Şemsi ŞAHSİ / Eğitimci
Köşe Yazarı
Şemsi ŞAHSİ / Eğitimci
.
 

ÇOCUKLARI ERKEN DEĞİL, DOĞRU ZAMANDA OKULA BAŞLATMALIYIZ

Son zamanlarda ilkokula başlama yaşı yeniden tartışma konusu oldu. Milli Eğitim Bakanlığından sosyal medyaya yansıyan bilgilere göre; ilkokula başlama yaşının, 72 ayını dolduran çocuklar esas alınarak yeniden düzenlenmesi gündemdedir. Açık söylemek gerekir ki bu yaklaşımı, pedagojik açıdan çok yerinde buluyorum. Ancak sahaya baktığımızda farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Özellikle ekim, kasım ve aralık aylarında doğmuş; henüz 69, 70, 71 aylık hatta daha küçük olan çocukların bile ilkokula başlatılması için velilerin ve bazı okul öncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenlerin yoğun bir çaba içinde olduklarını görüyoruz. Bu aceleci yaklaşım, adeta bir marifetmiş gibi; kimi zaman çocuklara erken yaşta harf öğretmeye, yazı yazdırmaya kadar varmaktadır. Oysa kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Gelişimsel olarak hazır olmayan bir çocuğu, kendisinden yaşça daha büyük çocuklarla aynı sınıfa koymak gerçekten adil midir? Henüz ilkokul çağı gelmemiş bir çocuğa okuma-yazma öğretip ardından bunu bir başarı göstergesi gibi sunarak, “Çocuğum okuma yazma biliyor, 1. sınıfa kaydedin.” diye talepte bulunmak; işgüzarlıktan öte, çocuğa yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Okul, sadece bir bina değildir; çocuğun dünyaya açıldığı ilk ciddi sosyal alandır. Erken başlatılan bir okul süreci, çocuğun öğrenmeye olan ilgisini artırmak yerine; yetersizlik duygusu, özgüven kaybı ve okuldan soğuma ile sonuçlanabilmektedir. Şunun da çok iyi bilinmesi gerekir: Okul öncesi eğitim, ilkokul 1. sınıfın erkene çekilmiş hâli değildir. Ne yazık ki bu yaş grubundaki çocuklara harf öğretildiğine, yazı yazdırıldığına sıklıkla şahit oluyoruz. İyi niyetle yapıldığı düşünülse bile bu yaklaşım doğru değildir. Harf öğretmek ve yazı yazdırmak, ilkokul 1. sınıf müfredatının konusudur ve bu, sınıf öğretmeninin sorumluluğundadır. Anne babalar, sınıf öğretmenlerine ait olan bu sorumluluğu üstlenmemelidirler. Okul öncesi öğretmeni de, kendi programının dışına çıkarak çocuğu akademik bir yarışın içine çekmemelidir. Okul öncesi eğitimin temel amacı okuma-yazma öğretmek değil; öğrenmeye hazır bir çocuk yetiştirmektir. Çocuğa; kurallara uymayı, sırasını beklemeyi, arkadaşlarıyla iş birliği yapmayı, küçük ve basit problemlerle baş etmeyi, öz bakım becerileri kazanmayı ve sorumluluk almayı öğretmektir. Bu dönemde çocuk; kendini anlamlı cümlelerle ifade edebilmeli, dinlediği bir hikâyeyi anlatabilmeli, yaşına uygun sorulara tutarlı cevaplar verebilmeli, kelimelerin ilk seslerini fark edebilmeli, bir etkinliğe yaşına uygun süreyle odaklanabilmeli, verilen basit yönergeleri anlayıp uygulayabilmeli, kalemi doğru tutabilmeli, düz, eğik ve dalgalı çizgileri kontrollü şekilde çizebilmeli, benzer ve farklı nesneleri ayırt edebilmeli, basit sıralama ve gruplama yapabilmeli, 1 ile 10 arasındaki sayıları anlamlandırarak kullanabilmelidir. Yani okul öncesinde önemli olan ses öğretmek değil, ses farkındalığı kazandırmaktır. Ritmik saymalar yaptırmak değil, sayı kavramını yerleştirmektir. Özellikle 69, 70 ve 71 aylık çocuklara “1. sınıfa hazırlık testi” adı altında uygulamalar yapılarak, sonunda “çocuk 1. sınıfa hazır” etiketi vurulmamalı; ailede gerçekçi olmayan beklentiler oluşturulmamalıdır. Çocuğu olduğundan farklı gösterme çabası, ilerleyen süreçte daha büyük sorunlara yol açmaktadır. Bu çocukların kendilerinden 10-12 ay büyük akranlarıyla aynı sınıfta eğitim gördüklerinde nasıl bir uyum süreci yaşayacakları mutlaka hesaba katılmalıdır. Akademik hazır bulunuşluk tek başına yeterli değildir; dikkat, motor gelişim, sosyal-duygusal beceriler ve öz bakım alanları bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ayrıca çocuklar, akranlarıyla birlikte öğrenir. Akran yaş aralığı açıldıkça küçük olan çocuk sınıfta zorlanır; öğrenme süreci yavaşlar, bu durum onun moralini ve motivasyonunu bozar. Bir süre sonra sorumluluk ağır gelir ve çocuk kendisinin başaramadığını düşünmeye başlar. Böylece çocuğa bir başarısızlık yaşatılmış olur. Bu başarısızlık, zamanla okul fobisine, kaçınma davranışlarına ve hatta yalan söyleme alışkanlıklarına dönüşebilir. İlkokul, akademik yarışın başladığı bir arena değildir; okul öncesi eğitim ise bu yarışın hazırlık kampı hiç değildir. Velilerimize buradan açık bir çağrıda bulunmak istiyorum: Çocuklarınızı ilkokula erken başlatmayı bir marifet olarak görmeyiniz. Asıl marifet, onları fiziken, ruhen ve yaş olarak hazır olduklarında okulla buluşturmaktır. Unutmayalım; erken başlayan her çocuk önde gitmez ama doğru zamanda başlayan çocuk, sağlam adımlarla ilerler.  
Ekleme Tarihi: 02 Mart 2026 -Pazartesi

