Reklamı Geç
YAZARLAR
EĞİTİMDE “PUKO” DÖNGÜSÜ
Şemsi ŞAHSİ / Eğitimci
26 Aralık 2019 - Perşembe 19:27

Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ziya SELÇUK’un  fırsat buldukça, bazen de sosyal medyadaki ısrarlı davetler neticesinde  değişik illere gidip öğretmenlerle buluşması çok güzel bir şey. Her ne kadar bu buluşmalarda iletişim tek yönlü oluyorsa da, öğretmenlerin kendilerinden bildiği bir bakanla buluşması kayda değerdir. Bu buluşmalar doğru organize edilip sonuçları doğru okunduğunda,  eğitimin dümeninde bulunan kişilere rota belirlemede sağlıklı ipuçları verecektir. Bu yüzden bu  buluşmaların Bakan açısından bir fırsat ve planlı bir süreç olduğunu düşünmekteyim.


Tek yönlü iletişim dedim, dikkatinizi çekmiştir. Bir bakanın, genel müdürün, daire başkanının, ya da üst düzey bir yöneticinin bulunduğu ya da  başkanlık ettiği bir toplantıda bir öğretmenin eğitimcinin söz isteyip, eğitimin aksayan yönlerini eleştirel bir bakışla dile getirmesi, üslup olarak doğru karşılanmıyor. Sorunun muhatabı, toplantının sabote edilmesi kaygısıyla hemen farklı bir role bürünebiliyor, etki yetki ve makamını kullanarak soru sahibine ince bir ayar verebiliyor.


Bunun yaşanmış çok örnekleri vardır. Eski  müsteşarlarımızdan birinin, soru soran bir eğitimciyi onca kalabalığın önünde nasıl terslediğine bizzat şahidim. Önceki Milli Eğitim Bakanlarımızdan birine, daha küçük ölçekli bir toplantıda bir sendika şube  başkanının yönelttiği sorular karşısında bakanın o yakışık almayan tutumu daha hafızalardan silinmedi.  İşte bu ve benzeri  sebeplerle veya kaygılarla eleştiri yapılamıyor, aksayan durumlar dile getirilemiyor ve maalesef planlanan süreç kontrol edilemiyor.


Aslında Sayın Bakan da bu buluşmalarda alandan veri toplamaya ya da  bir nevi süreci kontrol etmeye ve akabinde alacağı önlemleri belirlemeye çalışmaktadır oysa. Bakanlığın sadece öğretmenler için oluşturduğu “Bir milyon fikir” portalının da bu bağlamda hayata geçirildiği kanaatini taşımaktayım.


Bir milyon fikir portalı ilk etapta çok isabetli bir uygulama gibi gelmişti bana. Çünkü, toplantılarda söylemekten çekinilen hususlar dile getirilecekti ve bu da eğitim süreçlerini planlamakta olanlara çok güzel geri bildirim sağlayacaktı. Bu sayede planlayıcılar gerekli önlemleri alabilecekti. Ancak binlerce öğretmenin, eğitimcinin o sisteme girip, dile getirdiklerinin fikir beyanından  öte, aksayan yönlerle ilgili eleştiri okuna dönüşmesi, öngörülen bir şey değildi galiba. Zaten onca fikrin okunup tahlil edilmesi, işlenmesi buna bağlı önlemler alınması hiç de kolay olamazdı. Gelinen noktada çok öğretmenin “yazdıklarım zaten bir işe yaramıyor” düşüncesiyle artık oraya fikir yazmaktan vazgeçtiği anlaşılıyor.


Eğitim süreçlerini  planlayanlar, uygulayıcılar olan öğretmenlerden uygulama süreci hakkında sağlıklı veri alamadığı taktirde işin doğruluğunu nasıl test edebilirler ki?


Yapılan planlamanın pratikte karşılığı olmuyorsa, bunu uygulamanın bir anlamı olmuyor işte. Çünkü öğretmenin, yani uygulayıcının içselleştirmediği bir uygulamanın başarıya ulaşması çok zordur. Ankara’dakilerle taşradaki eğitimcilerin aralarında varsa bir fikir uyuşmazlığı, temel nedeni budur aslında.


Eğitim planlamacısı olarak alanınızda ne kadar uzman olursanız olun, yaptığınız planlamanın uygulanması sürecinin aktörü konumundaki öğretmenin tespit ettiği verileri değerlendirmeye alıp sürece dahil etmelisiniz. Sonrasında Sayın Bakanımızın sıkça kullandığı tabirle, yeniden simülasyon çalışması yapıp tekrar  uygulama şansı vermelisiniz.


Bu anlattığımız süreç tam olarak, W.Edwards Deming’in  gündeme getirdiği ve TKY çalışmalarında sıkça karşılaştığımız puko döngüsü olarak bilinen “Planla”, “Uygula”, “Kontrol et” ve “Önlem al” süreçleridir.


Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı yöneticileri, eğitim politikalarında belirleyici rolü olanlar, bu puko döngüsünü çok sağlıklı bir şekilde çalıştırmalıdırlar. Planlama ve  uygulamanın sağlıklı  yapıldığını söyleyebiliriz. Fakat, kontrol süreci ve bununla bağlantılı olarak önlem alma sürecinin çok sağlıklı işlediğini maalesef göremiyoruz. Kontrol sürecini sağlıklı olarak yapılamaması doğru ve isabetli olmayan  önlemler alınmasına sebebiyet verir. Bu da boşa zaman kaybıdır ve hedeften uzaklaştırır.


