Bazı bağlar, ne kadar baskı olursa olsun kopmaz; Ve asıl mesele silah değil, kalpte taşıdığın inat ve sadakattir.
Ve biliyorum ki, bazıları gitmez… Çünkü bilir: bir kez giderse, bir daha dönemez…
“Biz yalan söyledik, kimyasal silah yoktu.”
Irak işgalinden yıllar sonra Amerikalı yetkililerin ağzından dökülen bu itiraf aslında bildiğimiz bir gerçeği doğruluyordu: O işgalin bahanesi kimyasal silahlar değildi.
Asıl mesele, 600 bin kişilik güçlü Irak ordusuydu. İran’la sekiz yıl savaşmış, Arap dünyasının en disiplinli ve güçlü ordusu… Ve petrol zengini Irak devleti. Bu tablo, İsrail’in başına bela olabilecek tek Arap ülkesini işaret ediyordu.
Mısır zaten Camp David sonrasında edilgen hale getirilmişti. Ürdün, türedi bir devlet olarak varlığını sürdürüyordu. Filistin ise yıldan yıla sökülüp parçalanmış, nefessiz bırakılmıştı. Dolayısıyla İsrail’in karşısında durabilecek tek ülke Irak’tı. Onu da işgal ettiler.
Bugün Filistin’de yaşananlara baktığımızda aynı planın izlerini görüyoruz. Gazze’nin üzerine yıllardır süren bir ambargo… Gıda, ilaç, elektrik girmesin diye atılan her adım… Mavi Marmara neden yola çıkmıştı hatırlayın: Ablukayı kırmak için. Demek ki bu abluka yeni değil; on yıllardır süren bir kuşatma.
7 Ekim’de yaşananlar aslında bir feryattı:
“Bu zincirleri kırmak istiyoruz. Kendi toprağımızda özgür yaşamak istiyoruz.”
İsrail’in cevabı ise belliydi: Daha fazla yıkım, daha fazla ölüm.
Ama şu soru hiç değişmedi: Bugüne kadar tek bir İsrailli siyasetçi çıkıp da “Biz Filistin halkıyla yan yana, barış içinde yaşayabiliriz” dedi mi?
Hayır.
1948’den bu yana hedef hep aynı oldu: Filistinlileri köksüz, vatansız ve çaresiz bırakmak. Onlara verdikleri kimliklerle “köle” gibi çalıştırıp, sonra akşam evine dönerken 35 kontrol noktasından geçmeye mecbur etmek… İşte bu, Filistinlinin her gün yaşadığı hakikat…
İsrail’in hedefi apaçık: Filistinli bu topraklardan gidene kadar, son nefesine kadar baskıyı artırmak.
Fakat Filistinli gitmiyor. Gazze kapıları açılsa bile gitmeyecek. Ona 1 milyon dolar da versen Kudüs’teki küçücük bir dairesinden vazgeçmeyecek. Çünkü biliyor: Bir kez giderse, bir daha asla dönemeyecek.
Bugün “iki devletli çözüm” masalları hâlâ anlatılıyor. Oysa tarih bize başka bir şey söylüyor: Bir halkın iradesi işgalcinin tankından da, uçağından da güçlüdür. Irak örneği ortadadır. Afganistan örneği ortadadır. Suriye ortadadır. Yirmi yıllık işgaller çöktü, işbirlikçiler kaçtı, enkaz kaldı ama halk kaldı.
Filistin de kalacak. Çünkü asıl mesele silah değil, iradedir. Ve Filistin halkı, toprağına sıkı sıkıya tutunarak bize her gün şunu hatırlatıyor:
Toprağına sahip çıkan bir halkı kimse yok edemez.