ÇOCUKLARI ERKEN DEĞİL, DOĞRU ZAMANDA OKULA BAŞLATMALIYIZ

Son zamanlarda ilkokula başlama yaşı yeniden tartışma konusu oldu. Milli Eğitim Bakanlığından sosyal medyaya yansıyan bilgilere göre; ilkokula başlama yaşının, 72 ayını dolduran çocuklar esas alınarak yeniden düzenlenmesi gündemdedir. Açık söylemek gerekir ki bu yaklaşımı, pedagojik açıdan çok yerinde buluyorum.

Ancak sahaya baktığımızda farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Özellikle ekim, kasım ve aralık aylarında doğmuş; henüz 69, 70, 71 aylık hatta daha küçük olan çocukların bile ilkokula başlatılması için velilerin ve bazı okul öncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenlerin yoğun bir çaba içinde olduklarını görüyoruz. Bu aceleci yaklaşım, adeta bir marifetmiş gibi; kimi zaman çocuklara erken yaşta harf öğretmeye, yazı yazdırmaya kadar varmaktadır.

Oysa kendimize şu soruyu sormak zorundayız:

Gelişimsel olarak hazır olmayan bir çocuğu, kendisinden yaşça daha büyük çocuklarla aynı sınıfa koymak gerçekten adil midir?

Henüz ilkokul çağı gelmemiş bir çocuğa okuma-yazma öğretip ardından bunu bir başarı göstergesi gibi sunarak, “Çocuğum okuma yazma biliyor, 1. sınıfa kaydedin.” diye talepte bulunmak; işgüzarlıktan öte, çocuğa yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.

Okul, sadece bir bina değildir; çocuğun dünyaya açıldığı ilk ciddi sosyal alandır. Erken başlatılan bir okul süreci, çocuğun öğrenmeye olan ilgisini artırmak yerine; yetersizlik duygusu, özgüven kaybı ve okuldan soğuma ile sonuçlanabilmektedir.

