Şemsi ŞAHSİ / Eğitimci
Köşe Yazarı
Şemsi ŞAHSİ / Eğitimci
.
 

OKUL YÖNETİCİLERİ NE İŞ YAPAR?

Bundan yıllar önce ben okul müdürüyken (hala okul müdürüm ya…) yaşadığım bir olay vardı. Tabii ben bunu çoktan unutmuştum. Birkaç ay evvel bir velimiz, hatrı sayılır bir çaba ile bana ulaşıp, aşağıdaki yazıyı mail atınca o olayı tekrar yaşamış gibi oldum. Yazıyı okuyunca o kadar duygulandım ki anlatamam. Meslekte yaşadığım bütün travmaları, aldığım darbeleri, geçirdiğim soruşturmaları, tecziyelerimi, bütün aksiliklerimi, hırçınlıklarımı, başkaldırışlarımı, kısacası beni ben yapan tüm sevimsiz huylarımı unutuverdim. Bir hafifledim, bir rahatladım, bir gevşedim, inanamazsınız. Enaniyet duygularımın da kabarmadığını söyleyemem.  Aslında olayın benim açımdan ön planda olan sevindirici boyutu var ama öğrenci, veli ve öğretici açısından maalesef durum farklı. Fakat ben olayın o travmatik yönünü irdelemeyeceğim, konu bu değil çünkü.  Yazı tamamen orijinal, okul ve kişi isimlerini gizledim, birkaç yazım ve noktalama düzeltmesi yaptım, hepsi bu kadar. Buyurun:         Merhaba hocam. İyi günler dilerim.  Size bu yazıyı neden yazdığımı bilmiyorum ama yazmak istedim. Birkaç ay önce YouTube üzerinden ulaşmaya çalıştım başaramadım. Bu kez Instagram üzerinden denedim. Konuya gelecek olursak seneler önce …………….. İlköğretim Okulunda siz müdürken, ana sınıfına kayıt ettirdiğim bir oğlum vardı. Oğlum ısrarla okulda durmak istemiyor, zorlayınca bağırıp çağırıyor sınıf birbirine giriyordu. Anasınıfı öğretmenleri biz bu çocuğa bir şey yapamayız. Ya evde dursun ya da özel eğitim  okuluna  götürün dediler, yani zihinsel engelliler okuluna! Ben oğlumun zihinsel bir engeli olduğuna inanmıyordum. Daha 5 yaşında, okula başlamadan kendi kendine okuma yazma öğrenen çocuk nasıl zihinsel engelli olabilir ki? Ama derdimi anlatamadım. İki anaokulu öğretmeni de bu çocuğu buraya getirmememi evde durmasını söyledi. Veliler bile bunu duyunca üstüme üstüme geliyordu, böyle zihinsel engelli bir çocukla bizim çocuklarımız aynı sınıfta olamaz!  zarar verir diyorlardı. Ben o zamanlar 25 yaşlarında genç bir anne olarak çaresizce günlerce, gecelerce ağlamıştım bu duruma. Kimseye derdimi anlatamıyorum. Akrabalara bile oğlum geri zekalı olduğu için okuldan kovuldu diyemiyordum. Malum bu tür konular çok çabuk yayılır bilirsiniz. En son çare müdüre gideyim dedim ve oğlumla size geldim; “Bizi bu okulda istemiyorlar, ……….. İlkokulunun anasınıfına nakil istiyorum" dedim. O okulu da bir deneyeyim, belki özel eğitim okuluna gitmek durumunda kalmayız diye düşündüm o günkü aklımla. Siz anaokulu öğretmenlerini çağırdınız, ki aslında öğretmen değil usta öğretici idi onlar. Her ikisi de çocuğumun zihinsel engelli olduğunu sınıfa uyum sağlayamadığını söyledi. Onlar oğlumu kötülerken siz oğlumu gözlemliyordunuz. O an orada ilk kez gördüğü faks makinesi oğlumun dikkatini çekince siz "bu çocuk çok zeki olduğu için yerinde durmuyor, çocuğu sınıfta tutacaksınız bu sizin göreviniz, kafanıza göre çocuğa teşhis koymayın" diye çıkıştınız ya o sahne hala film gibi gözlerimin önünden geçer ara sıra. Dünyalar benim olmuştu. 