Mustafa Barış ÖZTÜRK
Köşe Yazarı
Mustafa Barış ÖZTÜRK
 

8 Mart::Bir Günlük Empati

Bu ülkede kadınların yarısından fazlası yaşadığı şiddeti bile anlatamıyor… Konuşamıyor, anlatamıyor, çoğu zaman susmayı tercih ediyor. Belki de bunu hisseden bir kadın şair, yaklaşık yüz yıl öncesinden bugünün kadınlarına seslenmişti: “Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben hâlime, Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbâlime…” Bunları yazan İhsan Raif Hanım’dı. Yüz yıl önce yazılmış bu dizeler, bugün hâlâ birçok kadının iç sesini anlatıyor. Her gün 5-6 kadının öldürüldüğü bir memlekette “Kadınlar Günü’nü kutlamak”… Bazen insanın aklına tek bir soru geliyor: Bu bir kamera şakası mı? Yılda bir gün, ardı ardına gelen açıklamalarla “kadınların ne kadar değerli olduğu” hatırlanıyor. Kurumlar, kuruluşlar, siyasetçiler… Herkes bir anda kadın hakları savunucusu oluveriyor. 24 saatliğine. Empati zirve yapıyor. Erkek egemen sistem empati yapmaktan neredeyse yorulacak hale geliyor. Ama o hayal kısa sürüyor. Çünkü empati sadece bir gün sürüyor. Ertesi gün hayat kaldığı yerden devam ediyor. Siyasetin dili de çoğu zaman bundan farklı değil. “Bakın, sizin için yüzde 25–30 kota bile koyduk. Daha ne istiyorsunuz?” yaklaşımıyla sunulan bir eşitlik anlayışı… Böyle bir ortamda kadın “gün” kutlasa ne olur? “Hatta yıl kutlasa” ne olur? Dedim ya… Sabun köpüğü gibi. Oysa 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, çiçek verilen bir gün olarak ortaya çıkmadı. Kökeni, işçi hakları mücadelesine dayanıyor. 1908 yılında New York’ta 15 bin kadın işçi sokağa çıktı. Daha kısa çalışma saatleri, daha iyi ücret ve seçme hakkı istediler. Bir yıl sonra Amerika Sosyalist Partisi 8 Mart’ı Ulusal Kadınlar Günü ilan etti. Bu fikri uluslararası bir güne dönüştüren isim ise Alman aktivist Clara Zetkin oldu. 1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Emekçi Kadınlar Konferansı’nda bu öneriyi sundu. 17 ülkeden gelen 100 kadın delegasyon, öneriyi oybirliğiyle kabul etti. 1911’de Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de ilk uluslararası etkinlikler düzenlendi. Ve 1975 yılında Birleşmiş Milletler, 8 Mart’ı resmen Dünya Kadınlar Günü olarak kabul etti. Yani bugün… Kadının eline bir gül sıkıştırıp geçme günü değil. Kuru kuru kutlama günü hiç değil. Pırlanta yüzük alıp “görevimi yaptım” sanma günü de değil. Tencere, tava alıp vicdan rahatlatma günü de değil. Kadınların sorunlarını erkek erkeğe toplanıp konuşma günü de değil. Bugün; Anlama günü. Dinleme günü. Varsa derdini görme günü. Onu eşit görme günü. Kırmama günü. Üzmeme günü. Yükünü hafifletme günü. Elini tutma günü. Değer verme günü. Sevildiğini hissettirme günü. “Sevdam” diyebilme günü. Belki de en önemlisi… Bütün bunların temelini atma günü. O yüzden bugün telefonlara sarılın. Hayatınızda en kıymet verdiğiniz kadını arayın. Ve o iki kelimeyi söyleyin. “Hoş geldin kadınım benim…” Tıpkı Nazım Hikmet’in dediği gibi. İslam’ın ölçüsünde ise değer, cinsiyet değildir. İman, ahlak ve sorumluluktur. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının.” (Nisâ Suresi 1) Kadın ve erkek aynı özden yaratılmıştır. İnsanlık onurunda eşit iki varlıktır. Üstünlük ise cinsiyette değil; Takvada, adalette ve sorumluluktadır. Bu vesileyle; Hayatın her alanında emeğiyle, merhametiyle ve hikmetiyle dünyayı güzelleştiren tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.
Ekleme Tarihi: 07 Mart 2026 -Cumartesi

8 Mart::Bir Günlük Empati

Bu ülkede kadınların yarısından fazlası yaşadığı şiddeti bile anlatamıyor…
Konuşamıyor, anlatamıyor, çoğu zaman susmayı tercih ediyor.

