Mustafa Barış ÖZTÜRK
Köşe Yazarı
Mustafa Barış ÖZTÜRK
 

EGE’NİN KARŞI KIYISINDAKİ HAFIZA SORUNU

Ege Denizi son yıllarda sadece iki komşu ülkeyi ayıran bir su parçası değil; haritaların, diplomatik restleşmelerin ve tarih tartışmalarının da merkezine dönüşmüş durumda. Bir yanda adaların silahlandırılması tartışmaları, diğer yanda kıta sahanlığı, hava sahası ve deniz yetki alanları üzerinden yükselen gerilimler… Her kriz döneminde Ege’nin karşı kıyısından benzer söylemler yükseliyor: Türkiye’yi hedef alan açıklamalar, uluslararası platformlarda yürütülen diplomatik kampanyalar ve tarih üzerinden kimlik inşa etme çabaları. İşin ilginç tarafı ise şu: Bazı milletler tarih yazar… Bazıları ise başkasının tarihine etiket yapıştırıp kendine kimlik üretmeye çalışır. Bugün Ege’nin karşı kıyısında yıllardır garip bir alışkanlık sürüyor. Cacığın sonuna bir “i” koyuyorlar: “Caciki.” Yoğurdun başına “Greek” ekliyorlar, oluyor Yunan yoğurdu. Musakka, helva, pastırma, kahve… Hepsinin üstüne yeni bir tabela asıp “bizim” diyorlar. Mesele aslında yemek değil. Mesele, medeniyet üretmek yerine mirasa ortak çıkma refleksi. Çünkü tarih; sadece taş bina yapmakla değil, kültür üretmekle yazılır. Türk milleti asırlar boyunca Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Anadolu’ya kadar gittiği her yere mutfağını, musikisini, oyununu, mimarisini ve devlet aklını götürdü. Bugün sahip çıkılmaya çalışılan birçok unsurun kökünde de bu büyük tarih yatıyor. Zeybek oyununa “zeybetiko” demekle hakikat değişmez. Türk kahvesinin adını değiştirmekle kahvenin kırk yıllık hatırı silinmez. Mavi Vatan’a sosyal medya üzerinden harita çizmekle denizlerdeki jeopolitik gerçeklik değişmez. Asıl dikkat çeken ise şudur: Yunan halkıyla, günlük hayatta birçok konuda aslında düşmanlık seviyesinde bir problem yaşayan Türk milleti yoktur. İki toplum da yıllardır aynı denizin rüzgârını hisseder, benzer acıları yaşar, benzer sofralara oturur. Fakat ne zaman siyaset sıkışsa, ekonomik kriz büyüse ya da Batı’dan biraz daha destek ihtiyacı doğsa; birileri Türkiye karşıtlığını iç politika malzemesi yapmaya başlıyor. Bugün hızla artan silahlanma, sürekli tırmandırılan gerilim dili ve “Mavi Vatan bizimdir” gibi provokatif çıkışlar; barış dili değil, siyasi hesap kokuyor. Oysa tarihin hafızası vardır. Bu millet Çanakkale’yi unutmadı. İzmir’i unutmadı. Anadolu’nun nasıl savunulduğunu da unutmadı. Kimse savaş istemez. Akıl sahibi hiçbir insan Ege’nin yeniden gerilim hattına dönüşmesini arzulamaz. Ama Türkiye Cumhuriyeti de kendi egemenlik haklarını tartışmaya açacak bir devlet değildir. Türk devleti masada diplomasiyle konuşmasını bilir. Ama gerektiğinde sahada cevap vermeyi de bilir. Bazı çevrelerin anlamadığı nokta tam olarak budur: Türkiye eski Türkiye değildir. Savunma sanayisinden deniz gücüne, bölgesel etkisinden devlet refleksine kadar artık bambaşka bir dengeden söz ediyoruz. Ege’ye bakıp sosyal medyada harita paylaşmak kolaydır. Önemli olan, tarihin hangi milleti devlet kurucu; hangisini ise büyük güçlerin ileri karakolu olarak yazdığıdır. Çünkü tarih bazen çok acı bir gerçeği tekrar tekrar hatırlatır: Haritaya renk boyamakla deniz sahibi olunmaz.
Ekleme Tarihi: 30 Mayıs 2026 -Cumartesi

EGE’NİN KARŞI KIYISINDAKİ HAFIZA SORUNU

Ege Denizi son yıllarda sadece iki komşu ülkeyi ayıran bir su parçası değil; haritaların, diplomatik restleşmelerin ve tarih tartışmalarının da merkezine dönüşmüş durumda.