2 usta öğretici ve 30 kadar velinin geri zekalı dediği oğluma siz görür görmez "çok zeki bu çocuk" demiştiniz bu sözleriniz bana umut olmuştu ve sayenizde anasınıfını orada bitirmişti. Sonrasında 1. sınıfa başladı. Oğlum okuma yazma bildiği için yine okulda durmak istemiyordu. Yine aynı şeyleri yaşadık. Ortaokul bitene kadar hep okuldan kaçtı. Evet oğlum yaramazlık yapardı ama artık oğlumun yapmadığı şeylerde bile hep oğlum suçlandı. Artık dayanamaz hale gelmiştim. O okulda okuduğu anasınıfı dahil toplam 9 yıl boyunca o kadar olaylar yaşadım ki anlatamam. Oğluma sürekli, okuyamayacağı, bir serseri olacağı empoze edildi. Böyle olunca daha da beter oldu. Oğlum okumaya gerek kalmadığını düşünüyor, kitap yüzü açmıyor, okula da gitmiyordu. Benim uğraşacak halim kalmamıştı. Bir kere insanın adı çıktı mı artık üstünden o damga silinmiyordu benim oğlum onlara göre bir serseriydi. Okula yeni gelen öğretmenler bile daha ilk derslerinde oğlum için böyle düşünüyordu. Ara sıra ben de vazgeçiyor bu çocuk gerçekten okumayacak diyordum. Her gün, ergenliğe girmek üzere olan bir erkek çocuğunu sokaklarda kolundan sürükleyerek okula götürmek ve çıkış saatine kadar okul bahçesinde nöbet tutmak beni çok yoruyordu. Okul kapısında beklemediğim günler kaçıyordu. İnsanlık hali ben de tükeniyordum. Ancak her yaşadığım sorunda yine sizin sözleriniz aklıma gelirdi. Benim oğlum zekidir, okuyacak derdim. Sizin o günkü sözleriniz bana senelerce destek oldu. Oğlumu kendi ellerimle 8. sınıfta o zamanki adıyla TEOG'a hazırladım. Okuldan bir fayda bulamadığımız için bir öğretmen gibi her dersini anlattım sorular çözdürdüm konuları öğrettim. Zaten dediğiniz gibi zekiydi ve kolayca öğreniyordu. TEOG sınavlarında matematik ve fen derslerinden toplam 40 soruyu doğru cevaplamıştı. Aldığı puana okuldaki öğretmenler ve müdür yardımcıları bile şaşırtmıştı. Öyle ya ileride serseri olacak bir çocuktan bu puan beklenilmezdi. Ben Anadolu lisesi için ısrar etsem de yine öğretmenler ve müdür yardımcılarının ısrarıyla oğluma Sağlık Meslek Lisesi tercihi yaptırdılar. Nasılsa senin okumaya niyetin yok,  en azından iğne vurmayı öğren dediler ve oğluma kabul ettirdiler Sağlık Meslek Lisesini. Lisede kimse ona sen serseri olacaksın, okumazsın demediği için nihayet kendisi zeki olduğunun farkına varmıştı. Okuldaki denemelerde yine matematik ve fen testlerinin hepsini doğru yapıyordu. …… okulunun aksine bütün öğretmenler ona destek oluyordu. Kendine güveni gelmişti. Diş hekimliği okuyacağım dedi. Ancak meslek lisesinde meslek dersleri hariç pek eğitim yoktu ve ilkokulda kazanılması gereken kitap okuma alışkanlığı olmadığından dolayı paragraf başta olmak üzere sözel sorularda yeterli başarı gösteremedi ve maalesef diş hekimliği için gereken baraj sıralamasına giremedi. Yine de YKS'de 400 puan aldı. Diş hekimliğine yetmese bile büyük bir başarıydı bizim için. Şimdi serseri olacak denilen oğlum GATA'da hemşirelik bölümü okuyor. Eğer ………… okulu kadrosu oğlumu biraz olsun kazanmaya çalışsaydı destekleseydi ona "okuyamazsın" yerine "bolca kitap okumalısın" deseydi veya siz o okulda oğlum mezun olana kadar kalabilseydiniz diş hekimliğini rahatça kazanabilirdi. Artık buna da şükrediyorum. En azından ortalıkta dolaşan bir serseri olmadı. Sizin o günkü söylediğiniz sözler olmasaydı ben çoktan vaz geçerdim ve oğlum ortaokulu bile bitiremezdi. Şimdi oğlumun üniversite kazanmasının mimari olan size teşekkür etmek istedim ancak ne kadar teşekkür etsem az olduğunu biliyorum. Ne yazarsam yazayım bildiğim sözcükler yetersiz, kurduğum cümleler eksik kalacak. Resmen oğlumu siz kurtardınız. Keşke her eğitimci sizin gibi olsaydı. Yazım çok uzun oldu farkındayım ama yılların birikimiydi bu yazı Instagrama sığmazdı. Oğlumun sınav sonucu açıklanınca size ulaşmaya çalıştım başaramadım. Sanırım Youtube’da da yorumum gözükmedi.  