri Ofisi, ithal ettiği buğdayı un sanayıcısına yarı fiyatına satıyor. Yılda 25 milyar zarar Hazine’ye yazılıyor..

Rusya, Tarım Üniversitesi’nde tahıl laboratuvarı kurdu. Devasa bütçe ayırdı. Bu bilimsel çalışmasının başına Profesör Hamit Köksel’i getirdi. Hamit hoca Hacettepe Üniversitesi’nden yetişti.

Rusya bunu yaparken, Türkiye, dededen kalma milli ve yerli tohumlarımızı yasakladı. Ektirmedi. Ekmek isteyenlere cezai muayedelerini i getirdi.

Tarım bakanlığındaki “ milli ve yerli” projeleri yok etti. Bu yönde çalışmaları olan bürokrat ve mühendisleri görevden aldı.

Gelinen noktada ekmeğe muhtaç olduk..

 

                                                   ***

50 yıl öncesini hatırlarım.  Benim ilçem olan (Rize-Ardeşen) dahil, bütün ilçeler ve köylerdeki durum aynı idi. Doğu’da ,Batı’da, durumlar aynı..Vahim..Güneydoğu’daki verimli topraklarımıza ne oldu?

Köyde yaşayanların yüzde doksanı tarım ve hayvancılıkla uğraşırlardı.

Her aile hayvancılık yapardı.. Mezra ve köylerde keza öyleydi. Büyük ve küçükbaş hayvancılık yapılırdı.. İthal değil, yerli malı, Türk’ün malı hayvanlardı bunlar.

 Devlet desteği falan da yoktu. Her aile kendi imkânları ile yapardı. Kendi etini, sütünü yapar, tarımını eker biçerdi. Tohumlarımız yüzyıllara dayanan organikti. 

Şehirden sadece şeker-tuz-un-sabun gibi temel gıda maddeler alınırdı. 

Şimdi köylerde, şehirleşti.  Tarım ve hayvancılık yapan tek aile bile kalmadı. Köylere ekmek ve dondurma bile sahilden gidiyor. 

***

 

Mısır tarlalarımız olurdu. Bahçemizde lahana, fasulye, patates ve meyve sebze yetişirdi. 

Her ailenin geçim kaynağı kendi bahçesiydi. Ve kendi kendine yetiyordu. 

Kış geldiğinde; buzdolabı görevini gören “Serender”’lerimizde (Nalya)’  da veya depolarda teneke teneke kavurmalar, turşu çeşitleri, yaylada hazırlanan organik yağ, peynir, kışlık fasulye ve diğer gıda maddeleri ile dolup taşardı.

Beş ay bozulmayan; kestane gibi patatesler,  aylarca çürümeyen meyveler, çuvallar dolusu kuru soğanlar ve diğerleri.

 Kokularını hala hatırlıyorum. Organik, katkısız kara kovan balını unutmamız mümkün değildir... Şifalı bitkiler…

Kışın ortasında, kuzinenin üzerinde bakır tava ile yapılan soğanlı kavurmanın tadını hala damağımda. İki çuval ekmeklik buğday unu ile diğer tüketim maddeleri alınır, kış çıkarılırdı. Her şeyimiz organik ve sağlıklıydı. Devlete hiç yük olmazdık.

 

***

 

Ve uygulanan yanlış politikalar yüzünden tarımı, hayvancılığı bitirdik. Şimdi geriye dönüş için uğraşıp duruyoruz. Dönüşü olsa bile,ne köyler eski köyler,ne insanlar eski insanlarımız  gibidir. Anlayacağınız her şey yozlaştı. Çöktü..

Bizde tarımı bitiren; kuraklık, affet falan değil, IMF ve Dünya Bankası güdümlü yanlış politikalarıdır. Ve bütün hükümetler tarafından uygulanan, yanlış tarım ve hayvancılık politikaları yüzündendir. 

Çiftçi ürün bazında desteklenmeyecek, ucuz kredi verilmeyecek, gübrede ve diğer girdilerde destekler azaltılacak, tarım politikalarına son verilecek, destekleme alım fiyatları enflasyonun altında olacak gibi, Avrupa’nın dayatmaları sonucu bu noktaya geldik. 

Dünya’da yedinci tarım ülkesiydik, kendi kendimize yetiyorduk. 

Şimdi doğalgazdan tarıma, elektriğe kadar her konuda bağımlı bir ülke olduk. Her şeyi ithal eder olduk.

Toplam 600 milyon dolarlık kredi karşılığında, imzalanan ‘ARIP Tarımsal destekleme ve Tarım Reformu Uygulaması Projesi’ kapsamında emperyalistlere muhtaç olduk. Yerli ve milli tohumları toplatıp Israil’e sattık, yerli tohumla üretimi yasakladık..

Özümüze, eskiye, üretime dönmeliyiz… Bunun başka çaresi yok. Her alanda Kurtuluş Savaşı’nı başlatmalıyız. Hangi görüşten, hangi düşünceden olursak olalım, bizi sömürmek isteyen emperyalistlere karşı birlikte hareket etmeliyiz.

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.