ABD’den Venezuela’ya 24 helikopter ile 87 dakikada gerçekleşen darbe için sarışın Trump çıkıyor ve diyor ki:
“Venezuela’nın zengin petrollerine, nadir toprak elementlerine gözümüz yok.”
Tabii ki öyledir demokrasi götürecektir…
Bakın ne diyor deli dana:
“Maduro’yu aldık, gemiyle Amerika’ya götürüyoruz.”
Peki bu nasıl bir çelişki?
Trump’ın dili artık bir devlet başkanının dili değil.
Bu, harita başında çizim yapan bir kovboyun dili.
“Geleceklerini biz şekillendireceğiz” diyebiliyor.
Bir ülkenin, bir halkın, bir coğrafyanın kaderi üzerine bu kadar rahat konuşabilmek…
Ne diplomasi var, ne hukuk, ne de utanma…
Bir de operasyon anlatıları var.
“Maduro’yu kale gibi bir yerde yakaladık.”
“Parlak bir operasyondu.”
“Planlama mükemmeldi.”
“Operasyon anları adeta bir TV şovu gibiydi.”
İnsan ister istemez soruyor:bu ne yahu
Bu bir devlet operasyonu mu, yoksa Netflix fragmanı mı?
Devam ediyor şeref yoksunu sarışın:
Sadık kalanların geleceği kötüymüş.
Kaçacak mıymış, delik mi arayacaklarmış…
Trump da bunu “değerlendirecekmiş”. Allah akıl fikir versin…
Sen kimsin?
Bir ülkenin liderinin kaçıp kaçamayacağını, yanında duranların geleceğinin “kötü” olup olmayacağını hangi yetkiyle tartışıyorsun?
Bu cümleler rastgele kurulmuş gibi durmuyor.
Sanki Çin’le öncesinde yapılmış bir “operasyon öncesi konsültasyon” havası var.
Sen oraya girme, ben buraya karışmayayım.
Enerji hatları, petrol akışları, nadir elementler…
Hepsi sessiz bir pazarlığın konusu gibi.
Rusya için Ukrayna’ya “yeşil ışık”.
Çin için Tayvan’a göz kırpma.
Karşılığında ABD’nin yaptığı şey basit:
“Ben şu ülkelerde küçük rahatsız etme operasyonları yapayım.”
Adına da demokrasi diyorlar.
Oysa yapılan çok net:
Çin’in enerji ihtiyacını karşılayan,
Rusya’nın nüfuz alanında duran
ya da sadece “yanlış yerde duran” ülkeler,
doğrudan savaşla değil, operasyonlarla dizayn ediliyor.
Hukuk yok.
Diplomasi yok.
İnsanlık yok.
Trump’ın dili bu yüzden tehlikeli.
Çünkü bu dil, dünyayı bir strateji oyunu, ülkeleri de harcanabilir piyonlar olarak görüyor.
Bu küresel tabloda ne olur?
Emtia fiyatlarında sert dalgalanmalar yaşanır.
Toplu göçler kaçınılmaz hale gelir.
Bölgesel krizler küresel zincirleme reaksiyonlara dönüşür.
Ve asıl soru tam da burada duruyor:
Böyle cümleler kurabilen bir liderin olduğu bir dünyada,
bağımsızlık hâlâ gerçek mi?
Yoksa sadece güçlülerin ağzında dolaşan romantik bir kelime mi?
Sarışın Trump,
sana bu hakkı kim verdi?
Harita çizme yetkisini, kader belirleme cesaretini,
“geleceği planlama” küstahlığını nereden aldın?
Dünya kovboy filmlerinden ibaret değil.
Ve herkes senin set figüranın değil.
Ama belli ki biri Trump’a bunu henüz söylemedi.
Yakındır,