Facebook hesabı açtım mesaj yazmam engellendi facebook tarafından. En son çareyi mailde buldum kusura bakmayın lütfen. Size bir fotoğraf gönderiyorum. Benim için anısı çok büyüktür. Oğlumun okuluyla ilgili her çaresizliğe düştüğümde bu fotoğrafa baktım ve bu fotoğrafınız bana hep güç verdi. Bu fotoğrafı oğlumun anasınıfındaki doğum gününde pastasını keser kesmez bir dilimi alıp, henüz kendisi bile yemeden size getirdiğinde çekmiştim. Okulla alakalı kendisinin isteyerek yaptığı tek şey o gün sizi ziyaret etmekti. Oğlum şu an sizi hatırlamaz belki çünkü o sıralar beş yaşındaydı. Ama ben sizi ömrüm boyunca unutmayacağım. Sevgiyle kalın hoşça kalın.                                                                           . . . . Yazı hakkında fazla yoruma gerek yoktur diye düşünüyorum. Şahsımı onore eden bu yazı için ve yazıyı yayınlamama müsaade ettiği için kıymetli velimize çok teşekkür ediyorum. Velimizin mücadelesinin tüm velilere örneklik teşkil etmesini isterim. Ayrıca, üzerinde eğitim öğretim sorumluluğu bulunan herkesin bu olaydan ders çıkarmasını, bu dersi de yüreğinin bir kenarına iyice not etmesini dilerim. Şimdi bunu neden gündemime aldım? Milli Eğitim Bakanlığımız 01.07.2024 tarihinde sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımla, okul öncesi, ilkokul ve ortaokula başlayacak öğrencilerin okul kayıtlarının, herhangi bir başvuruya gerek kalmadan sistem üzerinden otomatik yapıldığını, şubelerin de ağustos sonunda yine otomatik olarak sistem üzerinden belirleneceğini duyurdu. Bakanlığımızın daha önce hayata geçirmiş olduğu bazı uygulamalarına alandan biri, bir eğitimci, işin mutfağındaki bir uygulayıcı olarak eleştirel bakmışlığım ve eleştirilerimi kralcılara rağmen çeşitli mecralarda dile getirmişliğim vardır. Buna çokça örnek verebilirim lakin, bu hususta yaşadığımız son örneği aktarmakla yetineyim:  Malum olduğu üzere bundan önceki Sayın Bakanımızın döneminde ilkokullar ve ortaokullar bünyesinde bağımsız anaokulları açılması kararı alınmış, okul öncesi eğitim de tamamen ücretsiz hale getirilmişti. Bu uygulama hakkında, alandaki her okul yöneticisi gibi ben de kesin ve net bir dille bunun sürdürülebilir bir şey olmadığı yönünde eleştirimi yapmış, bu uygulamadan derhal vazgeçilmesi gerektiğini kendi çapımda ve şimdilerde nedense giriş yapılamayan, Bakanlığımızın “Bir milyon fikir” portalında dile getirmiştim. Hatta konu hakkında gerekçeli bir rapor da hazırlayıp resmi yollarla üst makamlara iletme girişiminde de bulunmuştum. Bugün gelinen noktada, Bakanlığımız bu uygulamaların her ikisinden de vazgeçmiştir. Bu oldukça sevindiricidir. Şimdi; anasınıfı, ilkokul ve ortaokula başlayacak olan öğrencilerin kayıtlarının otomatik olarak sistem üzerinden yapılması, şubelerin otomatik olarak belirlenmesi uygulaması bana göre Bakanlığımızın, ‘denedik olmadı’ deyip, daha sonra vazgeçeceği bir uygulama olacaktır. Çocuğu görmeden, tanımadan okula kaydetmek mantıklı bir şey olabilir mi?  