Mustafa Barış ÖZTÜRK
Köşe Yazarı
Mustafa Barış ÖZTÜRK
 

Yaylada Bir King Muhabbeti

Ne zaman yedi kişiyi bir araya getirsek, ya biri düğüne çağrılır ya da birinin arabası arıza yapar. Bu kez farklı oldu: Biz hem yedi kişiyi topladık, hem de arabayı arıza yaptırmayı başardık. Hedef: Trabzon Maçka’nın yaylaları. Mesafe: Rize’den 2,5 saat. Hâl böyle olunca yolculuğun daha ilk dakikaları “tarihe not” olarak düşüldü. Sis, Karadeniz’in en sadık dostu. Ama öyle korkutucu bir sis değil; masalsı, hatta biraz “ücretsiz efekt” gibi. Fakat maceranın asıl perdesi Sümela tarafında açıldı: Turbo hortumu patladı! Araba homurdanmayı kesti, arabanın arkasında siyah bulutlar oluştu biz de birbirimize baktıpk. Yol yardımına başvurduk ama bildiğiniz yol yardımı değil: Teoman’ı aradık. Zaten bizde yol yardımı “bilirkişi arkadaş” demek. Teoman geldi, kaputu açtı, şöyle bir baktı ve ağzından çıkan o bilge cümle: Arkadaşlar, yapacak bir şey yok. Sonra Muharrem’in arabasına doluştuk. Anlayacağınız, daha yaylaya varmadan hikâyemiz “maceralı gidiş” kategorisine girdi. Mangal, Muhabbet ve Mağdur Bulaşıkçı Fırınoba ve Cami Boğaz yaylalarına vardığımızda manzara bildiğiniz ansiklopedi kapağı gibiydi. Duman tüten evler, bulutlara kafa tutan zirveler, oksijenden sarhoş eden çimenler…  İlk iş mangal. Mangal deyince de sahneye çıkan tabii ki “Mangalcı Muharrem.” Etleri öyle bir pişirdi ki, kokuyu uzaktan alan köpekler bile “biz de masadayız” diye gelmeye kalktı. Masanın etrafında ise klasik muhabbet repertuarı: Birisi eski aşk hikâyelerini “dağlara taşlara” diyerek bitiriyor. Diğeri şehirdeki trafik çilesini yaylanın sessizliğiyle kıyaslıyor. Üçüncüsü, “Burada elektrik kesilse fark etmez, yeter ki soba yansın” diye noktayı koyuyor. Masayı kaldırmak? Onu da tabii ki Şenol Hoca’ya bıraktık. Ne de olsa her grubun bir “gönüllü mağduru” vardır. King’in Yayla Versiyonu Asıl meseleye gelelim: King oyunu. Normalde her cuma akşamı Rize’de “Tekno Mehmet”in kahveleri eşliğinde oynarız. Ama bu kez masayı yaylaya kurduk. Oyunda hırs, şans, taktik hepsi mevcut. Mehmet, sanki Las Vegas’ta rulet çeviriyor gibi kâğıt açıyor. Bir diğer arkadaş Murat kaybedince hemen Küçük Emrah’a bağlanıyor; surat asık, fon müziği hazır. Biz geri kalanlar ise fazla renk vermiyoruz ama içten içe biliyoruz ki bu masa, bir aylık stresin tek reçetesi. Gece olunca hava serinledi. Sobamız yanıyor, gökyüzü yıldızla dolu. Arkadaşlardan biri, “Ay var diyorlar ama hâlâ gelmedi” dedi. Sanırsınız Ay da bizi kıskanmış, gelmeye naz yapıyor. Oyun sabah 04.30’a kadar sürdü. Yedi el oynadık, sonra herkes soba başında yere serildi. Ev 4+1’di ama biz Karadeniz usulü 7+1 yaşadık. Ben klasik formumda, iki saat uykuyla kalktım ve kahvaltıyı hazırladım: kavurmalı yumurta, muhlama… Masadan kimse aç kalkmadı. Yayla Yürüyüşü ve Dağcı Doktor Kahvaltı sonrası oyun yeniden başladı. Ben de Teoman’la yürüyüşe çıktım. Fakat Teoman’ın nefesi kesildi; geri döndük. Sonra enerjiyi Hüseyin Hoca’da buldum. Kendisi doktor ama aynı zamanda  ağrı dağına zirve yapmış bir profesyonel dağcı. Onunla yürüyüşte yayla başka türlü görünüyor: rüzgârın salladığı çiçekler, bulutların gölge oyunları… İnsan şehirdeki telaşını unutuyor. Dönüş, Rövanş ve Bir Vefa Pazar akşamı dönüş vakti geldi. Hepimiz aynı şeyi düşündük: “Bu oyunun rövanşı şart!” Şimdiden bir sonraki turnuvayı Gürcistan Mestia ya da Azerbaycan Karabağ’da planlıyoruz. yayladan Maçka’ya doğru inerken radyoda Volkan Konak vardı. Yaylada kuzular yayilmayınca Sevdaluk olur mi sarilmayınca? Aç kollaruni, sıkı sıkı boynuma dola Neler olur belli mi ola? Maçka’dan geçerken, yol kenarında 200 metre ötede yatan Kuzey’in oğlunu ziyaret ettik. Kabri başında sessizce durduk, duamızı ettik. Allah rahmet eylesin. Ve işin sonunda geriye şu soru kaldı: “Yaylada olduğunuz sürece ne mi eksikti, neyi özlediniz?” Cevap aslında yazının içinde gizli…
Ekleme Tarihi: 16 Eylül 2025 -Salı

Yaylada Bir King Muhabbeti

Ne zaman yedi kişiyi bir araya getirsek, ya biri düğüne çağrılır ya da birinin arabası arıza yapar. Bu kez farklı oldu: Biz hem yedi kişiyi topladık, hem de arabayı arıza yaptırmayı başardık. Hedef: Trabzon Maçka’nın yaylaları. Mesafe: Rize’den 2,5 saat. Hâl böyle olunca yolculuğun daha ilk dakikaları “tarihe not” olarak düşüldü.

