Kiminle konuşsan şikâyet ediyor,
Sabah simitçiden başlıyor, akşam apartman toplantısında bitiyor.
Simitçi diyor “un pahalı”
Apartman sakinleri:
“Site aidatı çok, otopark dar, komşu gürültülü” dıyor.
Manav “millet artık yarım kilo elma alıyor, poşet dolduran kalmadı.”
Bakkal “veresiye defteri ansiklopediye döndü, tahsilat yok.”
Kasap “et aldı başını gitti, müşteriye anlat anlat bitmiyor.”
Kuaför dertli: “Boyalar eurodan hızlı artıyor, müşteri hala eski tarifeyi soruyor.”
Taksi şoförü söyleniyor: “Mazot olmuş külçe altın, müşteri hala kısa mesafe yazık diyor.”
Öğretmen dertli: “Ders anlatıyoruz ama kimse dinlemiyor, veli WhatsApp grubundan not istiyor.”
Doktor şikayetçi: “Hasta geliyor yapay zeka teşhisle, bize de reçete yazmak kalıyor.”
Memur diyor “maaş yatıyor, daha öğlene kalmadan buhar oluyor.”
Öğrenci isyan ediyor: “Okul var, sınav var, motivasyon yok.”
Arkadaşın Betül arıyor: “Saçımın dibi geldi, boyatayım diyorum, ama fiyatlar…”dıyor.
Kısacası, nereye dönsen bir şikayet.
Toplum olarak hepimiz memnuniyetsizlik mikrobunu kapmışız.
Ağır seyrediyor hastalık.
Tedavisi zor, çünkü herkes hastalığından çok memnun!
Kimse işinden, aşından, komşusundan, hatta kahvecinin demlediği çaydan bile razı değil.
Bir yudum alıyor: “Çay niye böyle acı?”
Sabah “trafik var” diye söyleniyoruz, akşam “ev çok sessiz” diye.
Kışın “soğuk”, yazın “sıcak”, ilkbaharda “polen”, sonbaharda “hüzün”…
Yani dört mevsim şikâyet garantili bir coğrafyada yaşıyoruz.
Hava ılıman bile olsa, milletin suratı sert rüzgâr esintisi gibi.
Çalışan da şikâyetçi, çalışmayan da…
Zengin dertli, fakir perişan…
Amir şikâyet ediyor memurdan, memur da amirden!
Yani herkes bir başkasının şikâyet kaynağı.
Tam bir zincirleme reaksiyon… Şikâyet bulaşıcı, virüs gibi; ama aşısı yok,
İbn-i Sina bile demiş zamanında:“Sürekli şikâyet etmek kanı soğutur, dolaşımı yavaşlatır.”
Yani aslında millet olarak kanımız donmuş durumda!
O yüzden kimse gülmüyor belki de.
Şimdi ben de fazla konuşursam…
Haksız yere “şikâyet edenler kulübü”ne yazılacağım!
O yüzden kısa keseyim.
Evet, sorunlar var.
Ama sürekli şikâyet etmek, suyu kaynatmadan çay beklemek gibi:
Hiçbir işe yaramıyor, sadece buhar yapıyor.
O yüzden bence biraz gülümseyelim, biraz taşın altına elimizi koyalım.
Hayat zaten kısa, bari şikâyetle kısaltmayalım.
Şimdi derin bir nefes alın…
Ve bir günlüğüne deneyin bakalım, şikâyetsiz yaşamak nasıl bir şey…
Hadi gülümseyin bugün; evdekilere, asansörde, sokakta karşılaştığınız o yabancalara, “Günaydın!” deyin ve bir tebessüm fırlatın.
Böyle başlayın güne,şikayet virüsüne karşı en güçlü aşı bu çünkü!
Hazır mısınız?
Hayde!