Bakanlık sistem üzerinden Mernis kayıtlarına bakarak, çocuğun sadece doğum tarihi ve cinsiyet bilgisine ulaşabilecektir. Yani bu yöntemle yalnızca bu veriler baz alınarak kayıt yapılabilir/şube oluşturulabilir. Ama kaynaştırma adayı bir çocuk, yerinde duramayan bir çocuk, fiziksel engeli olan bir çocuk, bilişsel açıdan farklı olan bir çocuk, ruhsal psikolojik açıdan örselenmiş bir çocuk, kendini ifade edemeyen içe kapanık bir çocuk, ailenin sosyo ekonomik yapısı vb. Mernis kayıtlarından asla görülemez.  Dolayısıyla bu özellikler dikkate alınmadan kayıt yapıldığında homojen olmayan, bulunduğu yerleşim yerinin ortalamasını yansıtmayan şubeler oluşturulmuş olur. Bunun sonucunda bir şubeye 2’den fazla kaynaştırma öğrencisi düşme ihtimali, bir başka sınıfa çokça özel eğitim ihtiyacı olan öğrenci düşme ihtimali olabilirken, başka bir şubeye ise bunlardan hiçbiri düşmemiş olabilecektir.  Hal böyle olunca, mevzuat gereği bir şubede 2’den fazla kaynaştırma öğrencisi olamayacağından, okul başlayınca bu durumu düzeltmek, şubeleri eşit, dengeli ve homojen hale getirme sorumluluğu okul yönetime kalacaktır. Fakat, okul başladıktan sonra bunu yapmak deveye hendek atlatmaktan daha zor olacaktır. Gördüğüm kadarıyla Bakanlığımız, problemli alan olarak gördüğü her şeyi uhdesine almak suretiyle problemi çözmeyi hedeflemektedir. Oysa, problemli alan olarak görülen hususu kendi uhdesine alarak çözüm aramak yerine, daha makul, daha mantıklı, daha gerçekçi çözüm yolları bulmak yakışık almaz mıydı?  Okula başlayacak olan öğrencinin kayıt işlemini bırakın okul yönetimi yapsın. Okula kayıt, tıpkı mezuniyet gibi çocuğun eğitim hayatında önemli “an”larından biridir. O ‘an’ı, o heyecanı çocuk yaşamalı, velisi yaşamalı, müsaade buyurun biz de yaşayalım yani. Okula kayıt, çocukla ilk temasımızdır ve bu ilk temasın engellenmesi anlaşılacak şey değildir.     Yazımın başında aktardığım veli mektubundan anlaşılacağı üzere, ilk temasta çocuğu tanıma konusunda isabetli işler yapabileceğimiz görülmelidir ve bu konuda bize güvenilmelidir. Okul kayıtları ile ilgili meselenin böyle bir boyuta varmasının, okul yöneticilerine güven duyulmamasından kaynaklandığını düşünüyor ve bundan da ıstırap duyuyorum.   Her şeyi merkezden yönetmek ve kontrol etmeye çalışmak doğru bir yaklaşım değildir. İşin mutfağındakilerin görüşüne başvurmadan, masa başında eğitim adına iyi niyetle ortaya konulmuş olan uygulamaların, planlanan sonuçları vermeyeceği ihtimalini göz ardı etmemek gerekir. Ayrıca her şeyi merkez yaparsa, okul yöneticileri ne işe yarayacak Allah aşkına? Bu yeni kayıt sisteminde, özellikle ilkokullar için söylüyorum anlaşılan o ki maksat, öğretmen seçimini engellemektir. Bunun için işi bu boyutlara götürmeye gerek yoktu aslında. Kayıt işlemi okul yönetimi tarafından yapıldıktan, şubeler oluşturulduktan sonra, şubelere öğretmen atama işlemi merkezden otomatik kura yöntemiyle yapılırsa bunun önüne geçilir, sorun da çözülürdü.                                                Öyle değil mi dostlar?
Ekleme Tarihi: 03 Temmuz 2024 - Çarşamba

