Hayrettin UZUN
Köşe Yazarı
Hayrettin UZUN
 

TÖVBE!..

Yanılmıyorsam 1968 yılı idi. 1966 yılından itibaren kışın Ankara’ da Ağabeyimin yanında kalıyor, yazın Rize’deki köyümüzde anne ve babamın yanına geliyordum. Bu gelişlerimde de köyümüzde bulunan Kuran kursuna devam ediyordum. Kuran kursumuzun karşısında köyümüzün genelde yaşlılarının toplanıp sabahtan akşama sohbet ettikleri bir kahvehane vardı. Yine bir sabah bu kahvenin önünde toplanıp sohbete başladıklarında, komşu köy olan Selimiye köyünden bir amca, bu masaya yaklaşıp selam verdikten sonra gülerek; -Arkadaşlar bu gece duydunuz mu? Aya giden uzay gemisi ve astronotlar başarıyla geri dönmüş, büyük okyanusa iniş yapmışlar, dedi. Bunun üzerine masada oturan Amcam, sandalyesinin kenarına dayamış olduğu bastonunu kaptığı gibi, adamcağızın kafasına indirdi. Adamcağız sendeleyerek yere düştü. Kafası yarılmıştı. Masadaki diğer amcalar fırlayıp adamcağızı yerden kaldırdı. Bir tanesi pantolonunun arka cebinden çıkardığı mendili başında kanayan yaranın üzerine bastırırken bir yandan da amcama ne yapıyorsun? be adam diye sitem ediyor, bir kısmı ise en yakın sağlık ocağına götürelim diye bağırıyordu. Amcam ise gayet sakin bir şekilde; +Ay dediğin nurdur nur. Allah’ın nurunu temsil ediyor. Gece ona bakıp bunu anlamıyor musunuz? Yok efendim gavurlar aya cıkmış mış da geri gelmiş. Bu münafıkta onların yalanlarını gelmiş utanmadan bize anlatıyor. Bizleri aptal yerine koyuyor… Bu konuda amcam haklı idi. Zira hocalarımızdan da daha önceleri buna benzer vaizleri bizzat duymuştum. Gavurlar ne yaparsa yapsın aya asla ulaşamazlar. Zira ay nurdur şeklinde… Aradan kısa bir süre geçti aya çıkışın kesinleştiği anlaşılınca ve ayın nur olmadığı ortay çıkınca bu seferde vaazların şekli ve içeriği değişti. Bizler aya çıkılamaz demedik. Bu zaten Kuran’da var. Gavurlar bunu Kuran’dan keşfetmiş de başarılı olmuşlar. Biz yedi kat göklere, yani Allah’ın yaşadığı kata ulaşamazlar demek istemiştik. Radyonun evlerde yaygınlaşmaya başladığı, Televizyonun henüz ülkemizde girmediği yıllarda yine bir vaazda aynen şu cümleleri duyuyorduk, Ey müminler bir moda bir hevestir aldı başını gidiyor. Nedir bu radyo merakı? her eve girmeye başladı. Evlerde türküler, şarkılar gırla gidiyor. Bu tam bir şeytan işi . Radyo olan eve melek girer mi? Diyeceksiniz ki hocam sizin evde var. Evet bizde bu alet sadece haber dinlemek için kullanılır. Siz bunun garantisini verebilir misiniz? Ya siz yokken evdekiler şeytana uyup bunu açarsa bu günahtan nasıl kurtaracaksınız? Yine bir amcam bu vaazdan sonra Öğretmen olan oğlunun eve aldığı radyoyu kırıp paramparça yaparak bir daha bu şeytan icadı bu eve giremez dedi. Böylece öbür,ebedi dünyasını garanti altına almıştı. Allah Rahmet Eylesin. İyi bir Müslüman’dı. Yine o yıllarda Ağabeyim Almanya’ya bir konferans için gitmiş, Dönüşünde bir ara köye de gelmişti. Söz konusu kahvenin önünde yaşlısı genci bir topluluk ona hem hoş geldin