Belki de bunu hisseden bir kadın şair, yaklaşık yüz yıl öncesinden bugünün kadınlarına seslenmişti:

“Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben hâlime,
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbâlime…”

Bunları yazan İhsan Raif Hanım’dı.
Yüz yıl önce yazılmış bu dizeler, bugün hâlâ birçok kadının iç sesini anlatıyor.

Her gün 5-6 kadının öldürüldüğü bir memlekette “Kadınlar Günü’nü kutlamak”…
Bazen insanın aklına tek bir soru geliyor:
Bu bir kamera şakası mı?

Yılda bir gün, ardı ardına gelen açıklamalarla “kadınların ne kadar değerli olduğu” hatırlanıyor.
Kurumlar, kuruluşlar, siyasetçiler…
Herkes bir anda kadın hakları savunucusu oluveriyor.

24 saatliğine.

Empati zirve yapıyor.
Erkek egemen sistem empati yapmaktan neredeyse yorulacak hale geliyor.

Ama o hayal kısa sürüyor.
Çünkü empati sadece bir gün sürüyor.

Ertesi gün hayat kaldığı yerden devam ediyor.

Siyasetin dili de çoğu zaman bundan farklı değil.
“Bakın, sizin için yüzde 25–30 kota bile koyduk. Daha ne istiyorsunuz?” yaklaşımıyla sunulan bir eşitlik anlayışı…

Böyle bir ortamda kadın “gün” kutlasa ne olur?
“Hatta yıl kutlasa” ne olur?

Dedim ya…
Sabun köpüğü gibi.

Oysa 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, çiçek verilen bir gün olarak ortaya çıkmadı.
Kökeni, işçi hakları mücadelesine dayanıyor.

1908 yılında New York’ta 15 bin kadın işçi sokağa çıktı.
Daha kısa çalışma saatleri, daha iyi ücret ve seçme hakkı istediler.

Bir yıl sonra Amerika Sosyalist Partisi 8 Mart’ı Ulusal Kadınlar Günü ilan etti.

Bu fikri uluslararası bir güne dönüştüren isim ise Alman aktivist Clara Zetkin oldu.
1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Emekçi Kadınlar Konferansı’nda bu öneriyi sundu.

17 ülkeden gelen 100 kadın delegasyon, öneriyi oybirliğiyle kabul etti.

1911’de Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de ilk uluslararası etkinlikler düzenlendi.

Ve 1975 yılında Birleşmiş Milletler, 8 Mart’ı resmen Dünya Kadınlar Günü olarak kabul etti.

Yani bugün…

Kadının eline bir gül sıkıştırıp geçme günü değil.
Kuru kuru kutlama günü hiç değil.

Pırlanta yüzük alıp “görevimi yaptım” sanma günü de değil.
Tencere, tava alıp vicdan rahatlatma günü de değil.

Kadınların sorunlarını erkek erkeğe toplanıp konuşma günü de değil.

Bugün;

Anlama günü.
Dinleme günü.
Varsa derdini görme günü.

Onu eşit görme günü.
Kırmama günü.
Üzmeme günü.

Yükünü hafifletme günü.

Elini tutma günü.
Değer verme günü.
Sevildiğini hissettirme günü.

“Sevdam” diyebilme günü.

Belki de en önemlisi…
Bütün bunların temelini atma günü.

O yüzden bugün telefonlara sarılın.
Hayatınızda en kıymet verdiğiniz kadını arayın.

Ve o iki kelimeyi söyleyin.

“Hoş geldin kadınım benim…”

Tıpkı Nazım Hikmet’in dediği gibi.

İslam’ın ölçüsünde ise değer, cinsiyet değildir.
İman, ahlak ve sorumluluktur.

Kur’an’da şöyle buyurulur:

“Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının.” (Nisâ Suresi 1)

Kadın ve erkek aynı özden yaratılmıştır.
İnsanlık onurunda eşit iki varlıktır.

Üstünlük ise cinsiyette değil;
Takvada, adalette ve sorumluluktadır.

Bu vesileyle;

Hayatın her alanında emeğiyle, merhametiyle ve hikmetiyle dünyayı güzelleştiren tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.