OKUL YÖNETİCİLERİ NE İŞ YAPAR?

Bundan yıllar önce ben okul müdürüyken (hala okul müdürüm ya…) yaşadığım bir olay vardı. Tabii ben bunu çoktan unutmuştum. Birkaç ay evvel bir velimiz, hatrı sayılır bir çaba ile bana ulaşıp, aşağıdaki yazıyı mail atınca o olayı tekrar yaşamış gibi oldum. Yazıyı okuyunca o kadar duygulandım ki anlatamam. Meslekte yaşadığım bütün travmaları, aldığım darbeleri, geçirdiğim soruşturmaları, tecziyelerimi, bütün aksiliklerimi, hırçınlıklarımı, başkaldırışlarımı, kısacası beni ben yapan tüm sevimsiz huylarımı unutuverdim. Bir hafifledim, bir rahatladım, bir gevşedim, inanamazsınız. Enaniyet duygularımın da kabarmadığını söyleyemem. 

Aslında olayın benim açımdan ön planda olan sevindirici boyutu var ama öğrenci, veli ve öğretici açısından maalesef durum farklı. Fakat ben olayın o travmatik yönünü irdelemeyeceğim, konu bu değil çünkü. 
Yazı tamamen orijinal, okul ve kişi isimlerini gizledim, birkaç yazım ve noktalama düzeltmesi yaptım, hepsi bu kadar. Buyurun:        
Merhaba hocam. İyi günler dilerim. 

Size bu yazıyı neden yazdığımı bilmiyorum ama yazmak istedim. Birkaç ay önce YouTube üzerinden ulaşmaya çalıştım başaramadım. Bu kez Instagram üzerinden denedim.

Konuya gelecek olursak seneler önce …………….. İlköğretim Okulunda siz müdürken, ana sınıfına kayıt ettirdiğim bir oğlum vardı. Oğlum ısrarla okulda durmak istemiyor, zorlayınca bağırıp çağırıyor sınıf birbirine giriyordu. Anasınıfı öğretmenleri biz bu çocuğa bir şey yapamayız. Ya evde dursun ya da özel eğitim  okuluna  götürün dediler, yani zihinsel engelliler okuluna!

Ben oğlumun zihinsel bir engeli olduğuna inanmıyordum. Daha 5 yaşında, okula başlamadan kendi kendine okuma yazma öğrenen çocuk nasıl zihinsel engelli olabilir ki? Ama derdimi anlatamadım. İki anaokulu öğretmeni de bu çocuğu buraya getirmememi evde durmasını söyledi. Veliler bile bunu duyunca üstüme üstüme geliyordu, böyle zihinsel engelli bir çocukla bizim çocuklarımız aynı sınıfta olamaz!  zarar verir diyorlardı.

Ben o zamanlar 25 yaşlarında genç bir anne olarak çaresizce günlerce, gecelerce ağlamıştım bu duruma. Kimseye derdimi anlatamıyorum. Akrabalara bile oğlum geri zekalı olduğu için okuldan kovuldu diyemiyordum. Malum bu tür konular çok çabuk yayılır bilirsiniz. En son çare müdüre gideyim dedim ve oğlumla size geldim; “Bizi bu okulda istemiyorlar, ……….. İlkokulunun anasınıfına nakil istiyorum" dedim. O okulu da bir deneyeyim, belki özel eğitim okuluna gitmek durumunda kalmayız diye düşündüm o günkü aklımla.

Siz anaokulu öğretmenlerini çağırdınız, ki aslında öğretmen değil usta öğretici idi onlar. Her ikisi de çocuğumun zihinsel engelli olduğunu sınıfa uyum sağlayamadığını söyledi. Onlar oğlumu kötülerken siz oğlumu gözlemliyordunuz. O an orada ilk kez gördüğü faks makinesi oğlumun dikkatini çekince siz "bu çocuk çok zeki olduğu için yerinde durmuyor, çocuğu sınıfta tutacaksınız bu sizin göreviniz, kafanıza göre çocuğa teşhis koymayın" diye çıkıştınız ya o sahne hala film gibi gözlerimin önünden geçer ara sıra.

Dünyalar benim olmuştu. 2 usta öğretici ve 30 kadar velinin geri zekalı dediği oğluma siz görür görmez "çok zeki bu çocuk" demiştiniz bu sözleriniz bana umut olmuştu ve sayenizde anasınıfını orada bitirmişti.

Sonrasında 1. sınıfa başladı. Oğlum okuma yazma bildiği için yine okulda durmak istemiyordu. Yine aynı şeyleri yaşadık. Ortaokul bitene kadar hep okuldan kaçtı. Evet oğlum yaramazlık yapardı ama artık oğlumun yapmadığı şeylerde bile hep oğlum suçlandı. Artık dayanamaz hale gelmiştim. O okulda okuduğu anasınıfı dahil toplam 9 yıl boyunca o kadar olaylar yaşadım ki anlatamam. Oğluma sürekli, okuyamayacağı, bir serseri olacağı empoze edildi. Böyle olunca daha da beter oldu. Oğlum okumaya gerek kalmadığını düşünüyor, kitap yüzü açmıyor, okula da gitmiyordu. Benim uğraşacak halim kalmamıştı. Bir kere insanın adı çıktı mı artık üstünden o damga silinmiyordu benim oğlum onlara göre bir serseriydi. Okula yeni gelen öğretmenler bile daha ilk derslerinde oğlum için böyle düşünüyordu.