demek hem de sohbet etmek için toplandı. İçlerinden bir amcamız; E anlat bakalım, Ankara’ da Almanya’da neler var Ali evladım. Ağabeyimde Türkiye ile Almanya arsasında ki gelişmişlik farkını vurgulamak açısından kendisince o yıllarda ilginç olacağını düşündüğü bir anısını anlattı, Amcalar, gençler gittiğim Alman Eyaletinde uzun süre yağmur yağmadı. Tabi bu kuraklıktan bağ-bahçesi olan, tarım ürünleri eken çiftçiler etkilendi. Bunun üzerine Alman yetkililer Havaya gümüş iyon yüklü bir füze fırlattılar. Bir saat sonra hava bulutlandı ve yağmur yağmaya başladı. Daha konuşmasını tamamlamadan etrafında onunla sohbete gelenlerin çoğu gitmiş, neredeyse masada tek başına kalıvermişti. Gidenler giderken; -Şuna bak, bize Alman gâvurunun Allah’ın işine karıştığını anlatıyor. Yağmurun ne zaman yağacağına insanoğlumu karar veriyor. Allah ne zaman isterse o zaman yağdırır. Çok zor durumda kalırsan Allaha yalvar. Yağmur duasına çık. Bomba atmış da gök patlamış da tövbe-tövbe daha neler…  Geçenlerde bir gurup arkadaşla sohbet ederken bir tanesi dedi ki; -O kadar da değil bizim İslam coğrafyasında da çok değerli bilim adamları yetişmiştir. Mesela İbni Sina. Günümüzde hala etkisini sürdürmektedir.  İyide cancağızım sen İslam aleminde yetişen bilim adamlarının hayatını hiç okudun mu? Neler çekmişler. Diğer ülkelerde olsalar baş tacı yapılacak olan bu bir avuç insan dinsizlikle, Allah’ın işine karışmakla, kimileri sarhoş- içkici olmakla adeta iblislikle suçlanmışlardır. Bu günden geriye doğru bakılınca Müslüman coğrafyasında yetişmiş oldukları için gurur kaynağımız durumundalar.  Bir iki hafta önce Cuma namazında yine çok etkili bir hocamız anlatıyor; anlatmakla kalmıyor adeta ağlıyor; +Ey cemaati Müslimin; Bizleri mahvetmişler, perişan etmişler bizim Osmanlı döneminde İstanbul’da öylesine meşhur. Öylesine etkili ve dünya çapında üniversitelerimiz vardı ki Fıkıh’da, Kelam’da, Hadis’de dünyaya meydan okuyorduk. Dolaysıyla hocayla birlikte etkilendiğimiz için hepimiz, tüm cemaat ağlıyoruz. Osmanlıyı ortadan kaldıranları Allah’a havale ediyoruz!...  Demem o ki; bizim cenahta değişen bir şey yok. İlimmiş, bilimmiş rast gele. Geçenlerde bir yeğenim; Amca şu yaş çay motorlarını icat edenlerden ‘Allah Razı Olsun’ işimizi yüzde elli azalttı dedi.  Yine ağaç oyma sanatlarıyla uğraşan bir dostumuz; Gavurlar Müslümanlara kolaylık olsun diye ne aletler icat etmişler, dedi. Sizler ne düşünürsünüz bilemem amma bence; Çok şükür biz Müslümanlar, Allah’ın işine karışıp, gücendirecek icatlar yapmıyoruz değil mi?  İlimle-bilimle niye ilgilenmediğimizi şimdi daha iyi anlar oldum.  Not: 19 Temmuz Pazar günü akşam saat 17.00 da Kültür Park Altın salonda Daha önce Yüksekova’da nikahı kıyılıp sitemizde de yayınlanan Oğlum Oğuzhan için düğün törenimiz vardır.  Bu telaşa da ulaşamadığım, gözden kaçırıp bizzat çağıramadığım tüm dostlar davetlimdir.  Kalın Sağlıcakla!..  
Ekleme Tarihi: 07 Temmuz 2026 -Salı

TÖVBE!..