Sis, Karadeniz’in en sadık dostu. Ama öyle korkutucu bir sis değil; masalsı, hatta biraz “ücretsiz efekt” gibi. Fakat maceranın asıl perdesi Sümela tarafında açıldı: Turbo hortumu patladı! Araba homurdanmayı kesti, arabanın arkasında siyah bulutlar oluştu biz de birbirimize baktıpk. Yol yardımına başvurduk ama bildiğiniz yol yardımı değil: Teoman’ı aradık. Zaten bizde yol yardımı “bilirkişi arkadaş” demek. Teoman geldi, kaputu açtı, şöyle bir baktı ve ağzından çıkan o bilge cümle:
Arkadaşlar, yapacak bir şey yok.

Sonra Muharrem’in arabasına doluştuk. Anlayacağınız, daha yaylaya varmadan hikâyemiz “maceralı gidiş” kategorisine girdi.

Mangal, Muhabbet ve Mağdur Bulaşıkçı

Fırınoba ve Cami Boğaz yaylalarına vardığımızda manzara bildiğiniz ansiklopedi kapağı gibiydi. Duman tüten evler, bulutlara kafa tutan zirveler, oksijenden sarhoş eden çimenler… 

İlk iş mangal. Mangal deyince de sahneye çıkan tabii ki “Mangalcı Muharrem.” Etleri öyle bir pişirdi ki, kokuyu uzaktan alan köpekler bile “biz de masadayız” diye gelmeye kalktı. Masanın etrafında ise klasik muhabbet repertuarı:

Birisi eski aşk hikâyelerini “dağlara taşlara” diyerek bitiriyor.
Diğeri şehirdeki trafik çilesini yaylanın sessizliğiyle kıyaslıyor.
Üçüncüsü, “Burada elektrik kesilse fark etmez, yeter ki soba yansın” diye noktayı koyuyor.

Masayı kaldırmak? Onu da tabii ki Şenol Hoca’ya bıraktık. Ne de olsa her grubun bir “gönüllü mağduru” vardır.

King’in Yayla Versiyonu

Asıl meseleye gelelim: King oyunu. Normalde her cuma akşamı Rize’de “Tekno Mehmet”in kahveleri eşliğinde oynarız. Ama bu kez masayı yaylaya kurduk. Oyunda hırs, şans, taktik hepsi mevcut.

Mehmet, sanki Las Vegas’ta rulet çeviriyor gibi kâğıt açıyor. Bir diğer arkadaş Murat kaybedince hemen Küçük Emrah’a bağlanıyor; surat asık, fon müziği hazır. Biz geri kalanlar ise fazla renk vermiyoruz ama içten içe biliyoruz ki bu masa, bir aylık stresin tek reçetesi.

Gece olunca hava serinledi. Sobamız yanıyor, gökyüzü yıldızla dolu. Arkadaşlardan biri, “Ay var diyorlar ama hâlâ gelmedi” dedi. Sanırsınız Ay da bizi kıskanmış, gelmeye naz yapıyor.

Oyun sabah 04.30’a kadar sürdü. Yedi el oynadık, sonra herkes soba başında yere serildi. Ev 4+1’di ama biz Karadeniz usulü 7+1 yaşadık. Ben klasik formumda, iki saat uykuyla kalktım ve kahvaltıyı hazırladım: kavurmalı yumurta, muhlama… Masadan kimse aç kalkmadı.

Yayla Yürüyüşü ve Dağcı Doktor

Kahvaltı sonrası oyun yeniden başladı. Ben de Teoman’la yürüyüşe çıktım. Fakat Teoman’ın nefesi kesildi; geri döndük. Sonra enerjiyi Hüseyin Hoca’da buldum. Kendisi doktor ama aynı zamanda  ağrı dağına zirve yapmış bir profesyonel dağcı. Onunla yürüyüşte yayla başka türlü görünüyor: rüzgârın salladığı çiçekler, bulutların gölge oyunları… İnsan şehirdeki telaşını unutuyor.

Dönüş, Rövanş ve Bir Vefa

Pazar akşamı dönüş vakti geldi. Hepimiz aynı şeyi düşündük:
“Bu oyunun rövanşı şart!”
Şimdiden bir sonraki turnuvayı Gürcistan Mestia ya da Azerbaycan Karabağ’da planlıyoruz.

yayladan Maçka’ya doğru inerken radyoda Volkan Konak vardı.

Yaylada kuzular yayilmayınca
Sevdaluk olur mi sarilmayınca?
Aç kollaruni, sıkı sıkı boynuma dola
Neler olur belli mi ola?

Maçka’dan geçerken, yol kenarında 200 metre ötede yatan Kuzey’in oğlunu ziyaret ettik. Kabri başında sessizce durduk, duamızı ettik.
Allah rahmet eylesin.

Ve işin sonunda geriye şu soru kaldı:
“Yaylada olduğunuz sürece ne mi eksikti, neyi özlediniz?”
Cevap aslında yazının içinde gizli…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.