Ara sıra ben de vazgeçiyor bu çocuk gerçekten okumayacak diyordum. Her gün, ergenliğe girmek üzere olan bir erkek çocuğunu sokaklarda kolundan sürükleyerek okula götürmek ve çıkış saatine kadar okul bahçesinde nöbet tutmak beni çok yoruyordu. Okul kapısında beklemediğim günler kaçıyordu. İnsanlık hali ben de tükeniyordum. Ancak her yaşadığım sorunda yine sizin sözleriniz aklıma gelirdi. Benim oğlum zekidir, okuyacak derdim. Sizin o günkü sözleriniz bana senelerce destek oldu.

Oğlumu kendi ellerimle 8. sınıfta o zamanki adıyla TEOG'a hazırladım. Okuldan bir fayda bulamadığımız için bir öğretmen gibi her dersini anlattım sorular çözdürdüm konuları öğrettim. Zaten dediğiniz gibi zekiydi ve kolayca öğreniyordu. TEOG sınavlarında matematik ve fen derslerinden toplam 40 soruyu doğru cevaplamıştı. Aldığı puana okuldaki öğretmenler ve müdür yardımcıları bile şaşırtmıştı. Öyle ya ileride serseri olacak bir çocuktan bu puan beklenilmezdi. Ben Anadolu lisesi için ısrar etsem de yine öğretmenler ve müdür yardımcılarının ısrarıyla oğluma Sağlık Meslek Lisesi tercihi yaptırdılar. Nasılsa senin okumaya niyetin yok,  en azından iğne vurmayı öğren dediler ve oğluma kabul ettirdiler Sağlık Meslek Lisesini.

Lisede kimse ona sen serseri olacaksın, okumazsın demediği için nihayet kendisi zeki olduğunun farkına varmıştı. Okuldaki denemelerde yine matematik ve fen testlerinin hepsini doğru yapıyordu. …… okulunun aksine bütün öğretmenler ona destek oluyordu. Kendine güveni gelmişti. Diş hekimliği okuyacağım dedi. Ancak meslek lisesinde meslek dersleri hariç pek eğitim yoktu ve ilkokulda kazanılması gereken kitap okuma alışkanlığı olmadığından dolayı paragraf başta olmak üzere sözel sorularda yeterli başarı gösteremedi ve maalesef diş hekimliği için gereken baraj sıralamasına giremedi.

Yine de YKS'de 400 puan aldı. Diş hekimliğine yetmese bile büyük bir başarıydı bizim için. Şimdi serseri olacak denilen oğlum GATA'da hemşirelik bölümü okuyor. Eğer ………… okulu kadrosu oğlumu biraz olsun kazanmaya çalışsaydı destekleseydi ona "okuyamazsın" yerine "bolca kitap okumalısın" deseydi veya siz o okulda oğlum mezun olana kadar kalabilseydiniz diş hekimliğini rahatça kazanabilirdi.

Artık buna da şükrediyorum. En azından ortalıkta dolaşan bir serseri olmadı. Sizin o günkü söylediğiniz sözler olmasaydı ben çoktan vaz geçerdim ve oğlum ortaokulu bile bitiremezdi.

Şimdi oğlumun üniversite kazanmasının mimari olan size teşekkür etmek istedim ancak ne kadar teşekkür etsem az olduğunu biliyorum. Ne yazarsam yazayım bildiğim sözcükler yetersiz, kurduğum cümleler eksik kalacak. Resmen oğlumu siz kurtardınız. Keşke her eğitimci sizin gibi olsaydı.

Yazım çok uzun oldu farkındayım ama yılların birikimiydi bu yazı Instagrama sığmazdı. Oğlumun sınav sonucu açıklanınca size ulaşmaya çalıştım başaramadım. Sanırım Youtube’da da yorumum gözükmedi.  Facebook hesabı açtım mesaj yazmam engellendi facebook tarafından. En son çareyi mailde buldum kusura bakmayın lütfen.

