Mustafa Barış ÖZTÜRK
Köşe Yazarı
Mustafa Barış ÖZTÜRK
 

Ve genelde konuşan, yaşayan değildir.

Geçen yaz bir kafede oturuyorum. Yan masada iki Alman, kahvelerini yudumlarken hararetle ekonomi konuşuyor. Biri: “Enflasyon yüzde 4 olmuş, bu hükümetle olmaz.” Diğeri başını sallıyor: “Evet evet, portföyüm ciddi etkilendi.” Masaya bakıyorum: Latte, kruvasan, yanında organik badem sütü… Portföy etkilenmiş belli. Kruvasan biraz küçülmüş olabilir. Amerika’da da farklı değil. New York’ta CNBC ekranlarında enflasyon tartışması var. Kravatlı analistler, “Fed faizi geç mi artırdı?” diye birbirine giriyor. Aynı saatlerde Ohio’da bir emekli kadın, markette hindi etini sepete koyup koymama arasında Fed’den daha zor bir karar veriyor.  Fransa’da Sarı Yelekliler sokağa dökülürken Paris’te bir borsa kulübünde toplantı yapılıyor. Masada şarap, menüde kaz ciğeri. Enflasyon konuşuluyor… Türkiye’de ise tablo daha tanıdık. Ekonomiden en yüksek sesle şikâyet edenler genelde bankada parası olanlar. Faiz neden böyle, borsa neden düştü, döviz niye sıçradı… Haklılar mı?  Evet. Etkileniyorlar mı?  Görece. Ama pazarda domatesi taneyle alan emekli, ekonomi programı izlemiyor. Çünkü onun için “sıkılaşma” kredi değil; sofranın sıkılaşması porsiyonların küçülmesi! Maliye Bakanı’nı en sert eleştirenler, genellikle o yanlış kararların bedelini bir şekilde ödeyebilecek güce sahip olanlar.  Yanlış faiz mi?  Dövize geçer.  Yanlış vergi mi?  Muhasebeci çözer.  Yanlış ekonomi mi? “Bu ülkede yatırım yapılmaz” deyip yakınılır. Asgari ücretlinin ise eleştiri lüksü yoktur. Çünkü eleştiri zaman ister, enerji ister.  O enerjiyi: işte,dolmuşta,belediye otobüsünde metroda harcar akşam eve dönünce sadece sessizlik ve huzurun peşindedir enerjisi kalmaz. Sonrasında televizyonu açar ve tuzu kuru, bir eli yağda bir eli balda olanların şikayet edip durduklarını izler.  Türkiye’de ekonomik şikâyetler sınıfsal bir dile sahiptir. Üst gelir grubu yanlış politikaları konuşur; alt gelir grubu bunu bizzat sonuçlarıyla yaşar. Biri kararları tartışır, diğeri kararların altında kalır. Ne enteresan bir tablo değil mi? Asıl çelişki de tam burada başlar: En çok sesi çıkanlar, aslında en az zarar görenlerdir. En çok etkilenenler ise sessizdir. Çünkü açlık bağırmaz; içine çöker. O yüzden ekonomiyi anlamak için grafiğe değil, mutfağa bakmak gerekir. Çünkü biri enflasyonu konuşur, diğeri enflasyonla yaşar. Ve genelde konuşan, yaşayan değildir.
Ekleme Tarihi: 15 Ocak 2026 -Perşembe

Ve genelde konuşan, yaşayan değildir.

Geçen yaz bir kafede oturuyorum. Yan masada iki Alman, kahvelerini yudumlarken hararetle ekonomi konuşuyor. Biri:
“Enflasyon yüzde 4 olmuş, bu hükümetle olmaz.”
Diğeri başını sallıyor:
“Evet evet, portföyüm ciddi etkilendi.”
Masaya bakıyorum: Latte, kruvasan, yanında organik badem sütü…
Portföy etkilenmiş belli. Kruvasan biraz küçülmüş olabilir.

Amerika’da da farklı değil. New York’ta CNBC ekranlarında enflasyon tartışması var. Kravatlı analistler, “Fed faizi geç mi artırdı?” diye birbirine giriyor. Aynı saatlerde Ohio’da bir emekli kadın, markette hindi etini sepete koyup koymama arasında Fed’den daha zor bir karar veriyor. 

Fransa’da Sarı Yelekliler sokağa dökülürken Paris’te bir borsa kulübünde toplantı yapılıyor. Masada şarap, menüde kaz ciğeri. Enflasyon konuşuluyor…

Türkiye’de ise tablo daha tanıdık.
Ekonomiden en yüksek sesle şikâyet edenler genelde bankada parası olanlar. Faiz neden böyle, borsa neden düştü, döviz niye sıçradı…
Haklılar mı? 
Evet.
Etkileniyorlar mı? 
Görece.
Ama pazarda domatesi taneyle alan emekli, ekonomi programı izlemiyor. Çünkü onun için “sıkılaşma” kredi değil; sofranın sıkılaşması porsiyonların küçülmesi!

Maliye Bakanı’nı en sert eleştirenler, genellikle o yanlış kararların bedelini bir şekilde ödeyebilecek güce sahip olanlar. 
Yanlış faiz mi? 
Dövize geçer. 
Yanlış vergi mi? 
Muhasebeci çözer. 
Yanlış ekonomi mi? “Bu ülkede yatırım yapılmaz” deyip yakınılır.

Asgari ücretlinin ise eleştiri lüksü yoktur. Çünkü eleştiri zaman ister, enerji ister. 
O enerjiyi: işte,dolmuşta,belediye otobüsünde metroda harcar akşam eve dönünce sadece sessizlik ve huzurun peşindedir enerjisi kalmaz. Sonrasında televizyonu açar ve tuzu kuru, bir eli yağda bir eli balda olanların şikayet edip durduklarını izler. 
Türkiye’de ekonomik şikâyetler sınıfsal bir dile sahiptir. Üst gelir grubu yanlış politikaları konuşur; alt gelir grubu bunu bizzat sonuçlarıyla yaşar.
Biri kararları tartışır, diğeri kararların altında kalır.

Ne enteresan bir tablo değil mi?
Asıl çelişki de tam burada başlar:
En çok sesi çıkanlar, aslında en az zarar görenlerdir.
En çok etkilenenler ise sessizdir. Çünkü açlık bağırmaz; içine çöker.

O yüzden ekonomiyi anlamak için grafiğe değil, mutfağa bakmak gerekir.
Çünkü biri enflasyonu konuşur,
diğeri enflasyonla yaşar.

Ve genelde konuşan, yaşayan değildir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.