Şemsi ŞAHSİ / Eğitimci
Köşe Yazarı
Şemsi ŞAHSİ / Eğitimci
.
 

“KORKU OKULA GİRDİ: PEKİ BİZ NEREDEYDİK?”

Bir ülkenin en güvenli olması gereken yerler nerelerdir diye sorsak, hiç tereddüt etmeden “okullar” deriz. Çünkü okul; çocuğun emanettir, öğretmenin vicdanıdır, toplumun yarınıdır. Ama bugün bu cümleyi kurarken içimiz rahat değil.  Kahramanmaraş’ta, Şanlıurfa’da yaşananlar sadece birer haber değildir. Bunlar, yıllardır biriken ihmallerin, görmezden gelinen uyarıların ve ertelenen kararların acı bir sonucudur. Bir çocuk okula silahla girebiliyorsa, Bir öğretmen görev başında hayatını kaybediyorsa, Ve diğer çocuklar bunu görerek büyüyorsa… Artık konuştuğumuz şey münferit olaylar değil, sistemin alarm vermesidir. Bugün veliler tedirgin. Öğrenciler kaygılı. Öğretmenler ise çoğu zaman çaresiz.  Evet, güvenlik önlemleri artırıldı. Okullara polis, bekçi görevlendirildi. Ama şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekir: Sorun sadece kapıdaki güvenlik değildir; sorun sınıfın içindedir. Yıllar içinde eğitim sisteminde çok kritik bir kırılma yaşandı. Öğretmenin otoritesi adım adım aşındırıldı. Disiplin, yanlış anlaşıldı; yaptırım, neredeyse yok sayıldı. Öğretmen müdahale ettiğinde sorgulandı, İdareci karar aldığında şikâyet edildi, Veli çoğu zaman sınırı aştı, Ve öğrenci… Sınır tanımamayı öğrendi.  Bir dönem söylenen talihsiz sözler, ölçüsüz açılan şikâyet kanalları ve denetimsiz veli baskısı; eğitimde dengeyi bozdu. Bugün bunun bedelini hep birlikte ödüyoruz. Daha da vahimi, artık tehdit sadece fiziksel değil. Sosyal medya üzerinden yapılan sorumsuz paylaşımlar, sahte tehditler ve korku yayma çabaları; çocukların ve ailelerin psikolojisini derinden sarsıyor. Bu, yeni bir “dijital şiddet” türüdür ve en az diğerleri kadar ciddiye alınmalıdır.  Ancak tüm bunları konuşurken asıl soruyu sormadan ilerleyemeyiz: Biz nerede hata yaptık? Belki de en büyük hatalardan biri, her çocuğu aynı kalıba sokmaya çalışmak oldu. Herkesi akademik başarıya zorladık. Herkesi aynı yoldan yürütmeye çalıştık. Oysa gerçek şu ki: Her çocuk üniversiteye gitmek zorunda değildir. Her bireyin yeteneği, ilgisi ve yönü farklıdır.  Erken yaşta mesleki yönlendirme yapılmadığında, Amaçsızlık büyür, zamanla öfkeye, uyumsuzluğa ve bazen de şiddete dönüşür.  Peki ne yapılmalı? Artık sadece tespit yapmak yetmez. Çözüm üretmek zorundayız:                                          Öğretmenin otoritesi yeniden güçlendirilmelidir.                                                                                        Sınıf içi disiplin, öğretmenin yetkisiyle sağlanmalıdır.                                                                          Disiplin yönetmelikleri caydırıcı hâle getirilmelidir.                                                                            Kurallar uygulanmadıkça anlamını yitirir.                                                                                        Velinin sınırı net çizilmelidir. Eğitim, öğretmen-veli iş birliğiyle yürür; baskıyla değil.                                                                    Okullarda psikolojik destek sistemleri güçlendirilmelidir.                                                                Sorunlar büyümeden tespit edilmelidir.                                                                                              Mesleki yönlendirme erken yaşlara çekilmelidir Her öğrenci kendi potansiyeline uygun bir yola yönlendirilmelidir.                                                      Dijital tehdit ve zorbalıklara karşı ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır. Unutmayalım: Eğitim sadece ders anlatmak değildir. Eğitim; sınır koymak, sorumluluk kazandırmak ve insan yetiştirmektir. Bugün korkuyu konuşuyoruz. Ama eğer gerekli adımları atmazsak, yarın daha büyük acıları konuşmak zorunda kalabiliriz. Bu yüzden artık geç kalmadan… Eğitimde otoriteyi, dengeyi ve güveni yeniden inşa etmek zorundayız. Çünkü okul, korkunun değil; güvenin adresi olmak zorundadır.  
Ekleme Tarihi: 22 Nisan 2026 -Çarşamba

“KORKU OKULA GİRDİ: PEKİ BİZ NEREDEYDİK?”

Bir ülkenin en güvenli olması gereken yerler nerelerdir diye sorsak, hiç tereddüt etmeden “okullar” deriz. Çünkü okul; çocuğun emanettir, öğretmenin vicdanıdır, toplumun yarınıdır. Ama bugün bu cümleyi kurarken içimiz rahat değil. 

Kahramanmaraş’ta, Şanlıurfa’da yaşananlar sadece birer haber değildir. Bunlar, yıllardır biriken ihmallerin, görmezden gelinen uyarıların ve ertelenen kararların acı bir sonucudur.