Size bir fotoğraf gönderiyorum. Benim için anısı çok büyüktür. Oğlumun okuluyla ilgili her çaresizliğe düştüğümde bu fotoğrafa baktım ve bu fotoğrafınız bana hep güç verdi. Bu fotoğrafı oğlumun anasınıfındaki doğum gününde pastasını keser kesmez bir dilimi alıp, henüz kendisi bile yemeden size getirdiğinde çekmiştim. Okulla alakalı kendisinin isteyerek yaptığı tek şey o gün sizi ziyaret etmekti. Oğlum şu an sizi hatırlamaz belki çünkü o sıralar beş yaşındaydı. Ama ben sizi ömrüm boyunca unutmayacağım. Sevgiyle kalın hoşça kalın.
                                                                          . . . .
Yazı hakkında fazla yoruma gerek yoktur diye düşünüyorum. Şahsımı onore eden bu yazı için ve yazıyı yayınlamama müsaade ettiği için kıymetli velimize çok teşekkür ediyorum. Velimizin mücadelesinin tüm velilere örneklik teşkil etmesini isterim. Ayrıca, üzerinde eğitim öğretim sorumluluğu bulunan herkesin bu olaydan ders çıkarmasını, bu dersi de yüreğinin bir kenarına iyice not etmesini dilerim.

Şimdi bunu neden gündemime aldım? Milli Eğitim Bakanlığımız 01.07.2024 tarihinde sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımla, okul öncesi, ilkokul ve ortaokula başlayacak öğrencilerin okul kayıtlarının, herhangi bir başvuruya gerek kalmadan sistem üzerinden otomatik yapıldığını, şubelerin de ağustos sonunda yine otomatik olarak sistem üzerinden belirleneceğini duyurdu.

Bakanlığımızın daha önce hayata geçirmiş olduğu bazı uygulamalarına alandan biri, bir eğitimci, işin mutfağındaki bir uygulayıcı olarak eleştirel bakmışlığım ve eleştirilerimi kralcılara rağmen çeşitli mecralarda dile getirmişliğim vardır. Buna çokça örnek verebilirim lakin, bu hususta yaşadığımız son örneği aktarmakla yetineyim:

 Malum olduğu üzere bundan önceki Sayın Bakanımızın döneminde ilkokullar ve ortaokullar bünyesinde bağımsız anaokulları açılması kararı alınmış, okul öncesi eğitim de tamamen ücretsiz hale getirilmişti. Bu uygulama hakkında, alandaki her okul yöneticisi gibi ben de kesin ve net bir dille bunun sürdürülebilir bir şey olmadığı yönünde eleştirimi yapmış, bu uygulamadan derhal vazgeçilmesi gerektiğini kendi çapımda ve şimdilerde nedense giriş yapılamayan, Bakanlığımızın “Bir milyon fikir” portalında dile getirmiştim. Hatta konu hakkında gerekçeli bir rapor da hazırlayıp resmi yollarla üst makamlara iletme girişiminde de bulunmuştum. Bugün gelinen noktada, Bakanlığımız bu uygulamaların her ikisinden de vazgeçmiştir. Bu oldukça sevindiricidir.

Şimdi; anasınıfı, ilkokul ve ortaokula başlayacak olan öğrencilerin kayıtlarının otomatik olarak sistem üzerinden yapılması, şubelerin otomatik olarak belirlenmesi uygulaması bana göre Bakanlığımızın, ‘denedik olmadı’ deyip, daha sonra vazgeçeceği bir uygulama olacaktır. Çocuğu görmeden, tanımadan okula kaydetmek mantıklı bir şey olabilir mi? 

Bakanlık sistem üzerinden Mernis kayıtlarına bakarak, çocuğun sadece doğum tarihi ve cinsiyet bilgisine ulaşabilecektir. Yani bu yöntemle yalnızca bu veriler baz alınarak kayıt yapılabilir/şube oluşturulabilir. Ama kaynaştırma adayı bir çocuk, yerinde duramayan bir çocuk, fiziksel engeli olan bir çocuk, bilişsel açıdan farklı olan bir çocuk, ruhsal psikolojik açıdan örselenmiş bir çocuk, kendini ifade edemeyen içe kapanık bir çocuk, ailenin sosyo ekonomik yapısı vb. Mernis kayıtlarından asla görülemez. 

