Mustafa Barış ÖZTÜRK
Köşe Yazarı
Mustafa Barış ÖZTÜRK
 

Sevmekten Kim Usanır?

Sevmekten Kim Usanır? Bazı şarkılar vardır ki, insanın yaşı ilerledikçe kalbine daha derin dokunur. On sekizinde dinlediğinizde sadece melodisi kulağınıza çalınır; kırkınızda sözleri gönlünüzü burkar; elliler de ise hayatın özeti gibi gelir. İşte “Sevmekten kim usanır, tadına doyum olmaz…” dizeleri de böyle bir şarkıdır. Sevmekten kim usanır Tadına doyum olmaz Hangi gönül uslanır âh Sevenle oyun olmaz Kaç kere yemin ettim  Kaç gönüle de girdim Sensiz yapamıyorum Bak yine sana geldim İster yüzümü güldür İstersen ağlat beni Bir gecenin koynundan al Bin geceye at beni Bu şarkıyı rahmetli! söylediğinde büyük keyif alırdı. En azından ben öyle hissederdim. Yaş aldıkça anlamını idrak ettiğimiz bu şarkının güftesi, edebiyat ve müzik dünyamızın incilerinden Hikmet Münir Ebcioğlu’na aittir. 31 Aralık 1985’te aramızdan ayrılan Ebcioğlu, Aşiyan Mezarlığı’na defnedilmiştir. Hazır yeri gelmişken küçük ama çok önemli bir hatırlatmayı da yapalım: Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumduğunu dünyaya ilk duyuran ses, onun sesiydi. Bir neslin hafızasında böyle bir yer edinmiş olan Ebcioğlu’nu da rahmetle anıyoruz. Gelelim şarkımızın hikâyesine… Üstat, iş yerinde çok yakın olduğu bir arkadaşıyla sık sık buluşurmuş. Arkadaşı, şiir yazmasa da şiirsel konuşan, ama gönül işlerinde bir türlü dikiş tutturamayan biriymiş. Hemen her buluşmalarında derdini anlatır, akıl sorarmış. Bir akşam yine masada laflarlarken üstat dayanamaz: “Yahu sen sevmekten hiç usanmayacak mısın? Bu ne şıpsevdilik?” der. Arkadaşı gülümser: “Üstat, sevmekten kim usanır? Sevgiye doyum olur mu?” Üstat da hak verir ama ekler: “Ama sevenle oyun olmaz! Bunu da hâlâ öğrenemedin mi?” Sohbet uzar, kah gülüşürler kah hüzünlenirler. Arkadaşının gönül yarası derindir. O gece üstat, masadan ayrılırken içinde kelimeler kıpırdanmaya başlar. Ertesi gün yaşanan sürpriz bir buluşmada arkadaşı sevgilisi Jale’ye diz çöküp yüzük uzatır, keman sesleri salona yayılır ve o an bir ömürlük bağa dönüşür. İşte o gecenin atmosferi, Ebcioğlu’nun kaleminde mısralara dökülür; Teoman Alpay’ın bestesiyle hayat bulur. Bugün dinlediğimizde kalbimize işleyen şarkının ardında işte böyle gerçek bir hikâye yatar. Sevgiye dair bu hikâyeden çıkarılacak çok ders var. Gençken “aşk” sadece heyecandır, büyüdükçe hayatın yükleriyle birlikte sabır, sadakat ve bağlılık anlamına gelir. Belki de bu yüzden yıllar geçtikçe bu şarkının tadı katlanarak artar. O halde biz de şarkının ruhuna kulak verelim: Sevmekten kim usanır, değil mi? Hoşça kalın.
Ekleme Tarihi: 09 Eylül 2025 -Salı

Sevmekten Kim Usanır?

Sevmekten Kim Usanır?

Bazı şarkılar vardır ki, insanın yaşı ilerledikçe kalbine daha derin dokunur. On sekizinde dinlediğinizde sadece melodisi kulağınıza çalınır; kırkınızda sözleri gönlünüzü burkar; elliler de ise hayatın özeti gibi gelir. İşte “Sevmekten kim usanır, tadına doyum olmaz…” dizeleri de böyle bir şarkıdır.

Sevmekten kim usanır
Tadına doyum olmaz
Hangi gönül uslanır âh
Sevenle oyun olmaz
Kaç kere yemin ettim 
Kaç gönüle de girdim
Sensiz yapamıyorum
Bak yine sana geldim
İster yüzümü güldür
İstersen ağlat beni
Bir gecenin koynundan al
Bin geceye at beni

Bu şarkıyı rahmetli! söylediğinde büyük keyif alırdı. En azından ben öyle hissederdim.
Yaş aldıkça anlamını idrak ettiğimiz bu şarkının güftesi, edebiyat ve müzik dünyamızın incilerinden Hikmet Münir Ebcioğlu’na aittir. 31 Aralık 1985’te aramızdan ayrılan Ebcioğlu, Aşiyan Mezarlığı’na defnedilmiştir. Hazır yeri gelmişken küçük ama çok önemli bir hatırlatmayı da yapalım: Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumduğunu dünyaya ilk duyuran ses, onun sesiydi. Bir neslin hafızasında böyle bir yer edinmiş olan Ebcioğlu’nu da rahmetle anıyoruz.

Gelelim şarkımızın hikâyesine…

Üstat, iş yerinde çok yakın olduğu bir arkadaşıyla sık sık buluşurmuş. Arkadaşı, şiir yazmasa da şiirsel konuşan, ama gönül işlerinde bir türlü dikiş tutturamayan biriymiş. Hemen her buluşmalarında derdini anlatır, akıl sorarmış.

Bir akşam yine masada laflarlarken üstat dayanamaz:
“Yahu sen sevmekten hiç usanmayacak mısın? Bu ne şıpsevdilik?” der.

Arkadaşı gülümser:
“Üstat, sevmekten kim usanır? Sevgiye doyum olur mu?”

Üstat da hak verir ama ekler:
“Ama sevenle oyun olmaz! Bunu da hâlâ öğrenemedin mi?”

Sohbet uzar, kah gülüşürler kah hüzünlenirler. Arkadaşının gönül yarası derindir. O gece üstat, masadan ayrılırken içinde kelimeler kıpırdanmaya başlar. Ertesi gün yaşanan sürpriz bir buluşmada arkadaşı sevgilisi Jale’ye diz çöküp yüzük uzatır, keman sesleri salona yayılır ve o an bir ömürlük bağa dönüşür.

İşte o gecenin atmosferi, Ebcioğlu’nun kaleminde mısralara dökülür; Teoman Alpay’ın bestesiyle hayat bulur. Bugün dinlediğimizde kalbimize işleyen şarkının ardında işte böyle gerçek bir hikâye yatar.

Sevgiye dair bu hikâyeden çıkarılacak çok ders var. Gençken “aşk” sadece heyecandır, büyüdükçe hayatın yükleriyle birlikte sabır, sadakat ve bağlılık anlamına gelir. Belki de bu yüzden yıllar geçtikçe bu şarkının tadı katlanarak artar.

O halde biz de şarkının ruhuna kulak verelim:
Sevmekten kim usanır, değil mi?
Hoşça kalın.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.