Şunun da çok iyi bilinmesi gerekir:

Okul öncesi eğitim, ilkokul 1. sınıfın erkene çekilmiş hâli değildir.

Ne yazık ki bu yaş grubundaki çocuklara harf öğretildiğine, yazı yazdırıldığına sıklıkla şahit oluyoruz. İyi niyetle yapıldığı düşünülse bile bu yaklaşım doğru değildir. Harf öğretmek ve yazı yazdırmak, ilkokul 1. sınıf müfredatının konusudur ve bu, sınıf öğretmeninin sorumluluğundadır. Anne babalar, sınıf öğretmenlerine ait olan bu sorumluluğu üstlenmemelidirler. Okul öncesi öğretmeni de, kendi programının dışına çıkarak çocuğu akademik bir yarışın içine çekmemelidir.

Okul öncesi eğitimin temel amacı okuma-yazma öğretmek değil; öğrenmeye hazır bir çocuk yetiştirmektir. Çocuğa; kurallara uymayı, sırasını beklemeyi, arkadaşlarıyla iş birliği yapmayı, küçük ve basit problemlerle baş etmeyi, öz bakım becerileri kazanmayı ve sorumluluk almayı öğretmektir.

Bu dönemde çocuk; kendini anlamlı cümlelerle ifade edebilmeli, dinlediği bir hikâyeyi anlatabilmeli, yaşına uygun sorulara tutarlı cevaplar verebilmeli, kelimelerin ilk seslerini fark edebilmeli, bir etkinliğe yaşına uygun süreyle odaklanabilmeli, verilen basit yönergeleri anlayıp uygulayabilmeli, kalemi doğru tutabilmeli, düz, eğik ve dalgalı çizgileri kontrollü şekilde çizebilmeli, benzer ve farklı nesneleri ayırt edebilmeli, basit sıralama ve gruplama yapabilmeli, 1 ile 10 arasındaki sayıları anlamlandırarak kullanabilmelidir.

Yani okul öncesinde önemli olan ses öğretmek değil, ses farkındalığı kazandırmaktır. Ritmik saymalar yaptırmak değil, sayı kavramını yerleştirmektir.

Özellikle 69, 70 ve 71 aylık çocuklara “1. sınıfa hazırlık testi” adı altında uygulamalar yapılarak, sonunda “çocuk 1. sınıfa hazır” etiketi vurulmamalı; ailede gerçekçi olmayan beklentiler oluşturulmamalıdır. Çocuğu olduğundan farklı gösterme çabası, ilerleyen süreçte daha büyük sorunlara yol açmaktadır. Bu çocukların kendilerinden 10-12 ay büyük akranlarıyla aynı sınıfta eğitim gördüklerinde nasıl bir uyum süreci yaşayacakları mutlaka hesaba katılmalıdır.

Akademik hazır bulunuşluk tek başına yeterli değildir; dikkat, motor gelişim, sosyal-duygusal beceriler ve öz bakım alanları bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ayrıca çocuklar, akranlarıyla birlikte öğrenir. Akran yaş aralığı açıldıkça küçük olan çocuk sınıfta zorlanır; öğrenme süreci yavaşlar, bu durum onun moralini ve motivasyonunu bozar. Bir süre sonra sorumluluk ağır gelir ve çocuk kendisinin başaramadığını düşünmeye başlar. Böylece çocuğa bir başarısızlık yaşatılmış olur. Bu başarısızlık, zamanla okul fobisine, kaçınma davranışlarına ve hatta yalan söyleme alışkanlıklarına dönüşebilir.

İlkokul, akademik yarışın başladığı bir arena değildir; okul öncesi eğitim ise bu yarışın hazırlık kampı hiç değildir. Velilerimize buradan açık bir çağrıda bulunmak istiyorum:

Çocuklarınızı ilkokula erken başlatmayı bir marifet olarak görmeyiniz.

Asıl marifet, onları fiziken, ruhen ve yaş olarak hazır olduklarında okulla buluşturmaktır.

Unutmayalım; erken başlayan her çocuk önde gitmez ama doğru zamanda başlayan çocuk, sağlam adımlarla ilerler.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.