Bir laf ediyorsun, çekip gidiyorsun. Basit,kolay ve emeksiz.
Ama gönül almak…
İşte orası emek ister, yürek ister.
Kırıyoruz, geçiyoruz.
Üstüne bir de haklı çıkmaya çalışıyoruz.
Kimse “Ben nerede çuvalladım?” demiyor.
Yetmiyor, anlatıyoruz sağa sola…!
Bir bakıyorsun; aynı sofraya oturmuş insanlar, aynı havayı solumuş dostlar,
bir kelime yüzünden yabancı olmuş.
Herkes başkasını eleştiriyor, arkasından konuşuyor.
Herkesin dilinde bir suçlu var.
Ama aynaya bakan yok maalesef.
Oysa insan gece yatağa yattığında bazen kendine sormalı:
“Ben nerede yanlış yaptım?”
Hatta İbrahim Tatlıses’ten bu şarkıyı da dinlemeli.
Kalp kırmak sıradanlaştı, farkında mısınız?
Oysa gönül dediğin şey nazlıdır.
Parayla düzelmez, sessizlikle azalmaz;
zamana bırakılması da her zaman doğru değildir. Demedi demeyin!
Bazen bir ses,
“Nasılsın?” gibi, bazen de sadece susup dinlemek ister.
Vefa dedikleri şey de büyük laflar değildir.
Paylaşılan bir çaydır bazen. Öyle 40 yıl hatırı olan kahveninde peşinde değiliz.
Bakın, açık söyleyeyim;
Herkes yorgun, herkesin çeşit çeşit derdi var.
Ama bu, birbirimizi incitme hakkı vermez.
Kimsenin kalbi, başkasının hıncını boşaltacağı yer değildir.
Bir gönül alındı mı kırgınlık biter.
Alınmazsa; yıllar geçse de içte bir sızı kalır.
Bazen bu kırgınlık öfkeye,
zamanla da zarar vermeye dönüşebilir.
Belki de artık daha az haklı olmaya,
daha çok insan olmaya ihtiyacımız var.
Bir mesaj atmak zor geliyorsa,
bir kapıyı çalmak ağır geliyorsa,
bilin ki buna engel olan şey egomuz değildir;
Eksik olan vefamız ve İnsanlığımızdır.
Bu yazıyı kimseye laf sokmak için yazmadım.
Lakin okurken bir tek yüreğe dokunabildiysem,
bu benim için günün kârıdır.
Çünkü bu memlekette en çok eksik olan şeylerden biri:
Biraz GÖNÜL ALMA…
