Herkes aynı yoldan yürümek zorunda değil. 12 yıllık zorunlu eğitim, herkesi aynı kalıba sokmaya çalışırken; yeteneği, ilgiyi, yönelimi görmezden geliyor. Sonuç? Diploması var ama mesleği yok, beklentisi var ama karşılığı olmayan bir gençlik. Yıllarını sıralarda geçiriyor, ama hayata tutunacak bir beceri edinemeden mezun oluyor.
12 yıllık zorunlu eğitim acilen kaldırılmalıdır diye düşünüyorum.
Aileyi kaybettik
Onun yerine
Kariyer deyin, özgürlük deyin, bireysellik deyin…
Hiçbiri o boşluğu doldurmuyor. Çünkü mesele konfor değil,
Bugün gençler evlenmiyor.
Evlenenler uzun süre dayanamıyor.
Boşananlar dağılıyor, boşanamayanlar sürünüyor.
Devam eden evlilikler ise çoğu zaman “idare etme sanatı”.
Sadece ertelenmiş bir çöküş var.
Çünkü biz önce evin hafızasını sildik.
Dede babaanne anneanne hala teyze gitti.
Onlarla birlikte dil gitti, gelenek gitti, hikâye gitti.
Bir evde hem yaşlı birinin öksürüğü, hem bir bebeğin ağlaması yoksa…
Orası sadece bir ikametgah adresidir, yuva değil.
Eskiden hayat, nesilden nesile aktarılırdı.
Şimdi herkes sıfırdan başlıyor — ama kimse bir yere varamıyor.
Sonra rol dağılımını bozduk.
Baba karikatürleştirildi.
Anne kimlik savaşına sürüklendi.
Çocuk… sistemin ortasına bırakıldı.
Ev eğitimden çekildi, okul tek başına bırakıldı.
Ama okul artık eğitim vermiyor, yarış düzenliyor.
“İyi insan ol” diyen yok.
“Geç, kazan, ez” diyen çok.
Çocuklar bilgiyle dolduruluyor,
ama anlamdan mahrum bırakılıyor.
Ve anlamını kaybeden insan…
ya boşluğa ya da…
Bugün bir çocuk okula silahla girip dehşet saçtığında herkes
Güvenlik diyoruz.
Denetim diyoruz.
Psikoloji diyoruz.
Hepsi doğru… ama eksik.
Bu, kırılan camı bantla tutturmaya benziyor.
Camı kıran kuvvet hâlâ yerinde.
Gerçek şu:
Bir medeniyeti yıkmak istiyorsanız üç şeyi hedef alırsınız:
Aileyi.
Eğitimi.
Örnek şahsiyetleri.
Aileyi dağıtırsınız,
eğitimi itibarsızlaştırırsınız,
rol modelleri değersizleştirirsiniz.
Gerisi kendiliğinden gelir.
Bugün öğretmen otoritesiz,
baba etkisiz,
toplum rehbersiz.
Sonra dönüp “Bu gençler neden böyle?” diye soruyoruz.
Bir de işin görünmeyen tarafı var.Ekranlar çocuk büyütüyor artık.
Sokak değil, mahalle değil… algoritmalar.
Araştırmalar şunu söylüyor:
İnsan kararlarının büyük kısmını bilinçaltıyla verir.
Peki biz o bilinçaltını kime teslim ettik?
Oyunlara.
Sosyal medyaya.
Rekabet ve haz kültürüne.
Çocuk daha hayatı tanımadan,
rakibini yok etmeyi öğreniyor.
Ama kendini tanımıyor.
Bugün mesele bir çocuğun cinneti değil.
Mesele, o çocuğu üreten zemin.
Bu bir “istisna” değil.
Bu, sistemin doğal sonucu.
Çünkü biz insanı sadece başarıyla tanımladık.
Ruhunu unuttuk.
Vicdanını ihmal ettik.
Çorak toprağa tohum ektik,
sonra neden ürün alamıyoruz diye şaşırıyoruz.
Şimdi herkes sinekleri öldürmeye çalışıyor.
Ama bataklık duruyor.
Gerçek çözüm mü?
Konforlu değil.
Aileyi yeniden kurmadan,
eğitimi yeniden anlamlandırmadan,
değeri yeniden inşa etmeden…
Hiçbir şey düzelmez.
Çünkü mesele bir nesil değil.
Mesele, o nesli yetiştiren akıl.
Ve o akıl değişmeden…
Sonuç değişmez.
