Bir çocuğun ölümü haber değildir; asıl haber, buna alışmış olmamızdır.
Bu ülkede sabahlar artık sadece güne değil, bir eksilmeye uyanıyor. Bir çocuğun daha adı düşüyor haber bültenlerinin alt yazısına; birkaç saniye, birkaç cümle, sonra hayat devam ediyor sanılıyor. Oysa devam eden hayat değil, alışılan bir kayıp oluyor. Her yeni çocuk ölümü, toplumun biraz daha karardığını gösteriyor bize.
Ardından kalan sadece bir isim değil; yarım kalmış bir hayat, suskun bir oda, duvara asılı bir okul çantası, akşam olunca açılmayan bir kapı oldu. Bir ev sessizliğe gömüldü, bir anne zamanın içinde donup kaldı.
Bu yaşananlar tesadüf değil.
Atlaş Çağlayan, Ahmet Minguzzi, Hakan Çakır, Alperen Toprak…
Her biri birer haber başlığına sığdırıldı ama hiçbiri bir istatistik değildi. Onlar yaşıyorlardı. Hayalleri vardı. Kimi öğretmen olacaktı, kimi futbolcu, kimi sadece büyüyüp ailesine omuz verecekti. Gelecekleri vardı; planları, korkuları, sevinçleri vardı.
“Yan baktın” gerekçesiyle öldürülen bir çocuk, basit bir adli vaka değildir. Bu, toplumun aynasında oluşan derin bir çatlağın görüntüsüdür. Çünkü şiddet durduk yere ortaya çıkmaz. Ekranlarda yüceltilen silah, zorbalık ve sahte güç; zamanla bir zihniyet inşa eder. O zihniyet büyür, sokakta karşılık bulur ve en savunmasız olana yönelir.
Bu yüzden sessiz kalan da sorumludur.
Bu mesele yalnızca adliye koridorlarının değil, milletin vicdanının meselesidir. Bir milli huzur meselesidir. Çünkü bir toplum, çocuklarını koruyamadığı yerde geleceğini de koruyamaz.
Ve çözüm, bir çiçeği mezara bırakmakla bitmez.
Çözüm; şiddeti normalleştiren dili terk etmekten, gücü yumrukta değil akılda ve merhamette aramaktan geçer. Okullarda, ekranlarda, evlerde yeniden bir değer dili kurmaktan geçer.
Bir çocuğun daha gitmemesi için…
Bir hayalin daha yarım kalmaması için…
Bugün bu satırlar bir isyan kadar, bir utanç kaydıdır da. Çünkü çocuklar korunamıyorsa, büyüyemeden toprağa veriliyorsa; bu yalnızca bir güvenlik açığı değil, bir vicdan çöküşüdür. Artık isimleri saymak istemiyoruz, mezar taşlarına yeni yaşlar eklemek istemiyoruz. Bu ülkenin çocukları korkuyla değil umutla büyüsün istiyoruz. Bir çocuğun daha gitmemesi için, bir hayalin daha yarım kalmaması için; suskunluğu değil sorumluluğu büyütmek zorundayız.
