Olaylar o kadar hızlı akıyor ki artık takip etmek neredeyse imkânsız. Gündem dediğin şey bir saat bile sabit kalmıyor. Ama bu hızın içinde gözden kaçan çok daha tehlikeli şeyler var: sessizce yapılan hamleler, kimsenin tam anlayamadığı manevralar…
Dünya bir yerlere hazırlanıyor. Özellikle Amerika…
Bugün ABD de Katolik okullarında “hayatta kalma” dersleri verilmeye başlanmış. Üniversite kütüphanelerinde “tohum takas günleri” düzenleniyor. Şehirlerde üreticiyle tüketiciyi doğrudan buluşturan, vergisiz pazarlar kuruluyor. İnsanlara “hangi bitki yenir, hangisi ilaçtır” diye seminerler veriliyor.
Bunlar normal şeyler değil.
Bunlar, bir şeylerin değişeceğini bilen toplumların refleksidir.
Öte yandan siyaset sahnesi…
Sarışın deli Trump yine alışıldık çıkışlarıyla ortada. Ama bu sefer mesele sadece söylem değil. Yanında Jd Vance var ve açık açık tehdit ediyor:
“İran, elimizde henüz kullanmadığımız araçlar olduğunu bilmeli. Gerekirse kullanırız.”
Bu cümle artık diplomasi değil.
Bu, dünyanın en tehlikeli eşiğine gelindiğinin ilanıdır.
İddialar daha da ağır…
Şerif teknoloji Üniversitesi gibi dünyanın sayılı bilim kurumlarından birinin hedef alındığı, sivillerin öldüğü konuşuluyor. Eğer doğruysa bu sadece bir saldırı değil, açık bir insanlık suçudur.
Ama mesele sadece bir ülke meselesi değil artık.
Bu, güç sarhoşluğunun geldiği son noktadır.
Ve şunu unutmamak lazım:
Eğer İran bu karanlık süreci atlatırsa, tarih onun direncini yazacak. Çünkü bazı toplumlar vardır; yenilebilirler ama teslim alınamazlar.
Bugün dünyayı bir avuç insan yönetiyor.
Ve belki de insanlık tarihinde ilk kez bu kadar az kişi, bu kadar büyük şeyi, bu kadar kısa sürede ve bu kadar hoyratça görüyor yaşıyor kaybediyor.
Yeni bir tarih yazılıyor.
Ama bu sefer sonu kimsenin tahmin ettiği gibi olmayabilir.
Bize gelirsek…
Bu toprakları hâlâ çözemediler.
Burada insanlar bir tami çay için bile kavga eder, ama söz konusu toprağı olunca yıllarca mahkeme kapılarında sürünmeyi göze alır. Küçücük bir arsa için bile geri adım atmaz.
Bu memleketin insanını korkutarak hizaya getiremezsin.
Alışık değiliz.
Buyursunlar…
Gelsinler…
Bekliyoruz.