Öyleyse sağlıklı “kontrol” çalışmalarının yapılabilmesi için seçilmiş bir geri bildirim ekibi oluşturulmalıdır. Her öğretmenin cevaplama zorunluluğu olan anketler, çok sorulu olup istemsizce doldurulan anketler, amaca yönelik olmayan anketler, çok kısa bir zaman dilimiyle sınırlı anketler, vermek istenilen cevabın şıklarda bulamadığı anketler, istemediğiniz halde bir cevabı seçmek zorunda bırakıldığınız anketler… bütün bunların bu güne kadar sağlıklı veri oluşturamadığı görülmektedir.


Dolayısıyla alandan çok sağlıklı veri ve geri bildirim alınamadığının kabul edilmesi gerekmektedir. Oysa ki, sağlıklı bir kontrol mekanizması takımı oluşturulursa bu sorun çözülebilir. Yani Bakanlık planladığı bir süreçle ilgili uygulayıcıların tamamına anket uygulaması gerekmiyor. Uygulama sürecinde olup çok daha  sağlıklı veri alabileceği kişilere anket uygulamalı. Bunun için önceden çalışmalı ve bir milyonluk eğitim ordusundan en doğru, en objektif ve en güvenilir geri bildirimler alabileceği  homojen yapıda, göz bebeği bir kontrol grubu ya da örneklem takımıyla bu çalışmayı yürütmelidir.


Böylece il il dolaşıp alandan görüş toplamaya çalışmaya, uygulayıcıların düşüncelerini almak için elçiler göndermeye hiç gerek kalınmayacak, oluşturulan o seçilmiş örneklem grubu ile bu sorunu çözülebilecektir. Süreçte aksayan yönleri görülüp anında gerekli müdahale şansı bulunacak, zaman ve maddi kayıplar önlenecektir. Zaten öğrenen örgütler bu işi bu şekilde yapmaktadır.


Ancak bir örgüt, bir kurum ya da kişi eleştiriye kapalıysa, sadece kendi istediği geri bildirimleri duymak istiyor, duymak istediği şeyleri söyleyenleri etrafında görmek istiyor, diğer fikirlere kişilere tahammülü yoksa ve hep aynı sonuçları aldığı halde aynı şeyleri yapmaya devam ediyorsa işte o zaman maalesef yapacak fazla bir şey kalmıyor.


Bizim yaşadığımız durum inşallah bu değildir.

 

Adınız
Yorumunuz
Tanıdık - 26 Aralık 2019  
Çoğu yönetici kibirli.(okul müdürleri de dahil) Eğitimci değil eziciler. Değişen hiçbir şey olmayacak. Kalbinizi yormayın.

Ş.Şahsi - 27 Aralık 2019  
Ey Oğul" Beysin" Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize- yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler- çatışmalar- uyumsuzluklar- anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz- şom ağız- haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak- gayretlendirmek- şekillendirmek sana.. Ey Oğul" Yükün ağır- işin çetin- gücün kıla bağlı- Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç- ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla- bizim gibi dervişler de düşünce- fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz. Oğul" Güçlü- kuvvetli- akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı- sebatkar ve iradene sahip olasın".. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin- kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de- diri tutan da bu irfandır. İnsanlar vardır- şafak vaktinde doğar- akşam ezanında ölürler. Dünya- senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler- bilinmeyenler- ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say" Bil ki bereket- büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen- yeşilken çorak olur- çöllere dönersin. Açık sözlü ol" Her sözü üstüne alma" Gördün- söyleme; bildin deme" Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir… Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime- zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken- itibarını kaybedene acı" Unutma ki- yüksekte yer tutanlar- aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden korkma" Bilesin ki atın iyisine doru- yiğidin iyisine deli (korkusuz- pervasız- kahraman- gözüpek) derler. En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman- insanın kendisidir. Dost ise- nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke- idare edenin- oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce- yerine kim geçerse- ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız- sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki- yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu- yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost- düşman olur; düşman- canavar kesilir".. Kişinin gücü- günün birinde tükenir- ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı- kapalı gözlerden bile içeri sızar- aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür- semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil- bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de- bilirim ki- kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp!iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş- yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya- dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü- zaman yok- süre az".. Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi- başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da" Yeter ki- toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise- sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez".. Geçmişini bilmeyen- geleceğini de bilemez. Osman" Geçmişini iyi bil ki- geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki- nereye gideceğini unutmayasın…” Bu da kibirli yöneticilere bir hatırlatma olsun madem.

Tanıdık - 27 Aralık 2019  
Teşekkürederim.işini sizin gibi en iyi şekilde ve gönülden yapanların artmasını- bu işten anlamayanlardan da çok daha fazla söz sahibi olmanızı dilerim.


Diğer Yazıları

HER ÇOCUK ÖZELDİR
DENETİMSİZ EĞİTİM
KENDİ YAZILARIMA REDDİYE(!)
GÜNÜ KUTLANASI ÖĞRETMENLER
OKULLARIN PARAYLA İMTİHANI
OKULA BAŞLAMA SENDROMU
Z-KÜTÜPHANE VE TASARIM BECERİ ATÖLYELERİ
ÖĞRETMENLER NE İSTER?
“OKULSUZ TOPLUM!” ŞİFRELERİ
BİYONİK ÖĞRETMENLİK!
"Suriyeli Öğrenciler" Dramı
MEB Külliyatı
Sevinir Büyükler Övünür Çocuklar