Yanılmıyorsam 1968 yılı idi. 1966 yılından itibaren kışın Ankara’ da Ağabeyimin yanında kalıyor, yazın Rize’deki köyümüzde anne ve babamın yanına geliyordum. Bu gelişlerimde de köyümüzde bulunan Kuran kursuna devam ediyordum. Kuran kursumuzun karşısında köyümüzün genelde yaşlılarının toplanıp sabahtan akşama sohbet ettikleri bir kahvehane vardı. Yine bir sabah bu kahvenin önünde toplanıp sohbete başladıklarında, komşu köy olan Selimiye köyünden bir amca, bu masaya yaklaşıp selam verdikten sonra gülerek;

-Arkadaşlar bu gece duydunuz mu? Aya giden uzay gemisi ve astronotlar başarıyla geri dönmüş, büyük okyanusa iniş yapmışlar, dedi. Bunun üzerine masada oturan Amcam, sandalyesinin kenarına dayamış olduğu bastonunu kaptığı gibi, adamcağızın kafasına indirdi. Adamcağız sendeleyerek yere düştü. Kafası yarılmıştı. Masadaki diğer amcalar fırlayıp adamcağızı yerden kaldırdı. Bir tanesi pantolonunun arka cebinden çıkardığı mendili başında kanayan yaranın üzerine bastırırken bir yandan da amcama ne yapıyorsun? be adam diye sitem ediyor, bir kısmı ise en yakın sağlık ocağına götürelim diye bağırıyordu. Amcam ise gayet sakin bir şekilde;

+Ay dediğin nurdur nur. Allah’ın nurunu temsil ediyor. Gece ona bakıp bunu anlamıyor musunuz? Yok efendim gavurlar aya cıkmış mış da geri gelmiş. Bu münafıkta onların yalanlarını gelmiş utanmadan bize anlatıyor. Bizleri aptal yerine koyuyor… Bu konuda amcam haklı idi. Zira hocalarımızdan da daha önceleri buna benzer vaizleri bizzat duymuştum. Gavurlar ne yaparsa yapsın aya asla ulaşamazlar. Zira ay nurdur şeklinde…

Aradan kısa bir süre geçti aya çıkışın kesinleştiği anlaşılınca ve ayın nur olmadığı ortay çıkınca bu seferde vaazların şekli ve içeriği değişti. Bizler aya çıkılamaz demedik. Bu zaten Kuran’da var. Gavurlar bunu Kuran’dan keşfetmiş de başarılı olmuşlar. Biz yedi kat göklere, yani Allah’ın yaşadığı kata ulaşamazlar demek istemiştik.

Radyonun evlerde yaygınlaşmaya başladığı, Televizyonun henüz ülkemizde girmediği yıllarda yine bir vaazda aynen şu cümleleri duyuyorduk, Ey müminler bir moda bir hevestir aldı başını gidiyor. Nedir bu radyo merakı? her eve girmeye başladı. Evlerde türküler, şarkılar gırla gidiyor. Bu tam bir şeytan işi . Radyo olan eve melek girer mi? Diyeceksiniz ki hocam sizin evde var. Evet bizde bu alet sadece haber dinlemek için kullanılır. Siz bunun garantisini verebilir misiniz? Ya siz yokken evdekiler şeytana uyup bunu açarsa bu günahtan nasıl kurtaracaksınız? Yine bir amcam bu vaazdan sonra Öğretmen olan oğlunun eve aldığı radyoyu kırıp paramparça yaparak bir daha bu şeytan icadı bu eve giremez dedi. Böylece öbür,ebedi dünyasını garanti altına almıştı. Allah Rahmet Eylesin. İyi bir Müslüman’dı.

