Bugün ofiste otururken her zamanki gibi radyoyu açtım; fonda Sezen Aksu’nun ‘Linç’ adlı parçası çalıyordu. Ve ben, ilk kez dinlediğim bu şarkının içinde bir yerlere saplandım kaldım.
Nefes gibi geçiyor bazı şarkılar, içimize dokunup giden bir sızıyla
Umutla beklerken iyiliği, düşüyoruz yine yeni bir karanlığa
Radyo çalıyor… minik serçe söylüyor… .Biz ise içimizde büyüyen çığlıkla susuyoruz.
Acıya alışmak değil, vicdana tutunmak istiyoruz
Yalnız kalmasın diye hiçbir çocuk, ses veriyorum karanlığın ortasında!
Ne çocuklar gördüm
Büyümediler hiç
Nefesleri çığlık
Duyulmadılar hiç…
Dünya tarihi, utancın sayfalarını yeniden ve yeniden açıyor.
Ve her defasında, en masumların sessizliğini yazıyor o sayfalara…
2000’den 2025’e… Sadece 25 yıl.Ama bu çeyrek yüzyıl, insanlığın en kirli yüzünü gösterdi bize.
Adına savaş dediler, güvenlik operasyonu dediler, barış planı dediler.
Ama geriye kalan çoğu zaman; annesinin kucağında cansız yatan bir bebek oldu.
Suriye’de Halep’in arka sokaklarında üzerine yıkılmış betonun arasından minicik bir el çıktı…Yemen’de bir okul servisi bombalandı; çantasında sadece defter vardı, silah yoktu.
Gazze’de tek bir saldırıyla bir ailenin beş çocuğu birden toprağa verildi.
Myanmar’da kundaktaki bebekleri ateşe attılar…
Ukrayna’da, savaşın tam ortasında babasını bekleyen çocuğun üzerine füze düştü.
Çocuklar suçtu
Bir önemleri yoktu
Büyükleri çoktu çoktu…
Bu liste uzun…Utanılacak kadar uzun…
Birleşmiş Milletler rakam veriyor, rapor yazıyor,dünya basını birkaç gün başlık atıyor.Sonra susuyor herkes.Ama o çocuklar konuşuyor.Ölmeden önceki son bakışlarıyla, suskunluklarıyla konuşuyorlar.
Kimyasal gazla boğulan çocuğun çığlığı yoktur.Yıkıntı altında kalan bebek ses çıkaramaz.Açlıktan ölen bir çocuğun feryadı duyulmaz.Ama o sessizlik, dünyanın göğsünde yankılanır aslında.
Gazze’de son bir yılda 14 binden fazla çocuk öldü.
Yemen’de 10 binin üzerinde.Suriye’de 30 bin çocuk yaşamını yitirdi.Myanmar’da, Sudan’da, Afganistan’da çocuklar sadece kurşunla değil;açlıkla, susuzlukla, umutsuzlukla öldü.
Ne büyükler gördüm
Anlamadılar hiç
Koskocamandılar ya
Dinlemediler hiç…
Adına ne derseniz deyin:
savaş, terörle mücadele, dış tehdit, güvenlik stratejisi…
Hiçbiri bir çocuğun ölümünü meşrulaştıramaz.
Hiçbir siyasi hedef, bir bebeğin gözlerini sonsuza kadar kapamasını haklı gösteremez.
Uykuya daldılar
Biteviye sandılar
Dilleri dil değildi
Kendini yok eden linç…
Ve belki de en acısı şu:
Bizler, haberleri izledik…
Yemek yerken, telefonda gezinirken bir gözümüz takıldı o fotoğrafa:
Yaralı bir çocuk, üstü başı toz içinde, gözleri kocaman açık… Zeytin gözlü bebekler çocuklar gördük, ben kendi adıma utanıyorum. Çünkü o gözleri ben özel yaşantımda arıyorum. Orada ölen masum bebekleri ve zeytin gözlerini bazen unutuyorum.
Öyle ki bu haberleri izlediğimizde peşi sıra birkaç saniye sonra geçiyoruz diğer habere.
Maç skoruna, hava durumuna bakıyoruz .Çünkü o çocuk bizim değildi…Ama işte tam da orada kaybediyoruz insanlığımızı!
Çünkü o çocuk aslında bizimdi.
İnsanlık olarak bizimdi.
Ve biz, o çocukları yalnız bıraktık.
Bu son olsun
Dünya dönme, dur artık
Bu son olsun
Dünya dönme, dur artık…
Bu yazı bir suç duyurusudur.
Tarihe, vicdana, insanlığa yazılmış bir belge…olsun.
Çünkü bir çocuğun sessizliği, dünyanın suçudur.
Ve biz hep birlikte sanığız.
