Putin, Biden yönetimiyle bir görüşme yapmadı. Bu sebeple Trump Putinle görüşmek için bir göbek atmadigi kaldı. Trump, adeta Putin’in peşinden koştu, defalarca kamuoyunu “konuştum, görüştüm, rüyamda gördüm…” gibi yanlış bilgilerle yönlendirdi.
Bugünlerde ise bambaşka bir manzara var. Barış toplantılarında F-35’ler ve bombardıman uçakları gökyüzünde!
Putin’in uçağına dört adet F 35 eşlik etti Alaska’da. Trump ise Putin’i kırmızı halıda alkışlayarak karşıladı. Bu esnada ise iki liderin üstlerinde uçaklar uçuşuyordu. İkisi Trump’ın canavar lakaplı makam arabasına binerek yeni açlık oyunlarnı planlamaya başladılar.
Dünyanın hangi bölgesinde kana ölüme sebep olacaklarına dahir toplantıya geçtiler.
Alaska semalarında yapılan bu gövde gösterileri, barışın savaş cihazlarıyla kurulduğu bir döneme işaret ediyor.
Sarışın Trump’ın 2022’de sarf ettiği sözler hâlâ akıllarda:
“B-2 ağır bombardıman uçaklarını Çin bayrağı altında asıp Rusya’yı bombalayalım; sonra da Rusya’yla Çin’in savaşını koltuklarımızdan oturup izleyelim.”
Trump ise bugünlerde Zelenskiy’yi hedef alıyor:
“100 bin askerle Ukrayna’yı bitiremedin, Zelensky’yi deviremedin” diyerek meydan okuyor. Bir yandan da “Seni barışa çağırıyorum ama askerle selamlıyorum” resmi ile çelişkili bir mesaj veriyor.
Trump’ın asıl stratejisi, Çin’i Rusya’dan ayrıştırmak.
Bunun için Japonya, Endonezya, Malezya gibi ülkeleri silahlandırmayı; Lagos ve Kamboçya gibi ekonomilere gümrük vergileri dayatarak Çin’i uzaklaştırmayı planlıyor.
Gelelim Ukrayna’ya…
Masada pek yok. Çünkü Ukrayna, İngiltere ile koordineli hareket ediyor. Ama yarın bir gün toprak bütünlüğünü sağlarsa, ne olacak?
Asıl mesele burada başlıyor.
Bugün Ukrayna’nın yaşadığı dramın temelinde yerel yönetimlere dair özerklik tartışmaları yatıyor. Ukrayna Anayasası’nın 141. maddesi, belli bölgelerde özel bir yönetim modeli kurulmasına kapı aralıyor. Ama Moskova’nın buna ikna olması, bugünün şartlarında neredeyse imkânsız.
Yine de olası bir senaryoyu düşünelim:
Putin, Herson’dan ve Zaporijya’nın güneyinden çekilebilir. Donetsk için ise “Kırım modeli” gündeme gelebilir. Yani:
“Askerimizi çekiyoruz ama bir şartla… Mart 2027’de bu bölgede referandum yapılsın. Sonuca kim razı olursa, Ukrayna da kabul etsin.”
Böyle bir ihtimal gerçekleşirse ne olur?
Rus nüfusun yüzde 20–23 oranında bulunduğu bölgelerde sandıktan ne çıkar kestirmek zor. Ancak referandum ihtimali bile masadaki denklemi değiştirir. Çünkü bu, Ukrayna için tarihe “onursuz bir sayfa” olarak geçmez. Tam tersine: Ukrayna askerlerinin fedakârlığı, Rusya gibi devasa bir imparatorluğa karşı gösterilen direniş, kahramanlık olarak yazılır.
Unutmayalım: Hiçbir millet tarih kitaplarında “ezildik, yenildik, topraklarımızın dörtte birini kaybettik” diye anılmak istemez. Hele ki bu uğurda hayatını veren 18–22 yaşındaki gençlerin hatırası, “boşa öldüler” algısıyla gölgelenemez. Aksi, nesiller boyu sürecek bir Rus düşmanlığını körükler. Bunu Moskova da iyi bilir.
Dolayısıyla taviz verilecek alan bellidir. Putin yönetimi, kömür havzalarını ya da Luhansk’ın değerli maden bölgelerini masada bırakmaz. Bunları bir tür “savaş tazminatı” olarak görür. Ancak geri kalan sahada, referandum formülü üzerinden bir çözüm ihtimali zayıf da olsa gündeme gelebilir.
Eğer böyle olursa, savaş ne mutlak bir zaferle ne de mutlak bir hezimetle son bulur. Tarihe belki de “onurlu bir çıkış” olarak kaydedilir.
“Altı ayda altı savaşı bitirdim” diyen sarışın Trump, Nobel Barış Ödülü’ne göz dikmiş. Herhalde bu da, insanlığın ne kadar aptal olabileceğinin en parlak ispatı. Hatta ödül verilirse, ben de kendilerini alkışlayarak üzerlerinde gogana uçuracağım…