Bir çocuk okula silahla girebiliyorsa,
Bir öğretmen görev başında hayatını kaybediyorsa,
Ve diğer çocuklar bunu görerek büyüyorsa…
Artık konuştuğumuz şey münferit olaylar değil, sistemin alarm vermesidir.

Bugün veliler tedirgin. Öğrenciler kaygılı. Öğretmenler ise çoğu zaman çaresiz.  Evet, güvenlik önlemleri artırıldı. Okullara polis, bekçi görevlendirildi. Ama şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekir: Sorun sadece kapıdaki güvenlik değildir; sorun sınıfın içindedir.

Yıllar içinde eğitim sisteminde çok kritik bir kırılma yaşandı. Öğretmenin otoritesi adım adım aşındırıldı. Disiplin, yanlış anlaşıldı; yaptırım, neredeyse yok sayıldı. Öğretmen müdahale ettiğinde sorgulandı, İdareci karar aldığında şikâyet edildi, Veli çoğu zaman sınırı aştı,

Ve öğrenci… Sınır tanımamayı öğrendi. 

Bir dönem söylenen talihsiz sözler, ölçüsüz açılan şikâyet kanalları ve denetimsiz veli baskısı; eğitimde dengeyi bozdu. Bugün bunun bedelini hep birlikte ödüyoruz.

Daha da vahimi, artık tehdit sadece fiziksel değil. Sosyal medya üzerinden yapılan sorumsuz paylaşımlar, sahte tehditler ve korku yayma çabaları; çocukların ve ailelerin psikolojisini derinden sarsıyor. Bu, yeni bir “dijital şiddet” türüdür ve en az diğerleri kadar ciddiye alınmalıdır. 

Ancak tüm bunları konuşurken asıl soruyu sormadan ilerleyemeyiz:

Biz nerede hata yaptık?

Belki de en büyük hatalardan biri, her çocuğu aynı kalıba sokmaya çalışmak oldu. Herkesi akademik başarıya zorladık. Herkesi aynı yoldan yürütmeye çalıştık. Oysa gerçek şu ki: Her çocuk üniversiteye gitmek zorunda değildir. Her bireyin yeteneği, ilgisi ve yönü farklıdır.  Erken yaşta mesleki yönlendirme yapılmadığında, Amaçsızlık büyür, zamanla öfkeye, uyumsuzluğa ve bazen de şiddete dönüşür. 

Peki ne yapılmalı?

Artık sadece tespit yapmak yetmez. Çözüm üretmek zorundayız:                                         

Öğretmenin otoritesi yeniden güçlendirilmelidir.                                                                                       

Sınıf içi disiplin, öğretmenin yetkisiyle sağlanmalıdır.                                                                         

Disiplin yönetmelikleri caydırıcı hâle getirilmelidir.                                                                           

Kurallar uygulanmadıkça anlamını yitirir.                                                                                       

Velinin sınırı net çizilmelidir.

Eğitim, öğretmen-veli iş birliğiyle yürür; baskıyla değil.                                                                   

Okullarda psikolojik destek sistemleri güçlendirilmelidir.                                                               

Sorunlar büyümeden tespit edilmelidir.                                                                                             

Mesleki yönlendirme erken yaşlara çekilmelidir
Her öğrenci kendi potansiyeline uygun bir yola yönlendirilmelidir.                                                     

Dijital tehdit ve zorbalıklara karşı ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır.

Unutmayalım:

Eğitim sadece ders anlatmak değildir. Eğitim; sınır koymak, sorumluluk kazandırmak ve insan yetiştirmektir.

Bugün korkuyu konuşuyoruz. Ama eğer gerekli adımları atmazsak, yarın daha büyük acıları konuşmak zorunda kalabiliriz. Bu yüzden artık geç kalmadan… Eğitimde otoriteyi, dengeyi ve güveni yeniden inşa etmek zorundayız. Çünkü okul, korkunun değil; güvenin adresi olmak zorundadır.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Eğitimci
(22.04.2026 18:59 - #1797)
Her yönüyle net ve çarpıcı bi yazı olmuş tebrik ediyorum.başlangıcın şimdinin ve sonrasının mükemmel bir özeti.tespitleriniz ve en önemlisi bu konuda içten bir derdinizin de olması… takdir ettim.başarılar
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Resul Altunkaya
(22.04.2026 19:04 - #1798)
Ahmet Şimşirgil hoca bu konuda sorun bir değil 10 eğer sadece birisinin üzerine giderseniz geri kalan 9'u başıboş kalır diyordu. Toplum olarak kendimize gelmeliyiz örfümüzü adetimizi unutmamalıyız. Dinimizi diyanetimizi unutmamalıyız. Eski olan her şey kötü yeni olan her şey iyi değil. Milli Eğitim Bakanlığı ve Millet Meclisi olarak ortak bir karar alınıp bu kararlar bir an önce uygulanmaya konulmalı. Bir de şunu merak ediyorum eğer bu okullardaki çocuklar vurulan öldürülen çocuklar bakanın ya da cumhurbaşkanının çocukları olsaydı yine aynı serinlikte ağırkanlılık da mı davranacaklardı?
Şemsi Teşekkür ederim katkınız için
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.