Anasayfa
Yazarlar
Mustafa Barış ÖZTÜRK
Yazı Detayı
Bu yazı 123 kez okundu.
Yan Yana Ama Yalnız
Yan Yana, Ama Yalnız…
Doğrusunu söylemek gerekirse, böylesine büyük ve onlarca katlı binalarda yaşamayı hiç sevemedim. Tatillerimde bile hep üç-beş katlı, insanların birbirini tanıyabildiği butik otelleri tercih etmişimdir. Belki de bu yüzden yüksek katlı rezidanslar bana hiçbir zaman sıcak gelmedi. Ne kadar görkemli olurlarsa olsunlar, bana hep biraz soğuk, biraz sessiz ve biraz da yalnız görünürler.
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımı ziyaret etmek için böyle devasa bir rezidanstaydım. Bir süre balkonda oturup şehri izledik. Karşımda yine aynı büyüklükte, yüzlerce daireden oluşan başka bir bina yükseliyordu. Telefonumu çıkarıp bu fotoğrafı çektim.
Fotoğrafa uzun uzun baktım.
Aslında gördüğüm şey beton değildi…
İnsanın modern dünyadaki yalnızlığıydı.
İnsanlık tarihinde evler hiç bu kadar birbirine yakın olmamıştı. Ama insanlar da hiç bu kadar birbirinden uzak olmamıştı.
Komşuluk artık kapı çalmak değil; aynı Wi-Fi sinyalinin kapsama alanında yaşamaktan ibaret oldu.
Karşımda onlarca katlı devasa bir bina…
Yüzlerce, belki de binlerce 1+0 ve 1+1 daire…
Her pencere bir hayat…
Her perde bir sır…
Her ışık başka bir hikâye…
Uzaktan bakınca sadece yanıp sönen pencereler görüyorsunuz. Oysa o ışıkların her biri görünmeyen bir romanın satırları gibi…
Bir odada yeni doğmuş bir bebeğin ilk ağlayışı yankılanıyor.
Bir başka odada kemoterapiden dönmüş bir anne sessizce tavana bakıyor.
Bir odada genç bir çift gelecek hayalleri kuruyor.
Yanındaki dairede boşanma dilekçesi masanın üzerinde duruyor.
Bir odada üniversiteyi kazanan bir genç ailesini arayıp mutluluğunu paylaşıyor.
Sadece birkaç metre ötede işsizliğin ağırlığı altında ezilen bir baba, çocuklarına belli etmeden karanlıkta oturuyor.
Belki bir odada doğum günü pastasının mumları üfleniyor.
Belki başka bir odada, bir annenin gözyaşları yastığını ıslatıyor.
Belki bir odada yaşlı bir adam günlerdir kapısını çalan birini bekliyor.
Belki küçük bir çocuk anne ve babasının kavgasını duymamak için kulaklarını yastığa bastırıyor.
Belki de birkaç saat önce bir odada hayat sessizce sona erdi. Aynı kattaki insanlar bunu günler sonra, kapının önünde biriken gazetelerden kargolardan şüphelenecek ve öğrenecek.
Hayat, aynı binanın içinde aynı anda hem başlıyor hem de bitiyor.
Ama çoğu zaman kimsenin birbirinden haberi olmuyor.
Modern şehirler bizi gökyüzüne doğru yükseltti.
Fakat birbirimize yaklaştıramadı.
Aynı duvarların içinde yaşıyoruz.
Aynı asansöre biniyoruz.
Aynı koridorlardan geçiyoruz.
Aynı otoparkı kullanıyoruz.
Ama birbirimizin adını bilmiyoruz.
Bir selamı bile çoğu zaman fazla görüyoruz.
Asansörde göz göze gelmemek için telefon ekranına bakıyoruz.
Koridorda sohbet etmemek için adımlarımızı hızlandırıyoruz.
Birbirimizi tanımadıkça kendimizi daha güvende sandık.
Oysa her geçen gün biraz daha yalnızlaştık.
Eskiden mahalle vardı.
Sokak vardı.
Kapılar kilitlenmezdi.
Komşu, evde pişen yemeğin kokusundan haberdar olurdu.
Çocuklar hangi evde acıkırsa orada doyardı.
Hasta olana çorba taşınırdı.
Yaşlıların kapısı her gün çalınırdı.
Bir cenaze olduğunda bütün mahalle susardı. Şarkı türkü çalınmaz eğlence yapılmazdı.
Bugün ise yüzlerce dairelik sitelerde insanlar aynı duvarı paylaşıyor ama aynı hayatı paylaşmıyor.
Teknoloji bize dünyanın öbür ucundaki insanlarla saniyeler içinde konuşmayı öğretti.
Ama birkaç metre ötedeki komşumuzun adını unutturdu.
Sosyal medya listelerimiz yüzlerce kişiyle dolu.
Fakat acil bir durumda kapısını çalabileceğimiz kaç komşumuz var?
Belki de modern çağın en büyük yoksulluğu para değildir.
En büyük yoksulluk, insanın insana yabancılaşmasıdır.
Çünkü yalnızlık, tek başına yaşamak değildir.
Yalnızlık; yüzlerce insanın arasında, binlerce pencerenin içinde, sesini duyacak tek bir kapının bile olmamasıdır.
Ve bu fotoğraf…
Sadece onlarca katlı bir bina değil.
Betonun içinde sıkışıp kalmış hayatların…
Birbirine birkaç metre uzaklıkta yaşayıp kilometrelerce mesafedeymiş gibi yabancılaşan insanların…
Modern çağın sessiz çığlığının fotoğrafıdır.
Belki de en acı olanı şudur:
Aramızdaki mesafe metrelerle ölçülüyor. Ama gönüllerimiz arasındaki mesafe artık kilometrelerle değil, kayıtsızlıkla ölçülüyor.
Çünkü bazen aynı binada yaşamak, aynı hayatı paylaşmaya yetmiyor. İnsan, en çok da kalabalıkların ortasında yalnız kalıyor.
Ekleme
Tarihi: 04 Ağustos 2026 -Salı
Yan Yana Ama Yalnız
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
