Dünya 14 Şubat’ta kalp emojileriyle süslenirken, vitrinler kırmızıya boyanırken, herkes bir “sevgiliye” mesaj yazma telaşındayken…
Ben başka bir sevgilinin kapısında olmak istedim.
Çünkü bazı sevgiler çiçekle başlar,
Bazıları yüzükle tamamlanır,
Ama bir sevgi vardır ki kalbe mühürlenir.
14 Şubat’ta Kabe’nin karşısında durduğumda…
Elimde hediye yok, cebinde kart yok, süslü cümlelerim yoktu.
Sadece kalbim vardı.
Ve o kalp, “En Sevgili”ye dönük.
Dünya “Sevgililer Günü” der,
Biz “Sevgililerin En Sevgilisi” deriz.
Mescid-i Haram’da yapılan bir dua, pahalı bir hediyeden daha kıymetlidir. Çünkü orada sevgi gösteriş değildir; teslimiyettir. Orada aşk, faniye değil, baki olana yönelir.
İhramın beyazlığı içinde insan
Gerçek sevgi, karşılık beklemeden sevmektir.
Gerçek aşk, terk edilmeyecek olana bağlanmaktır.
Safa ve Merve arasında yürürken, kalp başka bir ritimde atar. Her adımda bir arayış, her nefeste bir yakarış vardır. Belki de o gün, dünya sevgisini büyütmek yerine, sevgiyi kaynağında arıtmak gerekir.
14 Şubat’ta orada olmak…
En Sevgili’nin huzurunda olmak…
Kalbi O’na sunmak…
Belki de en büyük hediye budur.
Çünkü insanlar günü gelince unutabilir,
Mesajlar silinebilir,
Çiçekler solabilir…
Ama O, kulunu unutmaz.
Sevgililer Günü’nde en güzel cümle şudur:
“Kalbimi Sana emanet ettim.”
Sevgi bir güne sığmaz.
Ama bir gün, sonsuz sevgiye açılan kapı olabilir.
Dünya kalabalık, gündem yorucu, siyaset gürültülü olabilir. Ama insanın içinde bir Kabe olmalı. Sığınılacak, dönülecek, arınılacak bir merkez…