Bir yanda adaların silahlandırılması tartışmaları, diğer yanda kıta sahanlığı, hava sahası ve deniz yetki alanları üzerinden yükselen gerilimler…

Her kriz döneminde Ege’nin karşı kıyısından benzer söylemler yükseliyor: Türkiye’yi hedef alan açıklamalar, uluslararası platformlarda yürütülen diplomatik kampanyalar ve tarih üzerinden kimlik inşa etme çabaları.

İşin ilginç tarafı ise şu:
Bazı milletler tarih yazar…
Bazıları ise başkasının tarihine etiket yapıştırıp kendine kimlik üretmeye çalışır.

Bugün Ege’nin karşı kıyısında yıllardır garip bir alışkanlık sürüyor.
Cacığın sonuna bir “i” koyuyorlar: “Caciki.”
Yoğurdun başına “Greek” ekliyorlar, oluyor Yunan yoğurdu.
Musakka, helva, pastırma, kahve… Hepsinin üstüne yeni bir tabela asıp “bizim” diyorlar.

Mesele aslında yemek değil.
Mesele, medeniyet üretmek yerine mirasa ortak çıkma refleksi.

Çünkü tarih; sadece taş bina yapmakla değil, kültür üretmekle yazılır.
Türk milleti asırlar boyunca Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Anadolu’ya kadar gittiği her yere mutfağını, musikisini, oyununu, mimarisini ve devlet aklını götürdü.
Bugün sahip çıkılmaya çalışılan birçok unsurun kökünde de bu büyük tarih yatıyor.

Zeybek oyununa “zeybetiko” demekle hakikat değişmez.
Türk kahvesinin adını değiştirmekle kahvenin kırk yıllık hatırı silinmez.
Mavi Vatan’a sosyal medya üzerinden harita çizmekle denizlerdeki jeopolitik gerçeklik değişmez.

Asıl dikkat çeken ise şudur:
Yunan halkıyla, günlük hayatta birçok konuda aslında düşmanlık seviyesinde bir problem yaşayan Türk milleti yoktur.
İki toplum da yıllardır aynı denizin rüzgârını hisseder, benzer acıları yaşar, benzer sofralara oturur.
Fakat ne zaman siyaset sıkışsa, ekonomik kriz büyüse ya da Batı’dan biraz daha destek ihtiyacı doğsa; birileri Türkiye karşıtlığını iç politika malzemesi yapmaya başlıyor.

Bugün hızla artan silahlanma, sürekli tırmandırılan gerilim dili ve “Mavi Vatan bizimdir” gibi provokatif çıkışlar; barış dili değil, siyasi hesap kokuyor.

Oysa tarihin hafızası vardır.
Bu millet Çanakkale’yi unutmadı.
İzmir’i unutmadı.
Anadolu’nun nasıl savunulduğunu da unutmadı.

Kimse savaş istemez.
Akıl sahibi hiçbir insan Ege’nin yeniden gerilim hattına dönüşmesini arzulamaz.
Ama Türkiye Cumhuriyeti de kendi egemenlik haklarını tartışmaya açacak bir devlet değildir.

Türk devleti masada diplomasiyle konuşmasını bilir.
Ama gerektiğinde sahada cevap vermeyi de bilir.

Bazı çevrelerin anlamadığı nokta tam olarak budur:
Türkiye eski Türkiye değildir.
Savunma sanayisinden deniz gücüne, bölgesel etkisinden devlet refleksine kadar artık bambaşka bir dengeden söz ediyoruz.

Ege’ye bakıp sosyal medyada harita paylaşmak kolaydır.
Önemli olan, tarihin hangi milleti devlet kurucu; hangisini ise büyük güçlerin ileri karakolu olarak yazdığıdır.
Çünkü tarih bazen çok acı bir gerçeği tekrar tekrar hatırlatır:

Haritaya renk boyamakla deniz sahibi olunmaz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.