Dolayısıyla bu özellikler dikkate alınmadan kayıt yapıldığında homojen olmayan, bulunduğu yerleşim yerinin ortalamasını yansıtmayan şubeler oluşturulmuş olur. Bunun sonucunda bir şubeye 2’den fazla kaynaştırma öğrencisi düşme ihtimali, bir başka sınıfa çokça özel eğitim ihtiyacı olan öğrenci düşme ihtimali olabilirken, başka bir şubeye ise bunlardan hiçbiri düşmemiş olabilecektir. 

Hal böyle olunca, mevzuat gereği bir şubede 2’den fazla kaynaştırma öğrencisi olamayacağından, okul başlayınca bu durumu düzeltmek, şubeleri eşit, dengeli ve homojen hale getirme sorumluluğu okul yönetime kalacaktır.
Fakat, okul başladıktan sonra bunu yapmak deveye hendek atlatmaktan daha zor olacaktır.

Gördüğüm kadarıyla Bakanlığımız, problemli alan olarak gördüğü her şeyi uhdesine almak suretiyle problemi çözmeyi hedeflemektedir. Oysa, problemli alan olarak görülen hususu kendi uhdesine alarak çözüm aramak yerine, daha makul, daha mantıklı, daha gerçekçi çözüm yolları bulmak yakışık almaz mıydı? 

Okula başlayacak olan öğrencinin kayıt işlemini bırakın okul yönetimi yapsın. Okula kayıt, tıpkı mezuniyet gibi çocuğun eğitim hayatında önemli “an”larından biridir. O ‘an’ı, o heyecanı çocuk yaşamalı, velisi yaşamalı, müsaade buyurun biz de yaşayalım yani. Okula kayıt, çocukla ilk temasımızdır ve bu ilk temasın engellenmesi anlaşılacak şey değildir.    

Yazımın başında aktardığım veli mektubundan anlaşılacağı üzere, ilk temasta çocuğu tanıma konusunda isabetli işler yapabileceğimiz görülmelidir ve bu konuda bize güvenilmelidir. Okul kayıtları ile ilgili meselenin böyle bir boyuta varmasının, okul yöneticilerine güven duyulmamasından kaynaklandığını düşünüyor ve bundan da ıstırap duyuyorum.  

Her şeyi merkezden yönetmek ve kontrol etmeye çalışmak doğru bir yaklaşım değildir. İşin mutfağındakilerin görüşüne başvurmadan, masa başında eğitim adına iyi niyetle ortaya konulmuş olan uygulamaların, planlanan sonuçları vermeyeceği ihtimalini göz ardı etmemek gerekir. Ayrıca her şeyi merkez yaparsa, okul yöneticileri ne işe yarayacak Allah aşkına?

Bu yeni kayıt sisteminde, özellikle ilkokullar için söylüyorum anlaşılan o ki maksat, öğretmen seçimini engellemektir. Bunun için işi bu boyutlara götürmeye gerek yoktu aslında. Kayıt işlemi okul yönetimi tarafından yapıldıktan, şubeler oluşturulduktan sonra, şubelere öğretmen atama işlemi merkezden otomatik kura yöntemiyle yapılırsa bunun önüne geçilir, sorun da çözülürdü.                                                Öyle değil mi dostlar?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (3)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Tebriz
(03.07.2024 21:58 - #1526)
Siz çok iyi bir eğitimcisiniz tebrik ederim.anne ve oğlu da çok mutludur inşlh.
Şemss Teşekkür ediyorum
Şemss Teşekkür ediyorum
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
rumuz
(03.07.2024 22:08 - #1528)
Benim oğlum üçüncü sınıfa geçti. Mükemmel başarılı bir çocuk değil. Kusurlu da değil. İki yıl boyunca oğlumla birlikte öğretmeni ile de mücadele ettim. Gelinen noktada öğretmenine ulaşamadım. Keşke beni anlayacak bir yönetici olsaydı...
Şemss Böyle örnekleri duymak bir eğitimci olarak beni üzüyor inanın , öğretmenlerimiz daha hassas olmalı, daha dikkatli olmalı, daha anlayışlı olmalı onlsrın ufuklarının ve algılarının da daha genişolmadsı gerek sanırsam.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Veysel Çinar
(04.07.2024 09:48 - #1529)
Öğrenci ile ilk temas çocuğun Veli'nin okul kaydı heyecanı yaşaması önemli bir konu ayrıca size gönderilen mektuptaki anlatılan hikayede çok anlamlı ve dokunaklı insan hayatına dokunmak böyle bir şey her ne olursa olsun öğretmen olmak güzel
Şemss Yorumunuz ve katkınız için teşekkürler
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi