Bazen tek bir cümle, sayfalarca rapordan, saatlerce süren tartışmalardan daha fazlasını anlatır.
Bazen bir çocuğun ağzından çıkan birkaç kelime, koca bir dünyanın vicdanını yargılar.
Bugün Instagram’da karşıma çıkan bir paylaşımda okuduğum bu cümle de tam olarak öyleydi; okuyanı susturan, insanın boğazına düğümlenen bir cümle…
Gazze’li bir çocuğa sormuşlar:
— Büyüyünce ne olacaksın?
Çocuk kısa bir an durmuş.
Sonra, dünyadaki bütün diplomatik raporlardan, bütün haber bültenlerinden daha ağır bir cümle kurmuş:
“Gazze’li çocuklar büyümez ki…”
Bu bir cevap değil aslında.
Bu, insanlığın alnına kazınmış bir utanç cümlesi.
Çocukluk, dünyanın her yerinde aynıdır değil mi?
Oyuncakla başlar, hayalle büyür, umutla devam eder.
Gazze’de ise çocukluk; siren sesiyle uyanmak, patlama sesiyle susmak, enkaz altında annesinin adını sayıklamak demektir.
Gazze’de çocuklar masal dinlemez, kurtarma ekiplerinin ayak seslerini dinler.
Biz çocuklara “ileride ne olmak istiyorsun?” diye sorarız.
Doktor der, öğretmen der, astronot der.
Gazze’de çocuklar ise “yarına çıkabilecek miyim?” sorusuyla yaşar.
Orada gelecek hayal edilmez; gelecekten sağ çıkmaya çalışılır.
Bir çocuğun en büyük korkusu karanlık olmamalı.
Gazze’de karanlık değil; aydınlık korkutuyor, çünkü bombalar genellikle gündüz düşüyor.
Bir çocuğun en büyük sınavı bu olmamalı.
Gazze’de çocuklar sınavdan değil, sayılardan korkuyor:
Kaç roket düştü, kaç kişi öldü, kaç çocuk eksildi.
Ve biz…
Biz “denge politikası” diyoruz.
“Taraflar” diyoruz.
“Jeopolitik” diyoruz.
Ama bir çocuğun cesedinin tarafı olmaz.
Bir çocuğun ölümü siyasetin konusu olamaz.
O çocuk “Gazze’li çocuklar büyümez ki” derken aslında şunu söylüyor:
— Siz bizi sadece ölürken görüyorsunuz.
Evet, dünya Gazze’yi hep enkaz altında izledi.
Hiçbir zaman bir çocuğun büyümesini merak etmedi.
İsmini değil, istatistiğini tuttu yazdı.
Gazze’de çocuklar büyümez.
Çünkü büyümek için önce yaşamak gerekir.
Bir gün biri yine bir çocuğa soracak:
— Büyüyünce ne olacaksın?
Umarım o çocuk,
“Hayatta kalmış biri” demek zorunda kalmaz.
