Mustafa Barış ÖZTÜRK
Köşe Yazarı
Mustafa Barış ÖZTÜRK
 

Biz kimsenin uşağı değiliz

Biz kimsenin uşağı değiliz. Özgürlüğün bir bedeli vardır; pahalı olabilir ama bir gücün kuklası olmaktan her zaman daha onurludur. Yaklaşık 80 yıldır güvenliğimizi ABD’ye havale ettik. Bunu karşılıksız sandık. Oysa bedelini çoktan ödedik: şartlanarak, bağımlı hale gelerek ve reflekslerimizi kaybederek. Bugün “stratejik ortaklık” denilen şeyin, aslında tek taraflı bir denetim mekanizması olduğu daha net görülüyor. Avrupa şimdi geç de olsa uyanıyor. ABD’ye mesafeli açıklamalar artıyor, “kendi ayaklarımız üzerinde durmalıyız” söylemi sıklaşıyor. Güzel… ama çok geç. Bu saatten sonra Türkiyesiz ne bağımsız bir Avrupa güvenliği olur ne de ABD’den gerçekten kopmuş bir NATO ayağı inşa edilebilir. Türkiye’yi dışlayan her denklem, daha kurulurken çökmeye mahkûmdur. Öte yandan herkes ABD’ye karşı çıkarken yeni bir gerçeği görmezden geliyor: Eğer bu boşluğu Çin doldurursa, ABD’yi mumla arayacaklar. Yazın bir kenara. Yeni dünya düzeninin altyapısı çoktan Çin’e hazırlatıldı. Sosyal vatandaşlık puanları, dijital gözetim, ekonomik bağımlılık ağları… Dünya yeni liderine adım adım alıştırılıyor. “Özgürlük” söylemi yerini “kontrollü itaat”e bırakıyor. Avrupa’nın durumu ise hiç parlak değil. Almanya, İsrail’e koşulsuz bağımlı kaldığı sürece; İngiltere ve Türkiye dışlanmışken Avrupa Birliği bir güç olamaz. Böyle bir yapı, en fazla bürokratik bir kulüp olur. Bu gidişle önümüzdeki yıllarda parçalanması şaşırtıcı olmayacaktır. Demografik tablo da alarm veriyor. Türkiye dâhil neredeyse tüm Avrupa ülkeleri tarihinin en düşük doğum oranlarını yaşıyor. Ekonomiler karbon politikaları ve enerji tercihlerinin bedelini ödüyor. Savunma sanayileri zayıf, orduları uzun süredir gerçek anlamda sahada değil. Üstelik Rusya gibi aktif ve agresif bir güç, kıçlarında pusuda bekliyor. Bu tabloda Türkiye ayrı bir yerde duruyor. Nüfus potansiyeli, askeri tecrübesi, coğrafi avantajları ve  daha doğru bir yönetimle yeniden genetiğine dönebilme ihtimali var. Bugünden yarına değil; 20-30 yıllık bir perspektiften söz ediyorum. Bu süreçte Türkiye, bölgesel değil küresel denge üreten bir aktöre dönüşebilir. Avrupa bunu anlamazsa ne olur?  Açık söyleyelim: Boşver, parçalansınlar. Osmanlı topraklarını nasıl paylaştılarsa; PKK’lı teröristleri yarım asırdır nasıl fonladılarsa, şimdi de ektiklerini biçsinler. Tarih, kibirli olanlara her zaman aynı dersi verir. Biz kimsenin uşağı değiliz. Ve bu coğrafyada özgür kalmanın bedelini ödemeyi de, başkalarının hesabına yaşamamayı da gayet iyi biliriz.
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

Biz kimsenin uşağı değiliz

Biz kimsenin uşağı değiliz. Özgürlüğün bir bedeli vardır; pahalı olabilir ama bir gücün kuklası olmaktan her zaman daha onurludur.

Yaklaşık 80 yıldır güvenliğimizi ABD’ye havale ettik. Bunu karşılıksız sandık. Oysa bedelini çoktan ödedik: şartlanarak, bağımlı hale gelerek ve reflekslerimizi kaybederek. Bugün “stratejik ortaklık” denilen şeyin, aslında tek taraflı bir denetim mekanizması olduğu daha net görülüyor.

Avrupa şimdi geç de olsa uyanıyor. ABD’ye mesafeli açıklamalar artıyor, “kendi ayaklarımız üzerinde durmalıyız” söylemi sıklaşıyor. Güzel… ama çok geç. Bu saatten sonra Türkiyesiz ne bağımsız bir Avrupa güvenliği olur ne de ABD’den gerçekten kopmuş bir NATO ayağı inşa edilebilir. Türkiye’yi dışlayan her denklem, daha kurulurken çökmeye mahkûmdur.

Öte yandan herkes ABD’ye karşı çıkarken yeni bir gerçeği görmezden geliyor: Eğer bu boşluğu Çin doldurursa, ABD’yi mumla arayacaklar. Yazın bir kenara. Yeni dünya düzeninin altyapısı çoktan Çin’e hazırlatıldı. Sosyal vatandaşlık puanları, dijital gözetim, ekonomik bağımlılık ağları… Dünya yeni liderine adım adım alıştırılıyor. “Özgürlük” söylemi yerini “kontrollü itaat”e bırakıyor.

Avrupa’nın durumu ise hiç parlak değil. Almanya, İsrail’e koşulsuz bağımlı kaldığı sürece; İngiltere ve Türkiye dışlanmışken Avrupa Birliği bir güç olamaz. Böyle bir yapı, en fazla bürokratik bir kulüp olur. Bu gidişle önümüzdeki yıllarda parçalanması şaşırtıcı olmayacaktır.

Demografik tablo da alarm veriyor. Türkiye dâhil neredeyse tüm Avrupa ülkeleri tarihinin en düşük doğum oranlarını yaşıyor. Ekonomiler karbon politikaları ve enerji tercihlerinin bedelini ödüyor. Savunma sanayileri zayıf, orduları uzun süredir gerçek anlamda sahada değil. Üstelik Rusya gibi aktif ve agresif bir güç, kıçlarında pusuda bekliyor.

Bu tabloda Türkiye ayrı bir yerde duruyor. Nüfus potansiyeli, askeri tecrübesi, coğrafi avantajları ve  daha doğru bir yönetimle yeniden genetiğine dönebilme ihtimali var. Bugünden yarına değil; 20-30 yıllık bir perspektiften söz ediyorum. Bu süreçte Türkiye, bölgesel değil küresel denge üreten bir aktöre dönüşebilir.

Avrupa bunu anlamazsa ne olur? 
Açık söyleyelim: Boşver, parçalansınlar. Osmanlı topraklarını nasıl paylaştılarsa; PKK’lı teröristleri yarım asırdır nasıl fonladılarsa, şimdi de ektiklerini biçsinler. Tarih, kibirli olanlara her zaman aynı dersi verir.

Biz kimsenin uşağı değiliz. Ve bu coğrafyada özgür kalmanın bedelini ödemeyi de, başkalarının hesabına yaşamamayı da gayet iyi biliriz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.