Yine o yıllarda Ağabeyim Almanya’ya bir konferans için gitmiş, Dönüşünde bir ara köye de gelmişti. Söz konusu kahvenin önünde yaşlısı genci bir topluluk ona hem hoş geldin demek hem de sohbet etmek için toplandı. İçlerinden bir amcamız; E anlat bakalım, Ankara’ da Almanya’da neler var Ali evladım. Ağabeyimde Türkiye ile Almanya arsasında ki gelişmişlik farkını vurgulamak açısından kendisince o yıllarda ilginç olacağını düşündüğü bir anısını anlattı,

Amcalar, gençler gittiğim Alman Eyaletinde uzun süre yağmur yağmadı. Tabi bu kuraklıktan bağ-bahçesi olan, tarım ürünleri eken çiftçiler etkilendi. Bunun üzerine Alman yetkililer Havaya gümüş iyon yüklü bir füze fırlattılar. Bir saat sonra hava bulutlandı ve yağmur yağmaya başladı. Daha konuşmasını tamamlamadan etrafında onunla sohbete gelenlerin çoğu gitmiş, neredeyse masada tek başına kalıvermişti. Gidenler giderken;

-Şuna bak, bize Alman gâvurunun Allah’ın işine karıştığını anlatıyor. Yağmurun ne zaman yağacağına insanoğlumu karar veriyor. Allah ne zaman isterse o zaman yağdırır. Çok zor durumda kalırsan Allaha yalvar. Yağmur duasına çık. Bomba atmış da gök patlamış da tövbe-tövbe daha neler… 

Geçenlerde bir gurup arkadaşla sohbet ederken bir tanesi dedi ki;

-O kadar da değil bizim İslam coğrafyasında da çok değerli bilim adamları yetişmiştir. Mesela İbni Sina. Günümüzde hala etkisini sürdürmektedir. 

İyide cancağızım sen İslam aleminde yetişen bilim adamlarının hayatını hiç okudun mu? Neler çekmişler. Diğer ülkelerde olsalar baş tacı yapılacak olan bu bir avuç insan dinsizlikle, Allah’ın işine karışmakla, kimileri sarhoş- içkici olmakla adeta iblislikle suçlanmışlardır. Bu günden geriye doğru bakılınca Müslüman coğrafyasında yetişmiş oldukları için gurur kaynağımız durumundalar. 

Bir iki hafta önce Cuma namazında yine çok etkili bir hocamız anlatıyor; anlatmakla kalmıyor adeta ağlıyor;

+Ey cemaati Müslimin; Bizleri mahvetmişler, perişan etmişler bizim Osmanlı döneminde İstanbul’da öylesine meşhur. Öylesine etkili ve dünya çapında üniversitelerimiz vardı ki Fıkıh’da, Kelam’da, Hadis’de dünyaya meydan okuyorduk. Dolaysıyla hocayla birlikte etkilendiğimiz için hepimiz, tüm cemaat ağlıyoruz. Osmanlıyı ortadan kaldıranları Allah’a havale ediyoruz!... 

Demem o ki; bizim cenahta değişen bir şey yok. İlimmiş, bilimmiş rast gele. Geçenlerde bir yeğenim; Amca şu yaş çay motorlarını icat edenlerden ‘Allah Razı Olsun’ işimizi yüzde elli azalttı dedi.  Yine ağaç oyma sanatlarıyla uğraşan bir dostumuz; Gavurlar Müslümanlara kolaylık olsun diye ne aletler icat etmişler, dedi. Sizler ne düşünürsünüz bilemem amma bence; Çok şükür biz Müslümanlar, Allah’ın işine karışıp, gücendirecek icatlar yapmıyoruz değil mi?  İlimle-bilimle niye ilgilenmediğimizi şimdi daha iyi anlar oldum. 

Not: 19 Temmuz Pazar günü akşam saat 17.00 da Kültür Park Altın salonda Daha önce Yüksekova’da nikahı kıyılıp sitemizde de yayınlanan Oğlum Oğuzhan için düğün törenimiz vardır.  Bu telaşa da ulaşamadığım, gözden kaçırıp bizzat çağıramadığım tüm dostlar davetlimdir.  Kalın Sağlıcakla!..  
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.