Mustafa Barış ÖZTÜRK
Köşe Yazarı
Mustafa Barış ÖZTÜRK
 

Bir Tünelin İçinden Kudüs’e Bakmak

Kudüs’ün göbeğinde, kayaların derinliklerinde bir tünel uzanır: Siloam (Şiloah) Tüneli. M.Ö. 8. yüzyılda, Yahuda Kralı Hizkiya döneminde şehre su getirmek için kazılmış, mühendislik harikası sayılan bir yapıdır. Bu tünelin duvarında ise tarihe not düşülmüş bir yazıt vardır: Siloam Kitabesi. Kitabe şöyle der: “Kazıcılar iki yandan kazıyordu; seslerini duyuncaya kadar ilerlediler. Sonunda ortada buluştular ve sular kaynaktan havuza aktı…” Bakın dikkat edin, burada ne bir savaş var, ne bir fetih çığlığı, ne de bir “tarihî hak iddiası.”  Yalnızca bir su hikâyesi var. İnsanların hayatta kalmak için doğayla, taşla, suyla, emekle verdiği mücadele. Kudüs’ün tarihindeki bu satırlar, aslında kavgadan çok yaşamı ayakta tutmanın sembolü. Ama gelin görün ki, bugünün Kudüs’ünde aynı taşlar üzerinden bambaşka sözler yankılanıyor.  İsrail Başbakanı zalim Netanyahu, sık sık Kudüs’ü “ebedî ve bölünmez başkent” olarak tanımlıyor.  Bu söylem, taşlara kazınmış bir mühendislik anısını değil, siyasî bir iddianın sertliğini taşıyor. Şimdi soralım: Kudüs’ün taşlarında yazılı olan nedir? Bir halkın suya erişim çabası mı? Yoksa binlerce yıl sonra politik bir hak iddiasının aracı mı? Siloam Kitabesi bize şunu söylüyor: Kudüs’ün gerçek hikâyesi, toprak kavgasından önce insanların yaşama tutunma mücadelesidir. Netanyahu’nun söylemi ise bu tarihî mirası siyasî bir kalkan haline getiriyor. Bir tarafta, “Su buradan havuza aktı” diyen sade bir yazıt. Diğer tarafta, “Bu topraklar bizim ebedî başkentimiz” diyen güncel ve cahilce siyasi söylem… Tarih bize aslında çok daha yalın bir mesaj bırakmış: Kudüs, barınmanın, paylaşmanın, suyun, yaşamın şehridir. Oysa bugünün siyasetinde Kudüs, ayrışmanın ve çekişmenin sembolüne çevrilmiş durumda. Belki de asıl mesele, Siloam Tüneli’nin taşlarıyla Netanyahu’nun sözleri arasındaki bu uçurumu fark edebilmekte.  Kudüs’ün gerçek sahibi, siyasî liderlerin nutukları değil; binlerce yıldır o topraklarda suya ulaşmaya, yaşamaya çalışan insanların ortak hikâyesidir. Kudüs’ü anlamak için bazen yüksek siyasetin ve kazma  Netanyahu’nun gürültüsünü değil, bir tünelin içinden yankılanan kazma seslerini dinlemek gerekir.
Ekleme Tarihi: 18 Eylül 2025 -Perşembe

Bir Tünelin İçinden Kudüs’e Bakmak

Kudüs’ün göbeğinde, kayaların derinliklerinde bir tünel uzanır: Siloam (Şiloah) Tüneli. M.Ö. 8. yüzyılda, Yahuda Kralı Hizkiya döneminde şehre su getirmek için kazılmış, mühendislik harikası sayılan bir yapıdır. Bu tünelin duvarında ise tarihe not düşülmüş bir yazıt vardır: Siloam Kitabesi.

Kitabe şöyle der:
“Kazıcılar iki yandan kazıyordu; seslerini duyuncaya kadar ilerlediler. Sonunda ortada buluştular ve sular kaynaktan havuza aktı…”

Bakın dikkat edin, burada ne bir savaş var, ne bir fetih çığlığı, ne de bir “tarihî hak iddiası.” 
Yalnızca bir su hikâyesi var. İnsanların hayatta kalmak için doğayla, taşla, suyla, emekle verdiği mücadele. Kudüs’ün tarihindeki bu satırlar, aslında kavgadan çok yaşamı ayakta tutmanın sembolü.

Ama gelin görün ki, bugünün Kudüs’ünde aynı taşlar üzerinden bambaşka sözler yankılanıyor. 
İsrail Başbakanı zalim Netanyahu, sık sık Kudüs’ü “ebedî ve bölünmez başkent” olarak tanımlıyor. 
Bu söylem, taşlara kazınmış bir mühendislik anısını değil, siyasî bir iddianın sertliğini taşıyor.

Şimdi soralım:

Kudüs’ün taşlarında yazılı olan nedir?
Bir halkın suya erişim çabası mı?
Yoksa binlerce yıl sonra politik bir hak iddiasının aracı mı?
Siloam Kitabesi bize şunu söylüyor: Kudüs’ün gerçek hikâyesi, toprak kavgasından önce insanların yaşama tutunma mücadelesidir. Netanyahu’nun söylemi ise bu tarihî mirası siyasî bir kalkan haline getiriyor.
Bir tarafta, “Su buradan havuza aktı” diyen sade bir yazıt.
Diğer tarafta, “Bu topraklar bizim ebedî başkentimiz” diyen güncel ve cahilce siyasi söylem…

Tarih bize aslında çok daha yalın bir mesaj bırakmış: Kudüs, barınmanın, paylaşmanın, suyun, yaşamın şehridir. Oysa bugünün siyasetinde Kudüs, ayrışmanın ve çekişmenin sembolüne çevrilmiş durumda.

Belki de asıl mesele, Siloam Tüneli’nin taşlarıyla Netanyahu’nun sözleri arasındaki bu uçurumu fark edebilmekte. 
Kudüs’ün gerçek sahibi, siyasî liderlerin nutukları değil; binlerce yıldır o topraklarda suya ulaşmaya, yaşamaya çalışan insanların ortak hikâyesidir.

Kudüs’ü anlamak için bazen yüksek siyasetin ve kazma  Netanyahu’nun gürültüsünü değil, bir tünelin içinden yankılanan kazma seslerini dinlemek gerekir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.