Bir ülkenin en güvenli olması gereken yerler nerelerdir diye sorsak, hiç tereddüt etmeden “okullar” deriz. Çünkü okul; çocuğun emanettir, öğretmenin vicdanıdır, toplumun yarınıdır. Ama bugün bu cümleyi kurarken içimiz rahat değil.
Kahramanmaraş’ta, Şanlıurfa’da yaşananlar sadece birer haber değildir. Bunlar, yıllardır biriken ihmallerin, görmezden gelinen uyarıların ve ertelenen kararların acı bir sonucudur.
Bir çocuk okula silahla girebiliyorsa,
Bir öğretmen görev başında hayatını kaybediyorsa,
Ve diğer çocuklar bunu görerek büyüyorsa…
Artık konuştuğumuz şey münferit olaylar değil, sistemin alarm vermesidir.
Bugün veliler tedirgin. Öğrenciler kaygılı. Öğretmenler ise çoğu zaman çaresiz. Evet, güvenlik önlemleri artırıldı. Okullara polis, bekçi görevlendirildi. Ama şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekir: Sorun sadece kapıdaki güvenlik değildir; sorun sınıfın içindedir.
Yıllar içinde eğitim sisteminde çok kritik bir kırılma yaşandı. Öğretmenin otoritesi adım adım aşındırıldı. Disiplin, yanlış anlaşıldı; yaptırım, neredeyse yok sayıldı. Öğretmen müdahale ettiğinde sorgulandı, İdareci karar aldığında şikâyet edildi, Veli çoğu zaman sınırı aştı,
Ve öğrenci… Sınır tanımamayı öğrendi.
Bir dönem söylenen talihsiz sözler, ölçüsüz açılan şikâyet kanalları ve denetimsiz veli baskısı; eğitimde dengeyi bozdu. Bugün bunun bedelini hep birlikte ödüyoruz.
Daha da vahimi, artık tehdit sadece fiziksel değil. Sosyal medya üzerinden yapılan sorumsuz paylaşımlar, sahte tehditler ve korku yayma çabaları; çocukların ve ailelerin psikolojisini derinden sarsıyor. Bu, yeni bir “dijital şiddet” türüdür ve en az diğerleri kadar ciddiye alınmalıdır.
Ancak tüm bunları konuşurken asıl soruyu sormadan ilerleyemeyiz:
Biz nerede hata yaptık?
Belki de en büyük hatalardan biri, her çocuğu aynı kalıba sokmaya çalışmak oldu. Herkesi akademik başarıya zorladık. Herkesi aynı yoldan yürütmeye çalıştık. Oysa gerçek şu ki: Her çocuk üniversiteye gitmek zorunda değildir. Her bireyin yeteneği, ilgisi ve yönü farklıdır. Erken yaşta mesleki yönlendirme yapılmadığında, Amaçsızlık büyür, zamanla öfkeye, uyumsuzluğa ve bazen de şiddete dönüşür.
Peki ne yapılmalı?
Artık sadece tespit yapmak yetmez. Çözüm üretmek zorundayız:
Öğretmenin otoritesi yeniden güçlendirilmelidir.
Sınıf içi disiplin, öğretmenin yetkisiyle sağlanmalıdır.
Disiplin yönetmelikleri caydırıcı hâle getirilmelidir.
Kurallar uygulanmadıkça anlamını yitirir.
Velinin sınırı net çizilmelidir.
Eğitim, öğretmen-veli iş birliğiyle yürür; baskıyla değil.
Okullarda psikolojik destek sistemleri güçlendirilmelidir.
Sorunlar büyümeden tespit edilmelidir.
Mesleki yönlendirme erken yaşlara çekilmelidir
Her öğrenci kendi potansiyeline uygun bir yola yönlendirilmelidir.
Dijital tehdit ve zorbalıklara karşı ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır.
Unutmayalım:
Eğitim sadece ders anlatmak değildir. Eğitim; sınır koymak, sorumluluk kazandırmak ve insan yetiştirmektir.
Bugün korkuyu konuşuyoruz. Ama eğer gerekli adımları atmazsak, yarın daha büyük acıları konuşmak zorunda kalabiliriz. Bu yüzden artık geç kalmadan… Eğitimde otoriteyi, dengeyi ve güveni yeniden inşa etmek zorundayız. Çünkü okul, korkunun değil; güvenin adresi olmak zorundadır.
